<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Belçikalı Türklerin Günlük Haber Kaynağı</title>
        <link>https://www.belturkhaber.be/</link>
        <description>&quot;BelTürkHaber, Belçika,Türkiye ve dünyadan son dakika haberleri, güncel gelişmeler, ekonomi, siyaset, spor, teknoloji ve yaşam haberlerini tarafsız,doğru ve en hızlı bir şekilde sunar. &quot;</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>Ürolojide Robotik Cerrahinin Kullanım Alanı Hızla Genişliyor...</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/urolojide-robotik-cerrahinin-kullanim-alani-hizla-genisliyor-7469</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/urolojide-robotik-cerrahinin-kullanim-alani-hizla-genisliyor-7469</guid>
                <description><![CDATA[Tıp alanındaki gelişmelerin cerrahi yöntemleri de kökten değiştirdiğini belirten Özel Sağlık Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Şahin Kabay, son teknolojiye sahip robotik cerrahinin özellikle üroloji alanında öne çıktığını söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h2 style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Tıp alanındaki gelişmelerin cerrahi yöntemleri de kökten değiştirdiğini belirten Özel Sağlık Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Şahin Kabay, son teknolojiye sahip robotik cerrahinin özellikle üroloji alanında öne çıktığını söyledi.</span></span></span></span></span></h2>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Robotik cerrahi hakkında bilgi veren Kabay, “Robotik cerrahi, cerrahın ameliyatı bir konsol aracılığıyla yönettiği ileri teknoloji bir yöntemdir. Üç boyutlu yüksek çözünürlüklü görüntü ve hassas hareket kabiliyeti sayesinde klasik ameliyatlara göre çok daha kontrollü operasyonlar yapılmasını sağlar. Kullanım alanları oldukça geniştir ve her geçen gün de artmaktadır. En sık kullandığımız alanlardan biri prostat kanseridir. Bu hastalıkta uygulanan radikal prostatektomi ameliyatı robotik yöntemle oldukça başarılı sonuçlar vermektedir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif"><span style="font-size:medium"><strong>BİRÇOK HASTALIĞIN TEDAVİSİNDE KULLANILIYOR</strong></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">İyi huylu prostat büyümesinde de robotik cerrahinin kullanıldığına dikkat çeken Prof. Dr. Şahin Kabay, “Özellikle büyük prostatlarda robotik basit prostatektomi yani 'RAPA' yöntemi etkili bir şekilde uygulanmaktadır. Bu yöntem hastalar için güvenli ve konforlu bir seçenek sunar” dedi.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Robotik cerrahinin kadın hastalarda da etkin şekilde kullanıldığını dile getiren Kabay, “Kadınlarda idrar kaçırma ve pelvik organ sarkması gibi durumlarda robotik cerrahiden faydalanıyoruz. Özellikle Burch operasyonu ve sakrokolpopeksi gibi ameliyatlar robotik sistemlerle daha hassas şekilde yapılabiliyor” ifadelerini kullandı.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><br />
<span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><strong>BAŞARILI SONUÇLAR VERİYOR</strong></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000">Robotik cerrahinin diğer kullanım alanları hakkında da bilgi veren Prof. Dr. Şahin Kabay şöyle devam etti: “Böbrek kanserinde hem radikal nefrektomi hem de parsiyel nefrektomi ameliyatlarını robotik cerrahiyle başarıyla gerçekleştiriyoruz. Ayrıca böbreküstü bezi hastalıklarında da bu yöntem sıklıkla tercih ediliyor. Üreteropelvik bileşke darlığında yapılan piyeloplasti robotik cerrahinin en başarılı olduğu ameliyatlardan biridir. Bunun yanında üreterovezikal darlıklarda üreteroneosistostomi ve vezikoüreteral reflü tedavisinde de robotik yöntemleri kullanıyoruz.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000">Taş hastalıklarında genellikle farklı tedavi yöntemleri tercih ediliyor. Ancak bazı özel ve karmaşık vakalarda böbrek ve üreter taşlarının tedavisinde robotik cerrahi uygulanabiliyor”</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif"><span style="font-size:medium"><strong>AVANTAJ SAĞLIYOR</strong></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000">Prof. Dr. Şahin Kabay, robotik cerrahinin yüksek çözünürlüklü görüntüleme özelliği ve esnek hareket kabiliyeti nedeniyle hem doktorlara hem de hastalara bir çok avantaj sunduğunu altını çizerek, şunları söyledi: “Daha küçük kesiler, daha az kanama, daha kısa hastanede kalış süresi ve hızlı iyileşme en önemli avantajlardır. Ayrıca ameliyat sırasında sağlanan hassasiyet sayesinde komplikasyon oranları da azalıyor. Robotik cerrahinin ürolojideki kullanım alanları hızla genişliyor. Önümüzdeki yıllarda bu teknolojinin çok daha fazla hastalıkta standart tedavi haline gelmesini bekliyoruz. Bu gelişmeler hem cerrahlar hem de hastalar için oldukça umut verici”</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 13:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2026/04/urolojide-robotik-cerrahinin-kullanim-alani-hizla-genisliyor-1775579477.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Geçmeyen baş ağrısının nedeni diş sıkma olabilir!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/gecmeyen-bas-agrisinin-nedeni-dis-sikma-olabilir-7410</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/gecmeyen-bas-agrisinin-nedeni-dis-sikma-olabilir-7410</guid>
                <description><![CDATA[Geçmeyen baş ağrılarının nedeni bazen sanıldığı gibi nörolojik değil, diş sıkma olabiliyor. Özellikle sınav stresi yaşayan öğrenciler ve yüksek stresli işlerde çalışan kişilerde fark edilmeyen bu alışkanlık kronik baş ağrılarına yol açabiliyor!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Geçmeyen baş ağrılarının nedeni bazen sanıldığı gibi nörolojik değil, diş sıkma olabiliyor. Özellikle sınav stresi yaşayan öğrenciler ve yüksek stresli işlerde çalışan kişilerde fark edilmeyen bu alışkanlık kronik baş ağrılarına yol açabiliyor!</p>

<p><strong>Sınav stresi ve yüksek stresli meslekler diş sıkmayı tetikliyor</strong></p>

<p>Yapılan araştırmalar, kronik baş ağrısı yaşayan bazı kişilerde altta yatan nedenin diş sıkma ve çene kası problemleri olabileceğini gösteriyor. Diş Eti Hastalıkları ve Cerrahisi Uzmanı Dr. Dt. Çağdaş Çağlar Laçin’e göre toplumda her 5 kişiden birinde diş sıkma alışkanlığı görülebiliyor ve bu durum çoğu zaman fark edilmeden ilerleyebiliyor. Özellikle sınav stresi yaşayan öğrenciler ile yüksek stresli işlerde çalışan kişilerde bu risk daha belirgin hale geliyor.</p>

<p>Laçin, kronik baş ağrılarının her zaman nörolojik veya sinüs kaynaklı olmayabileceğine dikkat çekerek, yapılan tetkiklerin normal çıkmasına rağmen devam eden ağrılarda çene ve diş kaynaklı sorunların değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Baş ağrısının bazı kişilerde yaşam kalitesini ciddi şekilde düşüren kronik bir soruna dönüşebildiğini belirten Laçin şu değerlendirmede bulundu:</p>

<p>“Stres, uykusuzluk, göz yorgunluğu ve sinüs problemleri en bilinen nedenler arasında yer alıyor. Ancak tüm muayene ve tetkiklere rağmen açıklanamayan baş ağrılarında diş sıkma ve çene kası problemleri göz ardı edilmemeli. Özellikle yüksek stresli işlerde çalışan kişilerde ve sınav dönemindeki öğrencilerde bruksizm oldukça yaygın görülüyor. Son yıllarda stres düzeyinin artmasıyla bu şikayetlerde belirgin bir artış gözlemliyoruz.”</p>

<p><strong>Uyurken diş sıkmak baş ağrısının en sık görülen nedenlerinden biri</strong></p>

<p>Diş sıkma ve gıcırdatmanın çoğu zaman kişinin farkında olmadan, özellikle uyku sırasında gerçekleştiğini aktaran Laçin, bu durumun zamanla kas hafızasına yerleşerek gündüz saatlerinde de devam edebildiğini ifade etti.</p>

<p>“Dişler normalde yalnızca yemek yerken kuvvetli şekilde temas eder. Gün içinde üst ve alt dişler arasında istirahat pozisyonu dediğimiz bir boşluk bulunması gerekir. Sürekli temas kaslarda aşırı yüklenmeye yol açar. Bu da şakak, ense kökü, elmacık kemiği ve alın bölgesinde kronik baş ağrılarına neden olabilir.”</p>

<p>Dr. Laçin, ayrıca sabah yorgun uyanma, çene ekleminden ses gelmesi, diş hassasiyeti, kulak ağrısı ve diş eti birleşim bölgelerinde sızlama gibi şikâyetlerin de diş sıkmaya eşlik edebileceğini belirtti.<br />
&nbsp;</p>

<p><strong>Diş sıkmanın nedenleri ve belirtileri de dikkate alınmalı</strong></p>

<p>Diş sıkma probleminin tek bir nedene bağlı gelişmediğini ifade eden Laçin, stres, kaygı, yoğun yaşam temposu ve uyku düzensizliklerinin en sık görülen nedenler arasında yer aldığını söyledi. Bazı kişilerde horlama veya uyku apnesi gibi uyku bozukluklarının da diş sıkmayı tetikleyebildiğini belirten Laçin, hafif düzeyde bruksizmin her zaman tedavi gerektirmeyebileceğini ancak sık ve şiddetli görüldüğünde önemli sağlık sorunlarına yol açabileceğini vurguladı.</p>

<p>Dr. Laçin, diş sıkmanın çoğu zaman kişinin farkında olmadan geliştiğini belirterek şu bilgileri paylaştı:</p>

<p>“Uyku sırasında diş gıcırdatma veya sıkma sesleri, aşınmış ya da çatlamış dişler, diş hassasiyetinde artış, çene ve yüz bölgesinde ağrı, çene ekleminde zorlanma ya da kulakta herhangi bir problem olmamasına rağmen hissedilen ağrı bruksizmin önemli belirtileri arasında yer alıyor. Bu belirtileri yaşayan kişilerin diş hekimi muayenesini geciktirmemesi gerekir.”</p>

<p><strong>Diş sıkma tedavisiyle baş ağrıları kontrol altına alınabiliyor</strong></p>

<p>Tedavi sürecinin genellikle zor olmadığını belirten Laçin, doğru tanı sonrası kişiye özel hazırlanan okeson splinti uygulamasıyla çene kaslarının üzerindeki yükün azaltılabildiğini söyledi. Stres yönetimi, fizyoterapi uygulamaları ve bazı durumlarda botulinum toksin uygulamalarının da tedaviyi destekleyebileceğini dile getirdi.</p>

<p>Laçin, nedeni bulunamayan kronik baş ağrılarında yalnızca ağrının hissedildiği bölgeye odaklanmak yerine çene ve diş sağlığının da değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak şunları kaydetti:</p>

<p>“Erken teşhis hem baş ağrılarının azalmasını hem de diş ve çene sağlığının korunmasını sağlar. Uzun süredir nedeni bulunamayan baş ağrısı yaşayan kişilerin diş hekimi muayenesini ihmal etmemesi önemli.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 11:38:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2026/03/gecmeyen-bas-agrisinin-nedeni-dis-sikma-olabilir-1773160998.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Avrupa İlaç Kurumu, Kovid-19 ve grip için kombine aşıya onay verdi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/avrupa-ilac-kurumu-kovid-19-ve-grip-icin-kombine-asiya-onay-verdi-7384</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/avrupa-ilac-kurumu-kovid-19-ve-grip-icin-kombine-asiya-onay-verdi-7384</guid>
                <description><![CDATA[Avrupa İlaç Kurumu (EMA), ABD'li biyoteknoloji şirketi Moderna'nın Kovid-19 ve grip için geliştirdiği kombine aşının Avrupa'da pazarlanmasına onay verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:left">BRÜKSEL (AA) - Avrupa İlaç Kurumu (EMA), ABD'li biyoteknoloji şirketi Moderna'nın Kovid-19 ve grip için geliştirdiği kombine aşının Avrupa'da pazarlanmasına onay verdi.</p>

<p style="text-align:left">EMA'dan, Moderna'nın Kovid-19 ve grip için geliştirdiği kombine aşıya ilişkin yazılı açıklama yapıldı.</p>

<p style="text-align:left">Açıklamaya göre, EMA, Moderna'nın geliştirdiği aşının Avrupa'da pazarlanmasına izin verdi.</p>

<p style="text-align:left">Söz konusu aşı, Avrupa'da onaylanan ilk mRNA tabanlı kombine aşı oldu.</p>

<p style="text-align:left">Onay, 50 yaş ve üstündekileri kapsıyor. Yapılan klinik çalışmada, kombine aşıyı olan kişilerde oluşan bağışıklık yanıtının, grip ve Kovid-19 aşılarını ayrı ayrı yaptıran kişilerle benzer düzeyde olduğu belirtiliyor.</p>

<p style="text-align:left">Pazarlamanın başlaması için AB Komisyonu'nun da onayı gerekiyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 27 Feb 2026 15:41:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2026/02/avrupa-ilac-kurumu-kovid-19-ve-grip-icin-kombine-asiya-onay-verdi-1772226216.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ramazan’da Kilo Almadan Oruç Tutmak</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/ramazanda-kilo-almadan-oruc-tutmak-7376</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/ramazanda-kilo-almadan-oruc-tutmak-7376</guid>
                <description><![CDATA[İstanbul Rumeli Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Hatice Pınar Kural Enç, Ramazan ayında kilo artışının çoğu zaman irade eksikliğinden değil, metabolik ritmin bozulmasından kaynaklandığını; doğru planlanan sahur ve iftar düzeniyle bu sürecin kilo kontrolü açısından avantaja dönüştürülebileceğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:start"><strong>Ramazan’da Kilo Almadan Oruç Tutmak: Mesele İrade Değil, Metabolik Ritmi Korumak</strong></p>

<p style="text-align:start">İstanbul Rumeli Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Hatice Pınar Kural Enç, Ramazan ayında kilo artışının çoğu zaman irade eksikliğinden değil, metabolik ritmin bozulmasından kaynaklandığını; doğru planlanan sahur ve iftar düzeniyle bu sürecin kilo kontrolü açısından avantaja dönüştürülebileceğini söyledi.</p>

<p style="text-align:start">Ramazan ayı boyunca uzun süren açlık, vücudu enerji kullanımını yeniden düzenlediği bir adaptasyon sürecine sokuyor. Son yıllarda yaygınlaşan zaman kısıtlı beslenme modelleriyle birlikte oruç uygulamalarının bilimsel açıdan daha fazla incelendiğine dikkat çeken Enç, uzun açlık süresinin doğru yönetildiğinde metabolik esnekliği destekleyebildiğini; ancak asıl belirleyici unsurun açlığın süresinden çok iftar ve sahurda verilen beslenme sinyallerinin niteliği olduğunu ifade etti.</p>

<p style="text-align:start"><strong><strong>İftar Yükleme Değil, Dengeli Bir Geçiş Olmalı</strong></strong></p>

<p style="text-align:start">Uzun bir açlığın ardından ağır ve yüksek şeker içeriğiyle yapılan bir iftarın kan şekerinde ani dalgalanmalara yol açabildiğini ifade eden Enç, bunun daha fazla yeme isteğini tetikleyebildiğini ve yağ depolanmasını kolaylaştıran hormonal yanıtları artırabildiğini; bu nedenle iftarın bir “yükleme öğünü” gibi değil, metabolizmayı kademeli olarak devreye alan bir geçiş öğünü şeklinde planlanması gerektiğini, su, hurma ya da çorba gibi hafif başlangıçların sindirim sistemini rahatlatarak tokluk mekanizmalarının daha sağlıklı çalışmasına katkı sağladığını söyledi.</p>

<p style="text-align:start">Tokluk hissinin mide dolduğu anda değil, beynin bunu algılamasıyla oluştuğunu ve bu sürecin yaklaşık 15–20 dakika sürdüğünü hatırlatan Enç, hızlı tüketilen iftar öğünlerinin “doydum” sinyali oluşmadan fazla enerji alımına yol açabildiğini; yavaş yemek ve porsiyonları zamana yaymanın kilo kontrolünde temel bir strateji olduğunu aktardı.</p>

<p style="text-align:start"><strong>Sahur Metabolik Dengenin Temeli</strong></p>

<p style="text-align:start">Ramazan’da sahurun kilo kontrolü açısından kritik rol oynadığını belirten Enç, sahurun atlanmasının gün içinde değilse bile akşam saatlerinde daha yoğun bir açlıkla geri dönebildiğini ifade etti. Protein ve liften zengin bir sahur öğününün gün boyu tokluk süresini uzattığını, kan şekeri dalgalanmalarını sınırladığını ve iftarda porsiyon kontrolünü kolaylaştırdığını vurguladı.</p>

<p style="text-align:start"><strong>Gece Atıştırmaları ve Besin Kalitesi</strong></p>

<p style="text-align:start">Kilo artışının çoğu zaman tek bir ana öğünden değil, iftar sonrası geceye yayılan kontrolsüz atıştırmalardan kaynaklandığını dile getiren Enç, paketli atıştırmalıklar, şekerli içecekler ve rafine karbonhidrat ağırlığının arttığı durumlarda vücudun denge kurmak yerine depolamaya daha yatkın hale geldiğini söyledi. Tatlı tüketiminin porsiyon kontrolüyle ve daha hafif alternatiflerle sınırlandırılmasının daha dengeli bir yaklaşım olacağını kaydetti.</p>

<p style="text-align:start"><strong>Uyku ve Hareket de Denklemin Parçası</strong></p>

<p style="text-align:start">Beslenme biliminin artık yalnızca “ne yediğimizle” değil, “ne zaman yediğimizle” ve “nasıl dinlendiğimizle” de ilgilendiğini ifade eden Enç, Ramazan’da geç saatlere kayan öğünlerin ve azalan uyku süresinin iştah hormonları ve insülin yanıtı üzerinde değişikliklere yol açabildiğini belirtti. Bu nedenle uyku düzeninin korunmasının ve iftar sonrası yapılacak kısa yürüyüşlerle glukoz kullanımının desteklenmesinin metabolik denge açısından önemli olduğunu sözlerine ekledi.</p>

<p style="text-align:start">Enç’e göre Ramazan’da kilo kontrolü yalnızca porsiyon küçültmekle değil, metabolizmanın ritmini koruyacak küçük ama etkili alışkanlıklarla mümkün oluyor; dengeli bir sahur, kontrollü bir iftar, yeterli su tüketimi, düzenli uyku ve hafif fiziksel aktivite bu sürecin temel yapı taşlarını oluşturuyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 23 Feb 2026 20:44:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2026/02/ramazanda-kilo-almadan-oruc-tutmak-1771876577.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TEK BİR HAPLA MUCİZE YOK</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/tek-bir-hapla-mucize-yok-7366</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/tek-bir-hapla-mucize-yok-7366</guid>
                <description><![CDATA[Kadınların korkulu rüyası olan ve halk arasında "ağrılı yağlanma sendromu" olarak bilinen Lipödem hakkında en çok merak edilen konulardan biri ilaçla tedavi seçeneğidir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:start">Kadınların korkulu rüyası olan ve halk arasında "ağrılı yağlanma sendromu" olarak bilinen Lipödem hakkında en çok merak edilen konulardan biri ilaçla tedavi seçeneğidir. Estetik Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karacalar, lipödemde ilaç kullanımının sınırlarını, takviyelerin etkisini ve kesin çözüm yolunu anlattı.</p>

<p style="text-align:start">Lipödem hastalarının sıklıkla başvurduğu ilaç ve takviye yöntemleri hakkında bilgi veren Prof. Dr. Ahmet Karacalar, mevcut durumu şu sözlerle özetledi:</p>

<p style="text-align:start"><em><strong>"Onaylı Bir İlaç Yoktur"</strong></em></p>

<p style="text-align:start">"Bugün için lipödemi doğrudan ortadan kaldıran veya tedavi eden onaylı bir ilaç yoktur. Bu nedenle ilaç tedavisi destekleyici ve semptomları hafifletici amaçlarla kullanılabilir."</p>

<p style="text-align:start"><strong>Metformin ve Metabolik Durum</strong></p>

<p style="text-align:start">İnsülin direnci ilaçlarının kullanımı hakkında da konuşan Karacalar; "Metformin, lipödemin kendisini tedavi eden bir ilaç değildir. Ancak insülin direnci, PCOS veya metabolik sendrom eşlik ediyorsa tedavi planının bir parçası olabilir. Karar kişiye özel ve uzman hekim değerlendirmesi ile verilmelidir" dedi.</p>

<p style="text-align:start"><strong>Bromelain ve Beslenme Etkisi</strong></p>

<p style="text-align:start">Ödem ve yangı (enflamasyon) için sıkça kullanılan takviyelere değinen Prof. Dr. Karacalar şunları kaydetti:</p>

<p style="text-align:start">"Bromelain yangı azaltıcı etkisi ile hassasiyette azalma sağlayabilir. Protein yıkıcı etkisi nedeniyle doku sertliğini azaltabileceği düşünülmektedir; ancak bu konuda güçlü klinik kanıt yoktur. Benzer bir şekilde ananas yedikten sonra bazı yemeklerin tadı geçici olarak farklı algılanabilir. Bu içindeki bromelainin proteinleri parçalaması nedeniyledir. Dil yüzeyindeki protein yapılarını parçalar ve tad değişir. Flavoidler, kurkumin ve selenyum da yangı azaltıcı etkisi nedeniyle kullanımı mümkündür."</p>

<p style="text-align:start"><strong>Hormon Tedavisi Çözüm mü?</strong></p>

<p style="text-align:start">Hormonal yaklaşımları da değerlendiren Karacalar; "Bioeşdeğer hormon replasmanı, [ahmetkaracalar.com/lipodem/]lipödemi tedavi eden bir yöntem değildir. (Kaynak: https://ahmetkaracalar.com/lipodem/)<br />
Hormonal dengesizlik olan menopoz ve perimenopoz dönemindeki kadınlarda destekleyici rol oynayabilir" ifadelerini kullandı.</p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 19 Feb 2026 08:38:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2026/02/tek-bir-hapla-mucize-yok-1771534576.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hareketsizlik, Alkol ve Sigara, Kolon Kanseri Riskini Artırıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/hareketsizlik-alkol-ve-sigara-kolon-kanseri-riskini-artiriyor-7359</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/hareketsizlik-alkol-ve-sigara-kolon-kanseri-riskini-artiriyor-7359</guid>
                <description><![CDATA[Kolon kanserinin erken dönemde saptanabilen ve tedavi edilebilen bir hastalık olduğunu belirten Özel Sağlık Hastanesi Gastroentereloji Uzmanı Dr. Seda Akkaya, 50 yaş üstündeki kişilerde tarama yapılması gerektiğine dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:start">Dünyada olduğu gibi ülkemizde de sık rastlanan kanser türlerinden biri olan kolon kanserinde erken tanı hayat kurtarıyor.</p>

<p style="text-align:start">Kolon kanserinin erken dönemde saptanabilen ve tedavi edilebilen bir hastalık olduğunu belirten Özel Sağlık Hastanesi Gastroentereloji Uzmanı Dr. Seda Akkaya, 50 yaş üstündeki kişilerde tarama yapılması gerektiğine dikkat çekti.</p>

<p style="text-align:start"><strong>50 YAŞIN ÜSTÜNDEKİLERE TARAMA YAPILMALI</strong></p>

<p style="text-align:start">Akkaya, “Kolon kanseri, kalın bağırsak ve rektumda gelişen ve erken tanı konulduğunda da tedavi edilebilen bir hastalıktır. 50 yaşın üstünde kişilerde hiçbir şikayet olmasa dahi mutlaka kolon kanseri için tarama gerekiyor. Hareketsiz yaşam, fiziksel aktivite eksikliği, obezite, sigara, alkol, sağlıksız beslenme gibi faktörler kolon kanseri riskini artırıyor. Ailesinde birinci derece yakınında bağırsak kanseri olanlar ve bağırsak polipi öyküsü olanlara mutlaka yaşı beklemeden bir tarama yapılmalı. Kolon kanseri taramalarında kolonoskopi, erken tanı ve koruyucu tedavi açısından altın standart yöntem olup, kanserleşme potansiyeli olan poliplerin erken dönemde tespit edilmesini sağlar” diye konuştu.</p>

<p style="text-align:start"><strong>UZMAN HEKİME BAŞVURUN</strong></p>

<p style="text-align:start">Açıklanamayan kilo kaybı ve demir eksikliğinin de önemli belirtiler arasında yer aldığını hatırlatan Özel Sağlık Hastanesi Gastroentereloji Uzmanı Dr. Seda Akkaya, şunları söyledi: “Bunun dışında bir de alarm semptomları dediğimiz, mutlaka doktora başvurulması gereken semptomlar bulunuyor. Bunlar, dışkıda kan görülmesi, karın ağrısı, açıklanamayan kilo kaybı, uzun süren kabızlık, ishal ya da dışkılama değişikliğinin olması olarak sıralanabilir. Eğer kanda açıklanamayan bir demir eksikliği ve bir kansızlık durumu varsa yine mutlaka doktora başvurulması gerekmektedir. Bu belirtilere sahipseniz mutlaka vakit kaybetmeden bir uzman hekime başvurulması ve gerekli tanı ve tedavilere başlanması önemlidir”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 16 Feb 2026 09:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2026/02/hareketsizlik-alkol-ve-sigara-kolon-kanseri-riskini-artiriyor-1771257066.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Her Bel Ağrısı Fıtık Değildir</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/her-bel-agrisi-fitik-degildir-7352</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/her-bel-agrisi-fitik-degildir-7352</guid>
                <description><![CDATA[İstanbul Rumeli Üniversitesi Gerontoloji Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Nursel Öziri, bel ağrılarının büyük bölümünün yaşam tarzı, kas dengesi ve günlük alışkanlıklarla ilişkili olduğunu vurgulayarak, gereksiz hareketsizlik ve yanlış egzersizlerin iyileşme sürecini olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:start"><strong><span style="color:inherit; font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif; font-size:10pt">Bel ağrısında doğru bilinen yanlışlara uzman uyarısı: MR sonucu değil, bütüncül değerlendirme önemli</span></strong></p>

<p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:start"><span style="color:inherit; font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif; font-size:10pt">Bel ağrısı toplumda çoğu zaman bel fıtığıyla eş anlamlı görülse de uzmanlara göre her ağrının altında yapısal bir sorun yatmıyor. İstanbul Rumeli Üniversitesi Gerontoloji Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Nursel Öziri, bel ağrılarının büyük bölümünün yaşam tarzı, kas dengesi ve günlük alışkanlıklarla ilişkili olduğunu vurgulayarak, gereksiz hareketsizlik ve yanlış egzersizlerin iyileşme sürecini olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekti.</span></p>

<p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:start"><strong><span style="color:inherit; font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif; font-size:10pt"><img alt="bel agrısı" src="https://www.belturkhaber.be/public/images/detay/bel_agr%C4%B1s%C4%B1.jpg" style="float:left; height:427px; width:640px" />Bel ağrısı toplumda yaygın, ancak yanlış biliniyor</span></strong><br />
<span style="color:inherit; font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif; font-size:10pt">Günümüzde her yaş grubunda sık görülen bel ağrısı, yaşam kalitesini doğrudan etkileyen önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Araştırmalar, bireylerin yaşamları boyunca bel ağrısı yaşama oranının yüzde 70’in üzerinde olduğunu ortaya koyuyor. Buna rağmen toplumda bel ağrısı çoğu zaman doğrudan bel fıtığıyla ilişkilendiriliyor. Oysa bilimsel veriler, bel ağrılarının büyük bölümünün “spesifik olmayan bel ağrısı” olarak tanımlandığını ve tek bir yapısal nedene bağlanamadığını gösteriyor.</span></p>

<p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:start"><span style="color:inherit; font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif; font-size:10pt">Dr. Öğr. Üyesi Nursel Öziri, kas-iskelet sistemi sorunları, hareketsiz yaşam, stres, uyku düzeni ve fiziksel kondisyon gibi birçok faktörün bel ağrısının oluşumunda birlikte rol oynadığını belirtiyor. Bel fıtığının ise genellikle bacağa yayılan ağrı, uyuşma, karıncalanma ve kas gücünde azalma gibi sinir kökü bulgularıyla kendini gösterdiğini ifade ediyor.</span></p>

<p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:start"><strong><span style="color:inherit; font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif; font-size:10pt">MR sonucu her zaman ağrının nedeni değildir</span></strong><br />
<span style="color:inherit; font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif; font-size:10pt">Görüntüleme yöntemlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte bel ağrısı yaşayan birçok kişiye MR çekildiğini belirten Öziri, MR raporlarında görülen her fıtık bulgusunun ağrının kaynağı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurguluyor. Yapılan çalışmaların, hiçbir şikâyeti olmayan kişilerde bile disk taşması ve dejeneratif değişikliklerin görülebildiğini ortaya koyduğunu belirten Öziri, tanının yalnızca görüntüleme ile değil klinik değerlendirme ile konulması gerektiğini ifade ediyor.</span></p>

<p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:start"><strong><span style="color:inherit; font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif; font-size:10pt">Hareketten kaçınmak iyileşmeyi geciktiriyor</span></strong><br />
<span style="color:inherit; font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif; font-size:10pt">Toplumda yaygın olan “ağrı varsa hareket edilmemeli” düşüncesinin yanlış olduğuna dikkat çeken Öziri, kontrollü ve doğru planlanmış hareketin iyileşme sürecini desteklediğini söylüyor. Karın, bel ve kalça çevresini kapsayan core kaslarının güçlendirilmesinin omurga stabilitesini artırdığını belirten Öziri, fizyoterapist eşliğinde uygulanan klinik pilates temelli egzersizlerin bel ağrısının azaltılmasında etkili olduğunu ifade ediyor. Günlük yaşamda doğru postür alışkanlıklarının kazanılması da bel sağlığının korunmasında kritik rol oynuyor. Uzun süre oturmak, telefona eğilerek bakmak ve ergonomik olmayan çalışma koşulları omurga üzerindeki yükü artırıyor.</span></p>

<p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:start"><strong><span style="color:inherit; font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif; font-size:10pt">Bel kıtlatma geçici rahatlama sağlayabilir</span></strong><br />
<span style="color:inherit; font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif; font-size:10pt">Sosyal medyada sıkça karşılaşılan manuel manipülasyon uygulamalarının bazı kişilerde kısa süreli rahatlama sağlayabileceğini belirten Öziri, bu yöntemlerin tek başına kalıcı çözüm olmadığını ve mutlaka uzman fizyoterapistler tarafından uygulanması gerektiğini vurguluyor. Kalıcı iyileşmenin egzersiz ve rehabilitasyon programlarıyla mümkün olduğunu ifade ediyor.</span></p>

<p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:start"><strong><span style="color:inherit; font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif; font-size:10pt">Her egzersiz herkese uygun değil</span></strong><br />
<span style="color:inherit; font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif; font-size:10pt">Her bireyin kas yapısı, hareket kapasitesi ve yaşam koşullarının farklı olduğuna dikkat çeken Öziri, standart egzersiz programlarının herkeste aynı sonucu vermediğini belirtiyor. Bel ağrısı yaşayan bireylerin doğrudan genel spor programlarına yönelmesinin riskli olabileceğini ifade eden Öziri, fizyoterapistlerin bireyi bütüncül olarak değerlendirerek kişiye özel rehabilitasyon programı oluşturmasının önemine işaret ediyor. Bel ağrılarının visseral, somatik ya da mekanik nedenlerle ortaya çıkabileceğini, bu nedenle değerlendirme sürecinin fiziksel olduğu kadar psikososyal faktörleri de kapsaması gerektiğini belirtiyor.</span></p>

<p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:start"><strong><span style="color:inherit; font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif; font-size:10pt">Bu belirtiler varsa gecikmeden doktora başvurulmalı</span></strong><br />
<span style="color:inherit; font-family:&quot;Segoe UI&quot;,sans-serif; font-size:10pt">İdrar veya dışkı kontrolünde bozulma, ilerleyici bacak güçsüzlüğü, parmak ucu ya da topukta yürüyememe, travma sonrası gelişen ağrı, gece artan veya gün içinde hiç azalmayan ağrı gibi durumlarda vakit kaybetmeden hekime başvurulması gerektiği vurgulanıyor.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 12 Feb 2026 10:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2026/02/her-bel-agrisi-fitik-degildir-1770913506.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gözde Yanma, Sulanma ve Kaşıntı Varsa Demodex Parazitine Dikkat !</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/gozde-yanma-sulanma-ve-kasinti-varsa-demodex-parazitine-dikkat-7322</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/gozde-yanma-sulanma-ve-kasinti-varsa-demodex-parazitine-dikkat-7322</guid>
                <description><![CDATA[Kaşkaloğlu Göz Hastanesi Kurucusu Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu, kirpik diplerinde yaşayan demodex adlı parazitin, kuru göz hastalığına neden olabileceği konusunda uyarıda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:20px"><span style="color:#000000 !important"><span style="font-size:20px"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="color:#242424"><span style="background-color:#ffffff"><strong>Gözde Yanma, Sulanma ve Kaşıntı Varsa Demodex Parazitine Dikkat !</strong></span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000 !important">Kaşkaloğlu Göz Hastanesi Kurucusu Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu, kirpik diplerinde yaşayan demodex adlı parazitin, kuru göz hastalığına neden olabileceği konusunda uyarıda bulundu.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000 !important">Bu parazitin bir hijyen eksikliği nedeniyle değil, doğal olarak ciltte bulunduğunu dile getiren Kaşkaloğlu, mikroskobik inceleme sonucunda doğru tanı ve tedavi yönteminin belirlendiğini söyledi.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000 !important"><strong>ÇAY AĞACI EKSTRESİ İYİ GELİYOR</strong></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000 !important">Hastalık hakkında bilgi veren Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu, “Demodex paraziti, insanlarda özellikle kirpik diplerinde yaşayan mikroskobik bir akar türüdür. Genellikle kirpik dibi iltihabı, kaşıntı, kızarıklık, gözde yabancı cisim hissi ve kirpik dökülmesi gibi şikayetlere neden olabilir. Demodex, kirpik dibindeki buradaki yağları yediği için gözyaşının özelliğini bozuyor. Bu özellik bozulunca da gözyaşı gözde iyi tutunmadığı için hastada kuru göz şikayetleri oluşuyor. Bu aşamada kuru göz tedavisine başlıyoruz. Yapay gözyaşı veriyoruz. Hastalar, çay ağacı ekstresi olan ilaçlardan da çok fayda görüyor. Bu kişilere içinde çay ağacı ekstresi olan mendil ve şampuanlar öneriyoruz” diye konuştu.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000 !important"><strong>UZMAN HEKİME GÖRÜNÜN</strong></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000 !important">Hastayı ilk tedaviden bir ay sonra kontrole çağırdıklarını kaydeden Kaşkaloğlu sözlerini şöyle sürdürdü: "Bir ay sonunda eğer Demodex gitmemişse IPL ve ışık tedavisi (low level light) uyguluyoruz. İnsanların aklına hemen bu bir hijyen sorunu mu? diye gelebilir. Bu zaten ciltte yaşayan bir parazit. Hijyenle bir ilgisi yok. Eğer gözünüzde yanma, batma, bulanık görme, sulanma gibi şikayetler varsa mutlaka bir uzman hekime başvurmanızı öneriyoruz”</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 28 Jan 2026 12:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2026/01/gozde-yanma-sulanma-ve-kasinti-varsa-demodex-parazitine-dikkat-1769615598.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Belçika&#039;da solunum yolu enfeksiyonlarında &quot;turuncu&quot; alarm</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/belcikada-solunum-yolu-enfeksiyonlarinda-turuncu-alarm-7297</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/belcikada-solunum-yolu-enfeksiyonlarinda-turuncu-alarm-7297</guid>
                <description><![CDATA[Belçika’da solunum yolu enfeksiyonlarındaki artış nedeniyle ülke genelinde turuncu alarm (Code Orange) seviyesi uygulanıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:left">BRÜKSEL (AA) - Belçika’da solunum yolu enfeksiyonlarındaki artış nedeniyle ülke genelinde turuncu alarm (Code Orange) seviyesi uygulanıyor.</p>

<p style="text-align:left">Federal Sağlık Bakanlığından alınan bilgiye göre, Belçika Risk Yönetimi Grubu (RMG), kış aylarında grip ve diğer solunum yolu virüslerinin yayılımının hızlanması ve sağlık sistemi üzerindeki baskının artması nedeniyle uyarı seviyesini sarıdan turuncuya yükseltti.</p>

<p style="text-align:left">Federal sağlık yetkilileri, özellikle ateş, öksürük ve boğaz ağrısı gibi belirtiler gösteren kişilerin evde kalmasını, semptomların başlangıcından itibaren en az beş gün boyunca maske takmasını ve kalabalık kapalı alanlarda maske kullanmasını tavsiye ediyor.</p>

<p style="text-align:left">Turuncu kod uyarısı, ülkenin kış virüs dönemi boyunca vaka sayılarındaki eğilim ve sağlık sisteminin kapasitesine göre değerlendirilerek sürdürülüyor.</p>

<p style="text-align:left">Belçika’da solunum yolu enfeksiyonlarının yayılımını değerlendirmek ve halk sağlığı önlemlerini yönlendirmek amacıyla 2023 yazında hayata geçirilen "Respi-Radar" sistemi, yeşil, sarı, turuncu ve kırmızı olmak üzere dört risk seviyesi üzerinden viral dolaşımı ve sağlık sistemi üzerindeki baskıyı takip ediyor</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 22 Jan 2026 09:24:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2026/01/belcikada-solunum-yolu-enfeksiyonlarinda-turuncu-alarm-1769100011.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KİLO VEREMİYORSANIZ SUÇLU İRADENİZ DEĞİL, LİPÖDEM OLABİLİR</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/kilo-veremiyorsaniz-suclu-iradeniz-degil-lipodem-olabilir-7272</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/kilo-veremiyorsaniz-suclu-iradeniz-degil-lipodem-olabilir-7272</guid>
                <description><![CDATA[Diyete ve spora rağmen bacaklarınız, kollarınız veya basen bölgeniz incelmiyor mu? Tartıda kilo verseniz bile vücudunuzdaki orantısızlık düzelmiyor mu? Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karacalar, bu durumun irade zayıflığı değil, genetik kodlarımızda saklı "Lipödem Hastalığı" olabileceğini açıkladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Diyete ve spora rağmen bacaklarınız, kollarınız veya basen bölgeniz incelmiyor mu? Tartıda kilo verseniz bile vücudunuzdaki orantısızlık düzelmiyor mu? Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karacalar, bu durumun irade zayıflığı değil, genetik kodlarımızda saklı "Lipödem Hastalığı" olabileceğini açıkladı. “Hatta mide küçültme operasyonu sonrası bile hastanın bedeni incelirken, lipödemli yağın gitmediğini görüyoruz.</p>

<p>İlkel çağlardan gelen "Hayatta Kalma" geni lipödemin kökenine dair çarpıcı bir tespitte bulunan Prof. Dr. Karacalar, hastalığı evrimsel bir bakış açısıyla şöyle değerlendirdi: " Lipödem, ilkel çağlarda yiyeceğin yeterince bulunamadığı dönemlerde, bazı yağları aşırı dirençli hale getiren bir genin sonucudur. O dönemde bu mekanizma, kadının zayıflamasını engelleyerek çocuğun bakımı için dirençli bir bedene sahip olmasını sağlıyordu. Ancak modern dünyada bu genetik miras, karşımıza ciddi bir sağlık ve estetik sorunu olarak çıkıyor.</p>

<p><strong>Hormonal Kilit ve Lenfatik Durgunluk </strong></p>

<p>Bu yağ birikiminin kaloriye değil hormonlara bağlı olduğunu belirten Karacalar, sürecin biyolojik mekanizmasını şöyle açıkladı: "Yağ dokusu dolaşımın kötü olduğu bölgelere yerleştiği için kolay cevap vermez. Ayrıca büyüyen yağ hücreleri lenfatik durgunluğa neden olabilir. Protein açısından zengin doku sıvısının birikmesi, drenajı daha da kötüleştirir ve kısır döngü yeniden başlar."</p>

<p><strong>Yeme Bozukluklarına Yol Açabilir </strong></p>

<p>Tanı konulmamış hastalarda sürekli yeni diyet denemeleri ve başarısızlıkların büyük bir psikolojik yıkım yarattığını belirten Prof. Dr. Ahmet Karacalar, "Bu durum hastalarda başta yeme bozuklukları (tepkisel yeme atakları) olmak üzere ciddi psikolojik sorunlara, hatta ileri durumlarda anoreksiya bozukluğuna neden olabilmektedir" uyarısında bulundu.</p>

<p><strong>Kronik İltihaplanma ve Tiroid İlişkisi </strong></p>

<p>Prof. Dr. Karacalar, lipödemli kişilerin yağ dokusunda kronik iltihaplanma yaşandığını, bunun da vücudun yağ yakma yeteneğini etkilediğini belirtti. Karacalar ayrıca, yağ metabolizmasını etkileyen tiroid sorunlarının lipödem hastalarında sıklıkla görüldüğünü ve sorunu ciddileştirdiğini ifade etti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 12 Jan 2026 08:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2026/01/kilo-veremiyorsaniz-suclu-iradeniz-degil-lipodem-olabilir-1768223358.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kronik Ağrıya Dikkat</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/kronik-agriya-dikkat-7265</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/kronik-agriya-dikkat-7265</guid>
                <description><![CDATA[Atabay Medikal Direktörü Uzman Dr. Murat Yaycı, kronik ağrıların uzun vadede hipertansiyon gelişimiyle ilişkili olabileceğini söyledi. Dr. Yaycı, “Yeni bilimsel veriler, kronik ağrının yüksek tansiyon için bağımsız bir risk faktörü olabileceğini gösteriyor” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h3><strong>Atabay Medikal Direktörü Uzman Dr. Murat Yaycı, kronik ağrıların uzun vadede hipertansiyon gelişimiyle ilişkili olabileceğini söyledi. Dr. Yaycı, “Yeni bilimsel veriler, kronik ağrının yüksek tansiyon için bağımsız bir risk faktörü olabileceğini gösteriyor” dedi.</strong></h3>

<p style="text-align:start">Hipertansiyon dergisinde yayımlanan ve yaklaşık 207 bin yetişkin bireyin değerlendirildiği&nbsp;<strong>“Kronik Ağrı, Hipertansiyonun Potansiyel Bir Nedeni (Chronic Pain Emerges as a Potential Driver of Hypertension)”</strong>&nbsp;başlıklı çalışmada, kronik ağrı ile hipertansiyon gelişimi arasındaki ilişki uzun süreli takip verileriyle incelendi.</p>

<p style="text-align:start">Çalışmada; yaş, cinsiyet, sigara ve alkol kullanımı, kolesterol ve kan şekeri düzeyleri ile bazı ilaç kullanımları gibi faktörler dikkate alınarak yapılan analizler sonucunda, kronik ağrının bu değişkenlerden bağımsız olarak hipertansiyon riskini artırdığı gösterildi. Uzman Dr. Murat Yaycı, çalışmada elde edilen sonuçlara dikkat çekerek şu değerlendirmede bulundu: “Ağrının süresi ve vücutta yaygınlığı arttıkça, hipertansiyon gelişme riskinin de anlamlı şekilde arttığı görülüyor.”</p>

<p style="text-align:start"><strong>Şiddetli seyreden kronik ağrılarda risk daha yüksek</strong></p>

<p style="text-align:start">Çalışmanın sonuçlarına göre; kısa süreli ağrısı olan bireylerde, vücudun belirli bölgelerinde kronik ağrı yaşayanlarda, yaygın ve uzun süreli kronik ağrısı bulunanlarda hipertansiyon gelişme riski, bu sorunları yaşamayan bireylere kıyasla artış gösteriyor. Özellikle birden fazla vücut bölgesini etkileyen ve şiddetli seyreden kronik ağrılarda riskin daha yüksek olduğuna dikkat çekilen araştırmada, kronik ağrının vücutta etkilediği alan sayısı arttıkça hipertansiyon riskinin de arttığı, bu durumun doz–yanıt ilişkisine işaret ettiği belirtiliyor.</p>

<p style="text-align:start"><strong>Depresyon önemli bir aracı faktör</strong></p>

<p style="text-align:start">Çalışmada ayrıca kronik ağrı ile hipertansiyon arasındaki ilişkinin bir bölümünün depresyon aracılığıyla ortaya çıktığı gösterildi. Analizler, bu ilişkinin yaklaşık %11,7’sinin depresyonla ilişkili olduğunu ortaya koyuyor. Uzman Dr. Murat Yaycı bu bulguya ilişkin, “Kronik ağrı yaşayan bireylerde depresyonun sık görülmesi, ağrı ve hipertansiyon arasındaki ilişkinin anlaşılmasında önemli bir faktör olarak öne çıkıyor” ifadelerini kullandı.</p>

<p style="text-align:start"><strong>Ağrı ve hipertansiyon arasında çift yönlü bir ilişki olabilir</strong></p>

<p style="text-align:start">Makalenin uzman yorumlarında, bazı kronik ağrı türlerinin sempatik sinir sistemini<br />
aktive ederek kan basıncını artırabileceği belirtiliyor. Öte yandan hipertansiyonun da<br />
uyku bozuklukları ve psikiyatrik durumlarla ilişkili olduğu, bu durumların kronik ağrı ile<br />
çift yönlü bir etkileşim içinde olabileceği ifade ediliyor. Bilimsel veriler, kronik ağrının yalnızca geçici bir yakınma olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ve uzun vadede hipertansiyon gelişimiyle ilişkili olabileceğini gösteriyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 07 Jan 2026 16:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2026/01/kronik-agriya-dikkat-1767806661.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Prostat Kanseri, Erken Teşhis ile Kontrol Altında</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/prostat-kanseri-erken-teshis-ile-kontrol-altinda-7142</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/prostat-kanseri-erken-teshis-ile-kontrol-altinda-7142</guid>
                <description><![CDATA[Özel Sağlık Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Erem Asil, erkeklerde en sık görülen kanser türlerinden biri olan prostat kanserinin erken tanı sayesinde tamamen tedavi edilebildiğini belirtti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:start">Özel Sağlık Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Erem Asil, erkeklerde en sık görülen kanser türlerinden biri olan prostat kanserinin erken tanı sayesinde tamamen tedavi edilebildiğini belirtti.</p>

<p style="text-align:start">Prostat kanserinin her zaman belirti vermediğine dikkat çeken Doç. Dr. Erem Asil, "Sık idrara çıkma, idrarda yanma, kanama ya da menide kan görülmesi prostat kanserinde karşılaştığımız şikayetlerdir. Hastalığın erken çevrelerinde hiçbir şikayet olmayabilir. Tarama amaçlı yapılan PSA değerinin yüksek çıkması durumunda öncelikle multiparametrik prostat MR görüntüleme yapıyoruz; MR'da şüpheli lezyon saptanırsa MR füzyon prostat biyopsisi ile tanıyı kesinleştiriyoruz” diye konuştu.</p>

<p style="text-align:start">50 yaş üzerindeki erkeklerin yılda bir kez PSA testi yaptırması çok önemli olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Asil “Ailesinde prostat kanseri öyküsü bulunan erkeklerde ise bu taramalara 45 yaşından itibaren başlanmalıdır. Erken tanı konulan prostat kanseri, günümüzde tamamen tedavi edilebilir bir hastalıktır. Belirtiler ortaya çıkmadan yapılan kontroller hayat kurtarır" ifadelerini kullandı.</p>

<p style="text-align:start"><strong>ROBOTİK CERRAHİ İLE DAHA KONFORLU VE BAŞARILI TEDAVİ</strong></p>

<p style="text-align:start">Prostat kanseri tedavisinde modern yöntemlerin ön plana çıktığını belirten Doç. Dr. Erem Asil, robotik cerrahinin hem ameliyat başarısını artırdığını hem de hastaların yaşam kalitesini koruduğunu vurguladı.</p>

<p style="text-align:start">Doç. Dr. Asil, şöyle devam etti: "Robotik cerrahi, küçük kesilerden girilerek gerçekleştirilen yüksek hassasiyetli bir ameliyat yöntemidir. Geleneksel açık veya laparoskopik cerrahinin sınırlarını aşarak karmaşık operasyonların güvenle yapılmasına olanak tanır. Küçük kesi sayesinde hastada travma ve kan kaybı, minimuma iner; iyileşme süreci hızlanır ve kişi daha kısa sürede normal yaşamına döner. Gözde Grubu bünyesindekiÖzel Sağlık Hastanesi olarak, bu ileri teknoloji sayesinde prostat kanseri ameliyatlarını yüksek başarı oranlarıyla gerçekleştirmekteyiz”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 04 Nov 2025 16:23:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2025/11/prostat-kanseri-erken-teshis-ile-kontrol-altinda-1762273636.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Katarakt Tedavisinde Femtosaniye Lazer Yöntemi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/katarakt-tedavisinde-femtosaniye-lazer-yontemi-7115</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/katarakt-tedavisinde-femtosaniye-lazer-yontemi-7115</guid>
                <description><![CDATA[Kaşkaloğlu Göz Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, kataraktın yaşlanmaya bağlı olarak herkeste görülebileceğini belirterek, tedavide femtosaniye lazer ameliyatının başarılı sonuçlar verdiğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000">Kaşkaloğlu Göz Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, kataraktın yaşlanmaya bağlı olarak herkeste görülebileceğini belirterek, tedavide femtosaniye lazer ameliyatının başarılı sonuçlar verdiğini söyledi.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000">Uzun yaşam süresine bağlı olarak herkeste katarakt gelişmesinin mümkün olduğunu dile getiren Asena, “Bu süreç kişinin genel sağlık durumuna bağlı olarak değişiklik gösterebiliyor” dedi.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000">Kataraktın vücudumuzdaki yaşlanma sürecine ortaya bağlı olarak çıktığına dikkat çeken Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, “Bu durumu saçımızın beyazlamasına benzetebiliriz. Herkesin zaman içinde saçı beyazlar. Yaşlanmaya bağlı etkiler de kişiden kişiye değişmekle birlikte zamanla herkeste görülmektedir. Katarakt da bazen 40 - 45 yaşlarında bazen de 80 yaşında ortaya çıkabilir. Hastalarımız kataraktın ortaya çıkmasını engellemek için beslenme önerileri ya da kendilerine iyi bakmanın bunu önleyip önlemediğini danışıyor. Kendimize iyi bakmamız, sağlıklı beslenmemiz vücudumuzdaki tüm yaşlanmayla ilgili süreçleri yavaşlattığı gibi katarakt üzerinde de olumlu etki sağlıyor” diye konuştu.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><strong>BAŞARILI SONUÇLAR ALINIYOR</strong></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000">Femtosaniye lazerin sahip olduğu özel görüntüleme teknikleri yardımıyla gerçekleştirilen ameliyatların başarısının da üst seviyede olduğunu dile getiren Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, “Hata riskini alt seviyeye indiren femtosaniye lazerle kataraktın yanı sıra; miyop, hipermetrop ve astigmat gibi kırma kusuru olan hastalara da göz içi mercek operasyonu yapıyoruz. Böylelikle hastalarımız uzak ve yakın gözlüklerinden de kurtulabiliyor” ifadesini kullandı.</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 25 Oct 2025 16:08:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2025/10/katarakt-tedavisinde-femtosaniye-lazer-yontemi-1761414916.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ağrısız Yaşamak Mümkün</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/agrisiz-yasamak-mumkun-7105</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/agrisiz-yasamak-mumkun-7105</guid>
                <description><![CDATA[Atabay İlaç Medikal Direktörü Uzman Dr. Murat Yaycı, sırt ağrısının yalnızca fiziksel bir sorun olmadığını, yaşam tarzından da kaynaklanabileceğini vurgulayarak, “Modern dünyanın en yaygın sorunlarından biri olan sırt ağrıları, günlük hayatta yapılacak basit ama etkili değişikliklerle önlenebilir” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Atabay İlaç Medikal Direktörü Uzman Dr. Murat Yaycı, sırt ağrısının yalnızca fiziksel bir sorun olmadığını, yaşam tarzından da kaynaklanabileceğini vurgulayarak, “Modern dünyanın en yaygın sorunlarından biri olan sırt ağrıları, günlük hayatta yapılacak basit ama etkili değişikliklerle önlenebilir” dedi.</strong></p>

<p style="text-align:start">Modern dünyanın kaçınılmaz bir parçası olan sırt ağrıları doğru adımlarla büyük ölçüde önlenebilir. Atabay İlaç Medikal Direktörü Uzman Dr. Murat Yaycı, günlük yaşantıda yapılacak bazı değişikliklerle sırt ağrısının engellenebileceğini ya da hafifletilebileceğini söyledi. Düzenli ve programlı bir hayat tarzı ile günlük stresten kaynaklanan ağrıların kontrol altına alınabileceğini vurgulayan Yaycı, “Bu yolla fiziksel ağrıların da şiddeti azaltılabilir. Yaşam biçimindeki düzenlemelere rağmen ağrılar geçmiyorsa veya şiddetini azaltmıyorsa doktorun uygun gördüğü dozda ağrı kesiciler ile tedavi başlatılabilir” dedi.</p>

<p style="text-align:start">Murat Yaycı sırt ağrılarına çare olarak şu önerilerde bulundu:</p>

<p style="text-align:start"><strong>“Hareket Edin, Dinlenmekten Fazlası İşe Yaramaz!”</strong></p>

<p style="text-align:start">Sırtınız ağrıyorsa ilk aklınıza gelen şey egzersizi bırakıp dinlenmek olabilir. Kısa süreli dinlenme iyi gelse de düzenli fiziksel aktivite kas gerginliğini azaltır. Özellikle ağrı sırasında yapılan yürüyüşler ve hafif egzersizler vücudun toparlanmasına büyük katkı sağlar.</p>

<p style="text-align:start"><strong>“Kilonuzu Dengede Tutun: Sırtınızdaki Yükü Hafifletin”</strong></p>

<p style="text-align:start">Özellikle karın bölgenizdeki fazla kilolar, ağırlık merkezinizi değiştirerek belinize fazladan yük bindirir ve sırt ağrısını kötüleştirebilir. İdeal kilonuzun 5 kilo yakınında kalmak, sırt ağrınızı kontrol altında tutmanın önemli bir yoludur.</p>

<p style="text-align:start"><strong>“Sigaraya Veda Edin”</strong></p>

<p style="text-align:start">Sigara, omurga disklerine giden kan akışını kısıtlayarak besin yetersizliğine neden olur. Bu durum, sigara içenleri sırt ağrısına karşı daha savunmasız hale getirir. Bu nedenle, sırt sağlığınız için sigarayı bırakmak atabileceğiniz en önemli adımlardan biridir.</p>

<p style="text-align:start"><strong>“Doğru Uyku Pozisyonu Çok Önemli!”</strong></p>

<p style="text-align:start">Yan yatıyorsanız, dizlerinizi hafifçe göğsünüze çekmek; sırt üstü yatıyorsanız dizlerinizin altına ve belinizin altına birer yastık koymak faydalı olabilir. Karın üstü yatmak ise sırt için en zor pozisyonlardan biridir. Eğer bu şekilde yatmaktan vazgeçemiyorsanız, kalçanızın altına bir yastık yerleştirmeyi deneyin. Kaliteli ve düzenli uyku, vücudun kendini onarması ve ağrıyı yönetmesi için kritik öneme sahiptir.</p>

<p style="text-align:start"><strong>“Duruşunuza ve Oturma Şeklinize Dikkat Edin”</strong></p>

<p style="text-align:start">Duruş ve oturma bozuklukları, sırt ağrılarına sebebiyet veren gizli etkilerdendir. Çoğu zaman fark etmesek de duruşumuzu kontrol ederek düzenlemek sırt ağrılarını önlemekte önemli bir rol oynar.</p>

<p style="text-align:start"><strong>“Çalışma Alanınızı Düzenleyin”</strong></p>

<p style="text-align:start">Özellikle bilgisayar ile çalışan kişiler bilgisayar ile aralarındaki mesafeye, ekranın ve klavyenin konumuna, oturma şekillerine ve molalarına dikkat etmelidir.</p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><strong>“Doğru Kaldırma Teknikleriyle Kendinizi Koruyun”</strong></p>

<p style="text-align:start">Ağır nesneleri kaldırırken belinizden eğilmeyin. Dizlerinizi bükün, çömelin ve nesneyi vücudunuza yakın taşıyın.</p>

<p style="text-align:start"><strong>“Giyeceklerinizi Gözden Geçirin”</strong></p>

<p style="text-align:start">Yüksek topuklu ayakkabılar, belinize yük bindirerek ağrılara sebep olur. Ayrıca eğilmeyi, oturmayı veya yürümeyi zorlaştıran çok dar kıyafetler de sırt ağrısını arttırabilir.</p>

<p style="text-align:start"><strong>“Doğru Çanta Seçimi Önemli”</strong></p>

<p style="text-align:start">Askıyı çantanın karşı omzuna takmak, ağırlığı daha eşit dağıtır ve omuzlarınızın düzgün kalmasına, sırt ağrısı yaşamamanıza yardımcı olur. Askısız ağır bir çanta taşıyorsanız, vücudunuzun tek tarafına yük bindirmemek için sık sık el değiştirin.</p>

<p style="text-align:start"><strong>“Sırt Korselerine Şüpheyle Yaklaşın”</strong></p>

<p style="text-align:start">Piyasada birçok farklı sırt desteği bulunsa da kronik sırt ağrısının tedavisinde etkili olduklarına dair yeterli kanıt yoktur. Ağır kaldırma yapan işçilerde kullanılan bel destek kemerlerinin de sırt yaralanmalarını önlediğine dair bir kanıt bulunmamaktadır. Hatta bir çalışma bu kemerlerin yaralanma olasılığını artırdığını bile göstermiştir. Bu nedenle, sırt korselerine bel bağlamak yerine, yukarıda bahsedilen yaşam tarzı değişikliklerine odaklanmak daha akıllıca olacaktır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 22 Oct 2025 12:41:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2025/10/agrisiz-yasamak-mumkun-1761163535.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>OSTEOPOROZ ÖNLENEBİLİR BİR HASTALIKTIR!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/osteoporoz-onlenebilir-bir-hastaliktir-7102</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/osteoporoz-onlenebilir-bir-hastaliktir-7102</guid>
                <description><![CDATA[Bugün, Dünya Osteoporoz Günü. Osteoporoz (kemik erimesi) ve ilgili kas-iskelet sistemi hastalıklarının önlenmesi, teşhisi ve tedavisi konusunda küresel farkındalığın artırılması amacı ile her yıl 20 Ekim gününde çeşitli farkındalık çalışmaları yapılıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bugün, Dünya Osteoporoz Günü. Osteoporoz (kemik erimesi) ve ilgili kas-iskelet sistemi hastalıklarının önlenmesi, teşhisi ve tedavisi konusunda küresel farkındalığın artırılması amacı ile her yıl 20 Ekim gününde çeşitli farkındalık çalışmaları yapılıyor.&nbsp;<br />
İstanbul Aile Hekimliği Derneği (İSTAHED) Bilim Komisyonu Üyesi Uzm. Dr. Çağrı Kılıçlı, kemik erimesi olarak bilinen osteoporoz hakkında önemli açıklamalarda bulundu.<br />
İstanbul Aile Hekimliği Derneği (İSTAHED) Bilim Komisyonu Üyesi Uzm. Dr. Çağrı Kılıçlı, 20 Ekim “Dünya Osteoporoz Günü” dolayısıyla yaptığı açıklamada, "Osteoporoz, halk arasında kemik erimesi olarak bilinen, kemik dokusunun bozulması, kemik kütlesinin azalması sonucu kemiğin kırılganlığında ve kırık riskinde artışla kendini gösteren ilerleyici sistemik bir iskelet hastalığıdır" dedi.<br />
Kılıçlı, osteoporozun en önemli klinik sonucunun, küçük travmalarda dahi kırıkların oluşması olduğuna dikkat çekti.<br />
"Osteoporoz yaşam süresinin uzaması sonucu, yaşlanan nüfusun artması ile önemli bir sağlık sorunu haline gelmiştir. Günümüzde 200 milyondan fazla insanın osteoporotik olduğu tahmin edilmektedir" diyen Uzm. Dr. Kılıçlı, "Türkiye’de 2010 yılında gerçekleştirilen FRAKTÜRK çalışmasına göre 50 yaş ve üzeri bireylerin yaklaşık %50’sinde osteopeni, yaklaşık %25’inde osteoporoz saptanmıştır" bilgisini paylaştı.<br />
Kadınlar İçin Risk Daha Fazla<br />
Osteoporozun önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu vurgulayan Kılıçlı, "Osteoporoz, kırıklar oluşmadan önce tanısı konulabilen, gerekli önlemlerle ve tedavilerle kırıkların yaratacağı sağlık sorunlarının önlenebileceği bir hastalıktır" ifadesini kullandı. Kalça kırıklarının önemine değinerek, "Kalça kırıkları osteoporozun en önemli komplikasyonudur ve kalça kırığı olanlarda kırık sonrası iki yıl içinde her 5-7 hastadan biri hayatını kaybetmektedir" uyarısında bulundu.<br />
Kadınların daha yüksek risk altında olduğunu belirten Kılıçlı, "Menopoz kemik kaybını artırdığından kadınlar osteoporoz için daha yüksek risk altındadırlar. 50 yaşında bir kadının osteoporoza bağlı kırık geliştirme riski meme, yumurtalık ve rahim kanseri geliştirme riskinden daha fazla fazladır" dedi.<br />
65 Yaş Üstü Tarama Önemli<br />
Kılıçlı, tanı sürecinde ayrıntılı öykü, fizik muayene ve laboratuvar testlerinin yanı sıra yıllık boy ölçümü yapılmasını önerdi ve ekledi: "Bu şekilde vertebral (omurga) kırıklar saptanabilir." Osteoporoz tanısının Kemik Mineral Yoğunluğu (KMY) ölçümü veya düşük travmalı bir kırık gelişmesi ile konulduğunu aktaran Kılıçlı, T skorunun -2,5 değerine eşit ya da altında olmasının osteoporoz tanısı olduğunu kaydetti.<br />
Tarama önerilen grupları sıralayan Uzm. Dr. Kılıçlı, "65 yaş üzeri kadınlar ve 70 yaş üzeri erkekler (risk faktörlerinden bağımsız) taranmalıdır" dedi ve ek olarak düşük travmalı kırık öyküsü, sigara, alkol, uzun süreli kortizon kullanımı, zayıflık ve romatizmal hastalık gibi risk faktörleri taşıyan 50 yaş üstü bireylerin de taranması gerektiğini belirtti.<br />
Uygun Beslenme Korunmada Önemli Bir Faktör<br />
Osteoporozdan korunmanın öneminin aslında çocukluktan itibaren başladığını belirten Kılıçlı, "En yüksek kemik kütlesine ulaşamamak, gelecekte osteoporoz olaylarının sıklığını artıracaktır. Bu yüzden çocukluk ve ergenlik döneminde uygun beslenme (yeterli kalsiyum ve D vitamini alımı) ve hareketli bir hayat sürmek, ilerde gelişebilecek osteoporoz riskini düşürür" diye konuştu.<br />
Tedavideki en önemli basamağın "ilaçsız tedavi" olduğunu vurgulayan Kılıçlı, şunları kaydetti:<br />
⦁&nbsp; &nbsp; "Hastalara kemik kütlesinin korunması için egzersiz önerilmelidir. Egzersiz kemiğin güçlenmesini sağlar. Haftada üç kez en az 30-40 dakika kadar yürüyüş yapmaları ve mümkünse her gün birkaç dakika sırt ve postür egzersizleri yapmaları önerilir."<br />
⦁&nbsp; &nbsp; "Egzersizden sonra önemli bir nokta sigaranın bırakılmasıdır. Sigara kemik kaybını hızlandırıcı etki gösterir."<br />
⦁&nbsp; &nbsp; "Alkol kullanımı kemik sağlığını olumsuz etkilemekte ve denge bozukluğuna sebebiyet vermesi neticesinde düşmeye bağlı kırık riskini arttırmaktadır."<br />
Düşme Riski ve D Vitaminine Dikkat<br />
Kırıkları önlemek için "düşme riskinin azaltılması" gerektiğinin altını çizen Kılıçlı, düşme risk faktörlerinin (uygunsuz terlik, yetersiz aydınlatma, D vitamini eksikliği, denge bozukluğu vb.) ortadan kaldırılmasının hayati önem taşıdığını söyledi.<br />
Beslenme konusunda ise yeterli kalsiyum ve D vitamini alımının şart olduğunu belirterek, "Menopoz sonrası dönemde 1000-1200 mg kalsiyum alınması önerilir" dedi ve aşırı kalsiyum alımının böbrek taşı, kalp hastalığı ve inme riskini artırabileceği uyarısında bulundu.<br />
Özellikle mide koruyucu (PPI) ilaç kullananları uyaran Uzm. Dr. Kılıçlı, "PPI grubu ilaçlar mide asidini azalttığı için kalsiyum emilimini bozar. Mide koruyucusunun mutlaka kullanılması gereken durumlarda, emilimi için mide asidine ihtiyaç duymayan kalsiyum sitratlı preparatlar tercih edilmelidir" dedi.<br />
D vitamini eksikliğinin Türkiye'de her 5 kişiden 3'ünde görüldüğünü ifade eden Kılıçlı, menopoz sonrası kadınlarda günde 800-1200 ünite D vitamini desteği gerektiğini belirtti.<br />
Yaşam Tarzı Değişiklikleri Kritik Rol Oynuyor<br />
Uzm. Dr. Çağrı Kılıçlı, "Osteoporoz önlenebilen bir hastalıktır" diyerek, hastalığın ve kırık risklerinin çoğunun yaşam tarzı alışkanlıkları ile ilişkili olduğunu vurguladı. Kılıçlı, "İlaçlara odaklanmak yerine, her bir risk faktörüne dikkat etmek ve yaşam tarzı değişiklikleriyle bunları düzeltmek için çaba göstermek, kırıklarının önlenmesine ve bireylerin daha sağlıklı bir yaşam sürmesine yardımcı olacaktır" sözleriyle açıklamasını sonlandırdı.<br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 20 Oct 2025 16:26:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2025/10/osteoporoz-onlenebilir-bir-hastaliktir-1760978319.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gripte Erken Tedavi Hayat Kurtarıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/gripte-erken-tedavi-hayat-kurtariyor-7084</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/gripte-erken-tedavi-hayat-kurtariyor-7084</guid>
                <description><![CDATA[Atabay İlaç Medikal Direktörü ve Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Murat Yaycı, sonbahar ve kış aylarında artan grip vakalarına dikkat çekerek, “Grip sanıldığının aksine hafif bir hastalık değil. Hastalığın ilk günlerinde uygulanacak antiviral tedavi, özellikle risk gruplarında zatürre gibi ağır sonuçların riskini azaltıyor. Vakit kaybetmeden doktora başvurmak hem kişisel sağlığın korunması hem de çevreye bulaşmanın önlenmesi açısından kritik önemde” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Atabay İlaç Medikal Direktörü ve Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Murat Yaycı, sonbahar ve kış aylarında artan grip vakalarına dikkat çekerek, “Grip sanıldığının aksine hafif bir hastalık değil. Hastalığın ilk günlerinde uygulanacak antiviral tedavi, özellikle risk gruplarında zatürre gibi ağır sonuçların riskini azaltıyor. Vakit kaybetmeden doktora başvurmak hem kişisel sağlığın korunması hem de çevreye bulaşmanın önlenmesi açısından kritik önemde” dedi.</strong></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start">Atabay İlaç Medikal Direktörü ve Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Murat Yaycı, grip hastalığıyla ilgili uyarıyor. Havaların soğumasıyla birlikte artan grip vakalarına dikkat çeken Yaycı, “Grip, sanıldığının aksine hafif geçirilen bir rahatsızlık değil, ciddi sonuçlar doğurabilen bir durum. Hastalığın başlangıcında hekim kontrolünde uygulanacak antiviral tedavi, hastalığa bağlı oluşabilecek riskleri belirgin biçimde azaltır” diye konuştu.</p>

<p style="text-align:start">Grip virüsünün, öksürük ve hapşırma sırasında çevreye yayılan milyonlarca damlacık aracılığıyla kolayca bulaştığını vurgulayan Murat Yaycı, “Özellikle sonbahar ve kış aylarında hastalık kısa sürede yayılıyor. Grip hastalığı belli risk gruplarında vücut direncini düşürerek ciddi sonuçlara neden olabilir. Her yıl dünya genelinde milyonlarca kişi grip nedeniyle hastalanıyor, binlerce kişi ise hayatını kaybediyor. Oysa erken dönemde başlanan tedavi, hastalığın etkilerini hafifletiyor, iyileşme sürecini kısaltıyor, hastalığa bağlı gözlenebilecek zatürre gibi olumsuz sonuçların önüne geçiyor” ifadelerini kullandı.</p>

<p style="text-align:start"><strong>Koruyucu önlemler tedavi kadar önemli</strong></p>

<p style="text-align:start">Murat Yaycı, grip belirtileri ortaya çıktığında vakit kaybetmeden bir hekime başvurmak gerektiğini söyledi. Yaycı şöyle konuştu: “Solunum yolu hastalıklarına yol açan virüslerden yalnızca grip hastalığına yol açan virüse yönelik tedavi mevcut. Yani hastalığa yakalanır yakalanmaz hızlıca hekime gidilmesi durumunda, tedavisi olan bir virüs ile savaşması da o kadar kolay oluyor. Vakit kaybetmeden tedaviye başlamak hem bireysel sağlığın korunması hem de çevredeki kişilere bulaşmanın önlenmesi açısından büyük önem taşıyor. Grip belirtileri ortaya çıktığında doktora görünmek, özellikle risk grubundaki kişiler için kritik önem taşıyor. Bu grupta yer alan 5 yaşından küçük çocuklar, yaşlılar, hamileler, obez bireyler, kronik solunum yolu hastalığı olanlar ve bağışıklık sistemi zayıf olan kişiler hastalığı diğerlerine göre daha ağır atlatıyor. 65 yaş üzerindeki kişilerde ölüm riski 6 kata kadar çıkıyor. Grip geçiren hamile kadınlarda bebek kaybı olasılığı 3,6 kat, obez bireylerde ise ölüm riski 2 kat artıyor. Bu nedenle koruyucu önlemler, tedavi kadar önemli.”</p>

<p style="text-align:start"><strong>Antiviral tedavi, bulaşma riskini önemli ölçüde azaltıyor</strong></p>

<p style="text-align:start">Araştırmalar, tek bir hapşırığın yaklaşık 2 milyon virüs partikülünü havaya yayabildiğini gösteriyor. Gripli bir kişiden 1 metre uzaklıkta yalnızca 1 dakika boyunca aynı havayı solumak bile yüzlerce virüs partikülünün vücuda alınmasına neden olabiliyor. Bu hızlı bulaşma süreci, erken tedavinin önemini açıkça gösteriyor; hastalığın başlangıcında yapılan doğru tedavi uygulamaları, hastalığın daha hafif seyretmesini sağlarken zatürre riskini de yarıdan fazla azaltıyor. Gripli olan biriyle aynı ortamda bulunmak, özellikle risk grubundaki kişiler için ciddi bir enfeksiyon riski oluşturuyor. Uzmanlar, bu kişilerin hastalığa maruz kalmamak için koruyucu önlemleri geciktirmeden almaları gerektiğini belirtiyor. Evde veya iş yerinde gripli biriyle yakın temasta bulunan risk grubundaki bireylerin, hekim önerisiyle en az 10 gün süreyle antiviral tedavi almaları bulaşma riskini önemli ölçüde azaltabiliyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Oct 2025 09:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2025/10/gripte-erken-tedavi-hayat-kurtariyor-1760350627.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Astigmat tedavisinde lazer dönemi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/astigmat-tedavisinde-lazer-donemi-7074</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/astigmat-tedavisinde-lazer-donemi-7074</guid>
                <description><![CDATA[Kaşkaloğlu Göz Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, halk arasında bilinenin aksine, astigmat rahatsızlığının lazerle tedavisinin mümkün olduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000">Kaşkaloğlu Göz Hastanesi&nbsp;<span style="color:#222222">Başhekimi</span>&nbsp;Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, halk arasında bilinenin aksine, astigmat rahatsızlığının lazerle tedavisinin mümkün olduğunu söyledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000">Sık görülen görme kusurlarından biri olan astigmatın, gözlük kullanılmadığında baş ağrısı, bulanık görme ve netlik kaybı gibi rahatsızlıklara neden olduğunu belirten Asena, “Femtosaniye Lasik uygulamasıyla astigmat tedavisinde başarılı sonuçlar alabiliyoruz” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000">Lasik operasyonlarının dünyada yaygın olarak uygulandığını vurgulayan Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, “Lasik, excimer laser ile kornea tabakasına yeniden şekil verilerek kırma kusuru dediğimiz göz bozukluklarının düzeltilmesi işlemidir. Kırma kusuru olarak tanımladığımız göz bozuklukları; miyopi, hipermetropi ve astigmattan oluşuyor. Lasik sayesinde bu bozukluklar düzeltilebiliyor” diye konuştu.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><strong>GÖRME KALİTESİ YÜKSELİYOR</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000">Miyop ve hipermetropta olduğu gibi astigmat tedavisinde de femtosaniye lasik uygulaması gerçekleştirdiklerini dile getiren Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, sözlerine şöyle devam etti:</span></span></p>

<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000">“Halk arasında astigmatizmanın lazerle düzeltilemediğine dair yanlış bir kanı hakim. Astigmat da, miyopi ve hipermetropi gibi belli sınırlara kadar lasik cerrahisiyle düzeltilebiliyor. Eğer 1 numaranın üzerinde astigmat varsa ve hastanın göz yapısı uygunsa lazer tedavisiyle görme kalitesi eski seviyesine döndürülebiliyor. Astigmatı olan bazı hastalar kontakt lens kullanamıyor ve yüksek numaralı astigmatlarda lensler yeterli olmuyor. Eğer göz yapısı uygun değilse ve numara çok yüksekse,</span></span></p>

<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000">göz içi lens (ICL) tedavisi uyguluyoruz ve bu yöntemle de iyi sonuçlar alabiliyoruz”</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000">Femtosaniye lasik tedavisinde iki göze de aynı operasyonda yapıldığını ve işlemin birkaç dakika sürdüğünü anlatan Doç. Dr. Asena, “A<span style="color:#222222">meliyat hazırlığıyla birlikte, hasta 10 - 15 dakika ameliyathanede kalıyor. H</span>astanın ameliyat olduğu gün dinlenmesi ve gözünü kapalı tutması gerekiyor. Ertesi gün ise normal yaşantısına dönebiliyor” ifadesini kullandı.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Oct 2025 12:42:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2025/10/astigmat-tedavisinde-lazer-donemi-1760028394.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Prof. Dr. Ömer Faruk Şimşek: “Toplum olarak ruh sağlığını sahiplenmeli, erken müdahaleyi ve destek mekanizmalarını güçlendirmeliyiz.”</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/prof-dr-omer-faruk-simsek-toplum-olarak-ruh-sagligini-sahiplenmeli-erken-mudahaleyi-ve-destek-mekanizmalarini-guclendirmeliyiz-7073</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/prof-dr-omer-faruk-simsek-toplum-olarak-ruh-sagligini-sahiplenmeli-erken-mudahaleyi-ve-destek-mekanizmalarini-guclendirmeliyiz-7073</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Birleşmiş Milletler ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından desteklenen Dünya Ruh Sağlığı Günü, her yıl 10 Ekim’de bireysel ve toplumsal yaşamın vazgeçilmez bir parçası olan ruh sağlığının önemine dikkat çekmek amacıyla kutlanıyor. İstanbul Rumeli Üniversitesi Psikoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ömer Faruk Şimşek, bu özel gün dolayısıyla yaptığı açıklamada, ruh sağlığının yalnızca bir hastalığın yokluğu olmadığını; bireylerin potansiyelini gerçekleştirmesi, günlük yaşamın stresleriyle baş edebilmesi ve üretken bir yaşam sürdürebilmesi için temel bir gereklilik olduğunu vurguladı.<br />
DSÖ’nün en güncel verilerine göre dünyada 1 milyardan fazla insan bir ruhsal rahatsızlıkla yaşıyor. Anksiyete ve depresyon en yaygın sorunlar arasında yer alırken, 2019 Küresel Hastalık Yükü (GBD) çalışması dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 12’sinin ruhsal bozukluklardan etkilendiğini ortaya koyuyor. Türkiye’de de tablo dikkat çekici: Geçmiş epidemiyolojik çalışmalar ruhsal hastalıkların yaygınlığını yüzde 17,2 olarak belirtirken, Ipsos’un 2024 “Ruh Sağlığı Raporu”na göre her 100 kişiden 38’i psikolojik sorun yaşadığını ifade ediyor. Gençler arasında bu oran yüzde 43’e kadar yükselmiş durumda. Türkiye’de 100 bin kişiye düşen ruh sağlığı çalışanı sayısı 16,33; on bin kişiye düşen psikiyatri yatağı sayısı ise 1,3. Ruh sağlığı hizmetlerine ayrılan bütçe ise hâlen toplam sağlık bütçesinin yüzde 1’inin altında.<br />
Prof. Dr. Şimşek, bu rakamların ruh sağlığına yönelik çalışmaların hayati önemini gözler önüne serdiğini belirterek şunları söyledi:<br />
“Bireyler ihtiyaç duyduklarında profesyonel destek almaktan çekinmemelidir. Destek almak zayıflık değil, kendini önemsemenin ve güçlenmenin bir göstergesidir. Ruh sağlığı yalnızca bireysel bir mesele değil, toplumsal bir sorumluluktur. Bu nedenle okullardan iş yerlerine, yerel yönetimlerden sivil toplum kuruluşlarına kadar her alanda ruh sağlığını destekleyen programlar yaygınlaştırılmalıdır. Toplum ruh sağlığı merkezlerinin sayısı artırılmalı, psikolojik danışma hizmetleri ilk basamak sağlık sistemine entegre edilmelidir. Üniversiteler ve belediyeler ortak projeler geliştirerek özellikle gençlere, kadınlara ve dezavantajlı gruplara ücretsiz ya da düşük maliyetli psikososyal destek sunmalıdır. Medya aracılığıyla damgalamayı azaltan, ruh sağlığı hakkında doğru bilgiyi aktaran kamu spotları hazırlanmalı ve sıkça yayınlanmalıdır. Aynı zamanda ruh sağlığı bütçesi artırılarak, uzman sayısı ve hizmet kapasitesi güçlendirilmelidir. Böylece erken teşhis ve tedaviye erişim kolaylaşacak, toplumun genel refah düzeyi yükselecektir.”<br />
Prof. Dr. Şimşek sözlerini şöyle tamamladı:<br />
“Ruh sağlığını korumak ve geliştirmek, sadece bireylerin değil, tüm toplumun ortak görevidir. Her birey kendi ruh sağlığını önemseyerek ve çevresindekilere destek olarak bu zincirin bir parçası olabilir. Unutmayalım ki ruh sağlığına yatırım, geleceğimize yapılan en değerli yatırımdır.”</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Oct 2025 12:36:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2025/10/prof-dr-omer-faruk-simsek-toplum-olarak-ruh-sagligini-sahiplenmeli-erken-mudahaleyi-ve-destek-mekanizmalarini-guclendirmeliyiz-1760028103.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlıklı bir cilt için önce bağırsaklarınızı iyileştirin</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/saglikli-bir-cilt-icin-once-bagirsaklarinizi-iyilestirin-7021</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/saglikli-bir-cilt-icin-once-bagirsaklarinizi-iyilestirin-7021</guid>
                <description><![CDATA[Acıbadem Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı ve Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Murat Baş, bağırsak sağlığının cilt hastalıklarıyla olan doğrudan ilişkisine dikkat çekiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sağlıklı bir cilt için sadece kozmetik ürünler ya da dışarıdan yapılan uygulamalar yeterli değil. “Bağırsak mikrobiyotasının dengesi, cilt sağlığının temel belirleyicilerinden biri” diyen Prof. Dr. Murat Baş, bağırsak sağlığı ile cilt hastalıkları arasındaki ilişkinin önemli olduğunu vurguluyor…</strong></p>

<p>Bağırsaklarda yaşayan trilyonlarca bakteri sadece sindirimi değil, bağışıklık sistemini ve cilt sağlığını da etkiliyor. Prof. Dr. Murat Baş, bağırsaklarda yer alan mikrobiyal dengenin bozulmasının birçok cilt hastalığını tetikleyebileceğini belirterek, “Sağlıklı bir bağırsak, cilt hastalıklarından korunmamız açısından çok önemli. Mikrobiyotadaki değişiklikler; rosacea, alopesi areata (saçkıran), hidradenitis suppurativa, eritema nodozum, pyoderma gangrenosum ve sedef gibi hastalıklara yol açabilir” diyor.</p>

<p>Bağırsak mikrobiyotasını etkileyen en önemli faktörlerin başında ise beslenme geliyor. Prof. Dr. Murat Baş, “Diyetin türü ve içeriği mikrobiyota bileşimini doğrudan etkiler. Ayrıca gereksiz antibiyotik kullanımı da yararlı bakterileri öldürerek dengeyi bozabilir. Egzersiz mikrobiyal çeşitliliği artırırken, genetik faktörler de bu yapının şekillenmesinde rol oynar” ifadelerini kullanarak sağlıklı bağırsak tanımında bütüncül yaklaşımın esas alınması gerektiğini belirtiyor. “Sağlıklı bir bağırsak, yapısal ve işlevsel olarak iyi durumda olan ve mikrobiyotasının dengeli olduğu bir bağırsaktır. Bu noktada mikrobiyal çeşitlilik ve faydalı bakterilerin varlığı önemli” diyen Prof. Dr. Murat Baş, bütüncül yaklaşımın bu yapının değerlendirilmesinde en doğru yöntem olarak öne çıktığını vurguluyor.&nbsp;</p>

<h3><strong>En Çok Önerilen Akdeniz Tipi Beslenme</strong></h3>

<p>Beslenme düzeni hem bağırsak hem de cilt sağlığını doğrudan etkiliyor. Prof. Dr. Murat Baş’a göre badem gibi kuruyemişler kırışıklıkları azaltabiliyor, soya fasulyesi ise cilt nemini artırarak özellikle menopoz dönemindeki kadınlar için fayda sağlayabiliyor. Soya, içerdiği östrojen benzeri izoflavonlar sayesinde ciltteki kuruluk, kırışıklık ve yara iyileşmesine olumlu katkı sağlıyor.</p>

<p>Mikrobiyota ve cilt sağlığı için en çok önerilen beslenme modelinin Akdeniz tarzı beslenme olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Murat Baş; sebze, meyve, zeytinyağı, balık ve tam tahıllar gibi doğal ve çeşitli gıdaları içeren bu beslenme biçiminin, sağlıklı bakterilerin bağırsakta çoğalmasına katkıda bulunduğunu belirtiyor.&nbsp;</p>

<p>Sağlıklı bir bağırsak ve cilt için yaşam tarzının da etkili olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Murat Baş, şu önerilerde bulunuyor:</p>

<ul>
	<li>Bolca kahkaha atın</li>
	<li>Dengeli ve doğal beslenin</li>
	<li>Egzersizi hayatınızdan eksik etmeyin</li>
	<li>Stres yönetimine önem verin</li>
	<li>Üretken olun, hayattan keyif alın</li>
	<li>Kendinize dinlenme alanı yaratın</li>
	<li>Sevdiklerinizle zaman geçirin</li>
</ul>

<p>Prof. Dr. Murat Baş, iç dengenin dış görünüşle doğrudan bağlantılı olduğunu hatırlatarak, cilt sağlığı için bağırsakların da ihmal edilmemesi gerektiğinin altını çiziyor: “İçeride ne varsa dışarıya o yansır. Cildin güzelliği dışarıdan değil, içeriden başlar. Bağırsak sağlığınızı korumadan cildinizi tam anlamıyla iyileştiremezsiniz”…</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 11 Sep 2025 10:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2025/09/saglikli-bir-cilt-icin-once-bagirsaklarinizi-iyilestirin-1757591874.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yaygın görülen ama önemsenmeyen sorun: Kalp çarpıntısı!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/yaygin-gorulen-ama-onemsenmeyen-sorun-kalp-carpintisi-7020</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/yaygin-gorulen-ama-onemsenmeyen-sorun-kalp-carpintisi-7020</guid>
                <description><![CDATA[Ülkemizde yaygın bir sorun olan ve yaşam kalitesini olumsuz etkileyen kalp çarpıntısı; kalp yetmezliği, inme veya ani kalp durması gibi ciddi sonuçlara yol açabiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde yaygın bir sorun olan ve yaşam kalitesini olumsuz etkileyen kalp çarpıntısı; kalp yetmezliği, inme veya ani kalp durması gibi ciddi sonuçlara yol açabiliyor.&nbsp;<strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Kaya Bilge</strong>, kalp çarpıntısının ihmale gelmez bir sorun olduğunu, ancak toplumumuzda çoğu kişinin, bu şikayeti çoğunlukla önemsemeyip, geçici bir durum sandığını belirterek “Bazı aritmiler zararsız olsa da, yalnızca stres ya da heyecandan kaynaklanmaz, kalpte ritim bozukluğu gibi altta yatan ciddi nedenler de olabilir. Bu nedenle çarpıntı şikayeti önemsenmeli, uzman bir aritmi merkezine başvurulmalıdır. Tedavi planı, kişiye özel yapılmalıdır” diyor.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Erken tanı ve doğru tedaviyle pek çok çarpıntının kalıcı olarak kontrol altına alınabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Bilge, ritim bozukluklarının tedavisinde ise, kardiyoloji alanındaki modern yöntemlerden biri olan ‘ablasyon’un öne çıktığını söylüyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Kaya Bilge, kalp çarpıntısına yol açan etkenleri sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kalbin normalden hızlı ya da düzensiz atması olarak tanımlanan kalp çarpıntısı, genetik etkenlerin yanı sıra sağlıksız yaşam alışkanlıklarının da etkisiyle ülkemizde giderek yaygınlaşıyor.&nbsp;<strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Kaya Bilge</strong>, kalbin hızlı, düzensiz, tekleme veya “kuş kanadı çırpması” gibi hissedilmesine neden olan kalp çarpıntısına bazı durumlarda göğüs ağrısı, nefes darlığı, baş dönmesi, bayılma, çabuk yorulma ve huzursuzluk gibi şikayetlerin de eşlik ettiğini belirterek “Acil değerlendirilmesi gereken durumların başında; şiddetli göğüs ağrısı, bayılma, ani nefes darlığı, konuşma bozukluğu veya felç bulguları ile gelen çarpıntı yer almaktadır” diyor. Çarpıntı sorunu yaşayan kişilerin kendi kendine teşhis koymak yerine, mutlaka bir kardiyoloji uzmanına başvurması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Bilge “Erken teşhis ve doğru yöntemle hem kalp sağlığını korumak hem de yaşam kalitesini yükseltmek mümkün olabilmektedir” diyor.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Kalp çarpıntısını tetikleyen etkenler!</strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Bilge Kaya kalp çarpıntısının en sık tetikleyicilerini şöyle sıralıyor;</p>

<p>&nbsp;</p>

<ul>
	<li>Aşırı kafein (çay, kahve, enerji içeceği) tüketmek</li>
	<li>Uykusuzluk</li>
	<li>Stres, anksiyete</li>
	<li>Alkol, sigara vb zararlı maddeler</li>
	<li>Yoğun egzersiz&nbsp;</li>
	<li>Kansızlık</li>
	<li>Tiroid bozuklukları</li>
	<li>Gebelik</li>
	<li>Bazı ilaçlar ve uyarıcı haplar</li>
	<li>Elektrolit dengesizlikleri (vücutta su ve tuz dengesizliği)</li>
</ul>

<p><strong>Altta kalp hastalığı mı yatıyor yoksa başka bir sorun mu?</strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kalp çarpıntısına yönelik tanıda muayene ve hasta öyküsünün önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Bilge şöyle konuşuyor: “EKG çarpıntı esnasında yakalanırsa en değerli testtir. Ritim izleme (24-48 saatlik holder, 7-14 günlük patch kayıtları, olay kaydedici veya nadir ataklar için implant edilebilir loop kayıt cihazı ile akıllı saat/telefon uyarıları yararlı ipucu olabilir ama tek başına tanı koydurmaz), Ekokardiyografi, Kan Testleri (Tiroid, elektrolitler, kansızlık vb), Efor testi ve gerektiğinde ileri testler yapılarak aritminin tipini kanıtlanmalı, altta yatan kalp hastalığı olup olmadığı saptanmalı ve kişiye özel olarak en uygun tedavi planlanmalıdır.”&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Modern sistemler 3 Boyutlu haritalama!</strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kalp çarpıntısının en yaygın nedenlerinden biri olan kalpte ritim bozukluğuna karşı ilaç tedavisinin, bazı hastalarda yeterli veya geçici çözüm olabildiğini belirten Prof. Dr. Bilge “İlaçlara rağmen çarpıntısı süren veya ilaçlara tolerans gösteremeyen hastalar başta olmak üzere bazı kişilerde ‘kalpkateter ablasyon’ denilen ablasyon tedavisinin uygulanması gerekiyor. Kateter ablasyonu, ritim bozukluğunun kaynağını kalpte hedefleyerek ısı (radyofrekans) veya soğuk (kriyoterapi) ile ortadan kaldıran girişimsel tedavidir. Birçok aritmide kalıcı çözüm sağlayabilir” diyor. Yöntemin, sedasyon altında yapıldığını yani hastanın bilincinin açık olduğunu ancak ağrı hissetmediğini kaydeden Prof. Dr. Ahmet Kaya Bilge “Bu yöntemde modern sistemler ve 3 Boyutlu haritalama ile radyasyon maruziyeti oldukça düşüktür; bazı işlemler X ışını kullanmadan yapılabilir. Çoğu hasta 2–3 gün içinde işe döner ama kompleks işlemlerde süre uzayabilir. Bazı aritmilerde tekrarlama olabilir, bu durumda yeniden ablasyon veya ilaç düzenlemesi gerekebilir” diye konuşuyor.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 11 Sep 2025 10:16:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2025/09/yaygin-gorulen-ama-onemsenmeyen-sorun-kalp-carpintisi-1757591756.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Her 8 Kadından Biri Meme Kanseri Riski Taşıyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/her-8-kadindan-biri-meme-kanseri-riski-tasiyor-6798</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/her-8-kadindan-biri-meme-kanseri-riski-tasiyor-6798</guid>
                <description><![CDATA[Özel Sağlık Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. İsmail Yaman, kadınlarda en sık görülen tür olan meme kanserinde erken tanı ve tedavinin önemine dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000 !important"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Özel Sağlık Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. İsmail Yaman, kadınlarda en sık görülen tür olan meme kanserinde erken tanı ve tedavinin önemine dikkat çekti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000 !important"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Dünyada ikinci en sık ölüm nedeni olan kanserlerin yüzde 30-40’ının aslında önlenebildiğini dile getiren Doç. Dr. Yaman, Meme kanserinin de bu önlenebilir kanserler içerisinde en sık görüleni olduğunu söyledi.</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000 !important"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif"><span style="font-size:medium"><strong>GÖRÜLME SIKLIĞI GİDEREK ARTIYOR</strong></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000 !important"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Meme kanserinin kadınlarda görülen kanserlerin yüzde 30’unu oluşturduğunu belirten Doç. Dr. İsmail Yaman, “Meme kanseri maalesef giderek artış göstermektedir. 1960’lı yıllarda çalışmalarda her 20 kadından birinde meme kanseri görülürken günümüzde her sekiz kadından birinde meme kanseri gelişmektedir. Meme kanseri hastalarının yüzde 78’i 50 yaş üzerindedir. Ailede meme ya da yumurtalık kanseri görülmesi riski artırır. Özellikle ailedeki kişi anne tarafından birinci derece akraba ise risk daha yüksektir. Bu kişi premenopozal dönemde meme kanserine yakalanmışsa risk daha da artar. Buradan ailesinde meme kanseri bulunmayanlarda meme kanseri gelişme riski düşüktür gibi bir sonuç çıkmamalıdır. Meme kanseri gelişen kadınların yüzde 75’inin ailesinde meme kanseri hikayesi yoktur” diye konuştu.</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000 !important"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif"><span style="font-size:medium"><strong>20 YAŞINDAN İTİBAREN KENDİNİZİ MUAYENE EDİN</strong></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000 !important"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Meme kanserinin belirtileri hakkında bilgi veren Doç. Dr. İsmail Yaman, “Başlıca belirtiler arasında memede kitle, meme derisinde kızarıklık, ülser, ödem, koltuk altında kitle, meme başının içe çekilmesi, iyileşmeyen yara olması ya da meme başından akıntı gelmektedir. Memede kitle meme kanserinin en sık belirtisidir ve meme kanseri hastalarının yüzde 90’ı memede kitle şikayeti ile başvururlar. Sert, düzensiz, hareket ettirilemeyen, hızlı büyüme gösteren, ağrısız kitlelerde risk daha yüksektir. Kendi kendine muayene meme kanserini tespit etmek için etkili bir yöntemdir. Kendi kendine muayene; gözle ayna karşısında, ayakta iken elle ve yatarken elle olmak üzere 3 aşamada yapılır. 20 yaşından itibaren her kadın ayda bir defa adet bitiminden bir hafta sonra mutlaka kendi kendine muayene yapmalıdır” ifadelerini kullandı.</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 08 Jul 2025 11:11:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2025/07/her-8-kadindan-biri-meme-kanseri-riski-tasiyor-1752004377.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türk Böbrek Vakfı’ndan Diyaliz Hastalarına Yaz Uyarısı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/turk-bobrek-vakfindan-diyaliz-hastalarina-yaz-uyarisi-6780</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/turk-bobrek-vakfindan-diyaliz-hastalarina-yaz-uyarisi-6780</guid>
                <description><![CDATA[Özellikle yaz aylarında hemodiyaliz hastalarının artan meyve – sebze tüketimi; kalpte ritim bozukluğu, nefes darlığı, kaslarda güçsüzlük ve kalp durması gibi tehlikeli durumları beraberinde getirebiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:start"><strong>YAZ AYLARINDA BÖBREK HASTALARI İÇİN EN BÜYÜK TEHDİT: HATALI BESLENME VE FAZLA SIVI TÜKETİMİ!</strong></p>

<p style="text-align:start"><strong>Türk Böbrek Vakfı’ndan Diyaliz Hastalarına Yaz Uyarısı: Yanlış Beslenme Kalp Durmasına Yol Açabilir!</strong></p>

<p style="text-align:start"><strong>Özellikle yaz aylarında hemodiyaliz hastalarının artan meyve – sebze tüketimi; kalpte ritim bozukluğu, nefes darlığı, kaslarda güçsüzlük ve kalp durması gibi tehlikeli durumları beraberinde getirebiliyor. Bu duruma karşı altın anahtar ise ‘hastalığa uygun beslenme’…</strong></p>

<p style="text-align:start">Hemodiyaliz tedavisi alan son dönem kronik böbrek yetmezliği hastalarının tedavi planları, düzenli diyalize girilmesi, düzenli ilaç kullanımı ve hastalıklarına uygun beslenme ile oluşuyor. Söz konusu planda hastaların en çok zorlandığı nokta ise çoğunlukla ‘hastalığa uygun beslenme’ oluyor.</p>

<p style="text-align:start"><strong>Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk</strong>&nbsp;konuyla ilgili yaptığı açıklamada olası sıkıntıları engellemek adına koruyucu hekimlik faaliyetlerine ara vermeden devam ettiklerini dile getirdi. TBV Başkanı Erk; “Türk Böbrek Vakfı olarak 40 yıldır kronik böbrek hastalarının her koşulda en iyi hizmeti alması için çalışıyoruz. Bünyemizde bulunan 3 diyaliz merkezinde bu konulara özellikle hassasiyet göstermekle birlikte; toplumumuzda hasta – hasta yakını ve hastaya bakım veren tüm paydaşlarımızı hedef alarak toplum sağlığı adına her şart ve koşulda bilgilendirme faaliyetlerimize devam ediyoruz. Mevsim geçişleri hasta olsun – olmasın herkesi etkiliyor. Böyle zamanlarda koruyucu hekimlik faaliyetleri ile bilgilendirici çalışmaları ön planda tutuyor ve sosyal medya yayınlarımızda böbrek sağlığının nasıl korunacağına geniş alan açıyoruz. Kronik böbrek hastalığının son evresindeki hemodiyaliz hastalarının kan değerleri dahil fiziksel ve ruhsal sağlıklarının iyi olması bizim için son derece önemli. Bizler zamanla bir aile oluyoruz, yeri geliyor aile bireylerimizden daha çok hastalarımızı görüyoruz. Bu nedenle mevsim geçişleri dahil olmak üzere çevresel etkiler ve tüm süreçlerde hastalarımızı bilinçlendirerek sağlıklı olmalarını amaçlıyoruz.” dedi.</p>

<p style="text-align:start">Hastaların doktor ve diyetisyen iş birliği ile mevsime uygun, kan değerlerini dengede tutacak bir beslenme planına uymaları gerektiğini belirten&nbsp;<strong>Türk Böbrek Vakfı Diyetisyeni Gökçen Efe Aydın</strong>; “Hemodiyaliz hastalarının kanlarındaki potasyum, fosfor ve albümin değerleri, beslenme ile doğrudan ilişkilidir” dedi. Diyetisyen Aydın; “Mevsimsel değişimlerin getirdiği beslenme alışkanlıkları bu değerleri doğrudan etkiler. Örneğin yaz aylarında artan meyve ve sebze tüketimi, kan-potasyum seviyelerinin yükselmesine neden olabilir. Özellikle kavun, kayısı, şeftali, nektarin gibi sarı – turuncu meyveler ve yeşilliklerin aşırı tüketimi, hayati durumu tehlikeye sokacak bazı sonuçlar doğrulabilir. Bu nedenle mevsim geçişleri, kan değerlerinde en fazla sıkıntı yaşanılan zamanlardır. Özellikle yazın iştah azalması ve kışın protein tüketiminin artması da kan değerlerini etkiler. Hemodiyaliz hastalarının beslenme konusunda son derece bilgili olmaları gerekir.</p>

<p style="text-align:start"><strong>“Su tüketimi yaz- kış kontrollü olmalı”</strong></p>

<p style="text-align:start">Hemodiyaliz hastalarında su tüketiminin önemi değinen Diyetisyen Gökçen Efe Aydın; “Su tüketimi, özellikle idrar çıkışı olmayan veya azalan hemodiyaliz hastaları için mevsimsel olarak farklılık gösterir. Yaz aylarında sıcaklıkların ve dolaylı olarak terleme miktarının artması, su ihtiyacında da artışa neden olur. Genellikle ihtiyaçtan daha fazla sıvı alınır ve iki diyaliz seansı arasında olması gerekenden daha fazla kilo ile diyalize girilir. Bu durum, vücutta ödem, yüksek tansiyon ve kalp sorunları gibi ciddi komplikasyonlara yol açabilir. Kış aylarında ise su tüketimi daha kontrollü olmalı, ancak yine de vücuda yeterli sıvı alımı sağlanmalıdır. Kışın hastaların su tüketimini ayarlamaları yaza göre çok daha kolaydır.” dedi.</p>

<p style="text-align:start">TBV diyetisyen Gökçen Efe Aydın, hastalar için beslenme - kan değerleri ilişkisi ve karşılaşılan durumlara dair bilgi verdi:</p>

<p style="text-align:start"><strong><em>Kandaki potasyum seviyesinin yükselmesine</em></strong><em>&nbsp;bağlı olarak hastalarda; kalpte ritim bozukluğu, nefes darlığı, kaslarda güçsüzlük, ellerde - ayaklarda ani karıncalanma ile uyuşukluk ve kalp durması gibi tehlikeli durumlar görülebilir. Hemodiyaliz hastalarının kan potasyum değeri ilaçlar, beslenme ve diyet ile kısa sürede düşebilir. Hastalar düzenli bir tedavi ile potasyum yüksekliğine bağlı problemleri kısa sürede atlatabilir.</em></p>

<p style="text-align:start"><strong><em>Kandaki fosfor seviyesinin yükselmesine</em></strong><em>&nbsp;bağlı olarak hastalarda; kaslarda ve eklemlerde ağrı, kaşıntı, ciltte kuruluk, halsizlik ve kireçlenme gibi problemler görülebilir. Fosforun kontrol altına alınması için genellikle diyet düzenlemeleri ve fosfor bağlayıcı ilaçların uzun süreli kullanımını gerekir. Bu süreç, sabır ve düzenli takip ile fosfor seviyelerinin dengelenmesini sağlar, ancak tam denetim için daha fazla zamana ihtiyaç duyulabilir.</em></p>

<p style="text-align:start"><strong><em>Hemodiyaliz hastalarında albümin seviyesi</em></strong><em>, hem sağlık durumunun bir göstergesi hem de tedavi başarısını etkileyen önemli bir parametredir. Mevsimsel değişimler, beslenme alışkanlıklarını etkileyerek albümin seviyesinde de dalgalanmalara neden olabilir. Hemodiyaliz hastalarının en önemli albümin kaynağı olan yumurta akına beslenmelerinde mutlaka yer vermeleri gerekir. Fakat her gün yumurta tüketmek hastalarda bıkkınlığa sebep olabilir. Özellikle yaz aylarında havaların sıcak olması yumurta tüketirken hastaların daha da zorlanmalarına neden olabilir. Hastaların kan-albümin seviyelerini düşürmemek için kendilerini zorlamaları istenmelidir.</em></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 29 Jun 2025 09:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2025/06/turk-bobrek-vakfindan-diyaliz-hastalarina-yaz-uyarisi-1751191429.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Serinlerken Sağlığınızdan Olmayın</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/serinlerken-sagliginizdan-olmayin-6766</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/serinlerken-sagliginizdan-olmayin-6766</guid>
                <description><![CDATA[Yaz aylarında yaygın olarak kullanılan klimalar, baş ağrılarına yol açabiliyor. Uzman Dr. Murat Yaycı, klima kaynaklı baş ağrılarını önlemek için alınması gereken önlemleri paylaştı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:start">Yaz sıcaklarında serinlemek için sıkça başvurulan klimalar, yanlış kullanıldığında sağlığı olumsuz etkileyebilir. Bu etkilerden biri de sık görülen&nbsp;<strong>klima kaynaklı baş ağrıları</strong>.Atabay İlaç Medikal Direktörü Uzman Dr. Murat Yaycı, özellikle yaz aylarında hem evlerde hem de araçlarda yaygın olarak kullanılan klimaların, ortam havasını sürekli döndürerek çalıştığını ve bu durumun çeşitli rahatsızlıklara zemin hazırlayabileceğini belirtti. Dr. Yaycı, klimaların neden olduğu baş ağrılarının ardında yatan temel faktörleri ve alınabilecek önlemleri şöyle sıraladı:</p>

<p style="text-align:start"><strong>Vücuttaki Sıvı Kaybı:</strong></p>

<p style="text-align:start">Klimalar çalıştıkça ortamdaki nemi alarak vücudun sıvı kaybetmesine neden olur. Yeterince su tüketilmediğinde, bu durum baş ağrılarına ve çeşitli hastalıklara yol açabilir. Bu nedenle klima kullanırken su içmek hayati önem taşır.</p>

<p style="text-align:start"><strong>Klimanın Sebep Olduğu Soğuk Hava:</strong></p>

<p style="text-align:start">Soğuk hava, damarları daraltarak baş ağrısına sebep olabilir. Klimanın derecesini çok düşürmemek ve zaman zaman kapatarak oda sıcaklığını dengelemekle bu durumun önüne geçilebilir.</p>

<p style="text-align:start"><strong>Klima Filtresinin Temizlenmemesi:</strong></p>

<p style="text-align:start">Klimanın düzenli olarak temizlenmemesi; ortamdaki toz akarların, evcil hayvan tüylerinin, küf sporlarının ve çeşitli alerjen maddelerin klima filtrelerine yapışmasına ve tekrar ortama yayılmasına neden olur. Bu durum, şiddetli baş ağrılarının yanı sıra sinüs tıkanıklıkları, alerji ve tahriş gibi sorunlara da yol açabilir. Düzenli filtre temizliği ve bakımı, bu riskleri ortadan kaldırır.</p>

<p style="text-align:start"><strong>Hava Yoluyla Bulaşan Hastalıklar:</strong></p>

<p style="text-align:start">Klimalar iç ortam havasını sirküle ederek çalıştığı için, özellikle grip başta olmak üzere hava yoluyla bulaşabilen solunum yolu hastalıklarına sahip kişiler hastalıklarını diğer kişilere daha kolay bulaştırabilirler. Bu yüzden söz konusu hastalıkları olan kişilerle aynı ortamda klima çalıştırılmamalıdır. Klima sistemleri hava yoluyla bulaşan virüslerin yayılmasında önemli rol oynar.</p>

<p style="text-align:start"><strong>“Baş ağrısı şiddetleniyorsa doktora danışarak uygun ağrı kesicilerle tedavi desteklenmeli”</strong></p>

<p style="text-align:start">Uzman Dr. Murat Yaycı, klima çarpması sonucu oluşan baş ağrısını önleyebilmek ve tedavi edebilmek amacıyla çeşitli tavsiyelerde bulundu. Yaycı; “Klima ünitesinin temizliğinden emin olun. Bu sayede hem şiddetli baş ağrılarının hem de alerji gibi meydana gelebilecek diğer hastalıkların oluşmasını engellemiş oluruz. Klima kullanımında yeterli su tüketimine dikkat etmeyi unutmayın. Baş ağrısı giderek şiddetleniyorsa veya alınan önlemlere rağmen iyileşmiyorsa doktora danışarak uygun ağrı kesicilerle tedavi desteklenmeli. Klimalar sıcak havalarda kurtarıcımız olsa da bilinçsiz ve dikkatsiz kullanımda hayat kalitemizi düşüren baş ağrıları kaçınılmaz bir sonuçtur” ifadelerini kullandı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 23 Jun 2025 13:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2025/06/serinlerken-sagliginizdan-olmayin-1750679887.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kurban Bayramında Doğru ve Dengeli Beslenmenin İpuçları</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/kurban-bayraminda-dogru-ve-dengeli-beslenmenin-ipuclari-6722</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/kurban-bayraminda-dogru-ve-dengeli-beslenmenin-ipuclari-6722</guid>
                <description><![CDATA[Özel Egepol Hastaneleri Uzman Diyetisyeni Cansu Kahraman, Kurban Bayramı'nda aşırı et ve tatlı tüketilmemesine dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000 !important"><span style="color:#000000">Özel Egepol Hastaneleri Uzman Diyetisyeni Cansu Kahraman, Kurban Bayramı'nda aşırı et ve tatlı tüketilmemesine dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000 !important"><span style="color:#000000">Kurban Bayramı’nda aşırı et ve tatlı tüketiminin ciddi kilo alımlarına ve önemli rahatsızlıklara zemin hazırlayabileceğini dile getiren Kahraman, bayramda doğru beslenme konusunda ipuçları verdi.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000 !important"><span style="color:#000000">Bayram sabahı güne hafif bir kahvaltı ile başlanması gerektiğini belirten Diyetisyen Cansu Kahraman, “Bayram haftası ve özellikle bayramın ilk günü hafif bir kahvaltıyla başlamak çok önemlidir. Çünkü hafif bir kahvaltı ile başlandığı zaman gün içerisinde yapılacak olan et tüketimlerinin sindirimi daha kolay olacaktır. Kesilen kurban etleri de mümkünse bir gün dinlendirildikten sonra tüketilmelidir. Bunun nedeni ise ilk kesildiği zaman etin sert olması ve sindirimini daha zor olmasıdır. Hemen tüketilmeyecek etler -18 derecede 3 ay saklanabilir” dedi.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000 !important"><span style="color:#000000"><strong>HAŞLAMA VEYA KAVURMA TERCİH EDİN</strong></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000 !important"><span style="color:#000000">Kurban etlerinin pişirilme şeklinin de önemli olduğunu vurgulayan Kahraman, “Kesilen etler öğle ya da akşam yemeğinde haşlama, ızgara ya da kavurma şeklinde kullanılabilir. Eğer etler kebap şeklinde tüketilecekse, etleri ateşe ve mangala çok yakın tutmamak gerekiyor. Kebap şeklinde tüketirken de etteki kuyruk yağlarını çok fazla kullanmamak gerekiyor. Çünkü bunlar kolesterol seviyelerini yükseltir. Haşlama yapılırken de yağlı et suyunu biraz dondurduktan sonra üzerinde biriken yağ tabakasını biraz alıp altta kalan et kısmını tüketmeyi tercih edin. Kavurma yaparken de etleri iç yağlarla kavurmamak gerekir. Eti kendi içerisindeki yağla kavurmak yeterlidir. Yani ekstra iç yağ ya da zeytinyağı ilave etmeye gerek yoktur” ifadelerini kullandı.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000 !important"><span style="color:#000000"><strong>ÖĞÜN BAŞINA 150 GRAM ET TÜKETİN</strong></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000 !important"><span style="color:#000000">Bayram süresince öğün başına en fazla 100-150 gr(yaklaşık 3-4 köfte büyüklüğünde) et tüketilmesini öneren Uzman Diyetisyen Cansu Kahraman ”Kurban bayramı boyunca kolesterol seviyeleri ciddi şekilde yükselebilir. Bu yüzden bu süre içinde 100-150 gramdan fazla et tüketilmesini tavsiye etmiyoruz. Yani örneğin öğle öğününde kırmızı et tüketildiyse eğer akşam öğününde sebze ve salata ağırlıklı beslenilmelisiniz. Et tüketirken yanında çok fazla ayran tüketilmemeli. Çünkü et ile yoğurt, ayran tüketimi aynı zamanda ödem oluşmasına sebep olabilir ve çok fazla ayran tüketimi demir emilimini engelleyebilir. Bunun yerine su tercih edilmeli. Etlerin yanında bol bol salata tüketilmeli, mevsimlik yeşilliklerinden tercih edilmeli. Bu da hem demir emilimini hem de C vitamini takviyesini olumlu etkiler” diye konuştu.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><br />
<span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000 !important"><span style="color:#000000">Bayram süresince özelikle şerbetli tatlı tüketimlerinde aşırıya kaçılmamasının da önemli olduğunun altını çizen Kahraman, şöyle devam etti: “ Bayram ziyaretlerinizde şekerli yiyeceklerden uzak durmanız gerekir. Şerbetli tatlılardan ziyade daha çok sütlü tatlılar tercih edilmelidir. Misafirliğe gidilirken ya da misafir ağırlanırken daha çok kuru meyvelerden hurma ve kuru yemişlerden ceviz/badem ve sağlıklı kan şekerini hızlı yükseltmeyecek tatlılar tercih edilmelidir”</span></span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 02 Jun 2025 09:42:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2025/06/kurban-bayraminda-dogru-ve-dengeli-beslenmenin-ipuclari-1748894223.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Obeziteyle Mücadelede Yeni Dönem</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/obeziteyle-mucadelede-yeni-donem-6698</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/obeziteyle-mucadelede-yeni-donem-6698</guid>
                <description><![CDATA[Okullarda dengeli beslenme bilincini artırmak ve sağlıklı nesiller yetiştirmek amacıyla 2013 yılında kurulan Mamabüs, o günden bu yana yalnızca yemek üretmekle kalmayıp, aynı zamanda bir sosyal sorumluluk modeli olarak çocukların ve ailelerin sağlıklı yaşam alışkanlıklarını destekleyen bir anlayış benimsedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h4 style="text-align:start"><strong>Sağlık Bakanlığı Adım Attı, Mamabüs 10 Yıl Öncesinden Hazırdı</strong></h4>

<p style="text-align:start">Türkiye’de çocukluk çağı obezitesine karşı yeni bir mücadele süreci başlatan Sağlık Bakanlığı’nın açıklamaları kamuoyunda geniş yankı uyandırırken, bu konuda öncü adımlarıyla öne çıkan Mamabüs, 10 yıl önce başlayan yolculuğuyla bugün gelinen noktayı dikkatle izliyor.</p>

<p style="text-align:start">Okullarda dengeli beslenme bilincini artırmak ve sağlıklı nesiller yetiştirmek amacıyla 2013 yılında kurulan Mamabüs, o günden bu yana yalnızca yemek üretmekle kalmayıp, aynı zamanda bir sosyal sorumluluk modeli olarak çocukların ve ailelerin sağlıklı yaşam alışkanlıklarını destekleyen bir anlayış benimsedi.</p>

<p style="text-align:start">Mamabüs Kurucusu Metin Aydın, gelişmeleri şu sözlerle değerlendirdi:<br />
<strong>“Biz bu mücadeleye sofrada başladık. Bir çocuğun tabağına sadece yemek değil, bir gelecek vizyonu koyduk. Mamabüs’ün kuruluş amacı, erken yaşta doğru beslenmeyi öğretmek, bu sayede toplumun geleceğini şekillendirmekti. Obeziteyle mücadele yalnızca bir sağlık sorunu değil; eğitim, sosyal farkındalık ve kamu politikalarıyla birlikte ele alınması gereken çok yönlü bir meseledir. Bugün Sağlık Bakanlığı’nın bu konuda adım atmasını memnuniyetle karşılıyoruz. Ancak bilinmelidir ki, bu sürecin sahadaki gerçek uygulayıcıları ve sessiz öncüleri arasında Mamabüs uzun yıllardır yer almaktadır.”</strong></p>

<p style="text-align:start">Mamabüs’ün geliştirdiği model, beslenme menülerinde bilimsel rehberliği esas alırken, yerel üreticilerle çalışarak taze ve doğal ürünlerin kullanımını önceliklendiriyor. Menü planları, diyetisyen ve gıda mühendislerinin kontrolünde hazırlanıyor; porsiyon dengeleri yaş gruplarına göre ayarlanıyor.</p>

<p style="text-align:start">Şimdiye dek Türkiye’nin dört bir yanında 200’den fazla okulda hizmet veren Mamabüs, her gün binlerce çocuğun tabağına umut ve sağlık taşıyor.</p>

<p><strong>Mamabüs, Sağlık Bakanlığı’nın attığı bu adımı destekliyor ve kamu-özel sektör iş birliğiyle sürdürülebilir, ölçülebilir ve sahada karşılığı olan çözümler geliştirmek için tüm birikimini paylaşmaya hazır olduğunu kamuoyuyla paylaşıyor.</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 21 May 2025 17:29:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2025/05/obeziteyle-mucadelede-yeni-donem-1747837855.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÇAĞIN SESSİZ ÇIĞLIĞI: “UYKUSUZLUK”</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/cagin-sessiz-cigligi-uykusuzluk-6674</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/cagin-sessiz-cigligi-uykusuzluk-6674</guid>
                <description><![CDATA[Son yılların yükselen trendi “İyi yaş alma” veya “Sağlıklı yaşlanma” konuları denilince akla sağlıklı beslenme ve egzersiz gelse de kaliteli uyku tam da bu ikilinin ortasında yer alıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Nöroloji Uzmanı Dr. Meliha Aydın: HER ÜÇ YETİŞKİNDEN BİRİ UYKUSUZLUK YAŞIYOR!</strong></p>

<p><strong>Psikiyatri Uzm. Dr. Pelin Taş: “UYKU SORUNU OLAN HASTALARIN YAKLAŞIK %50’Sİ PSİKİYATRİK TANI ALABİLİYOR”</strong></p>

<p><strong>Uyku Bozuklukları, Psikiyatrik Hastalıkların Hem Sebebi Hem De Sonucu Olabiliyor…</strong></p>

<p style="text-align:start"><strong>Son yılların yükselen trendi “İyi yaş alma” veya “Sağlıklı yaşlanma” konuları denilince akla sağlıklı beslenme ve egzersiz gelse de kaliteli uyku tam da bu ikilinin ortasında yer alıyor. Öyle ki, uyku problemleri tek başına hem ruh sağlığı etkiliyor hem de günlük hayatta akla gelebilecek pek çok hastalığın habercisi olabiliyor. Eskilerin ‘uyusun da büyüsün’ sözü bir dönem unutulmuş olsa da günümüzde hem çocuklar hem yetişkinler hem de ileri yaş bireyler için yaşam kalitesi adına uykunun önemini tekrar gün yüzüne çıkarıyor.</strong></p>

<p style="text-align:start">Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi’nden Nöroloji Uzmanı Dr. Meliha Aydın, yeterli ve kaliteli uyku hakkında ‘sağlıklı yaşam için vazgeçilmez unsurların başında gelir’ yorumunu yapıyor. Uyku sağlığı ve bozuklukları hakkında bilgi veren Uzm. Dr. Meliha Aydın; “Uyku hem bağışıklık sisteminin düzgün çalışabilmesi hem de başta beyin ve sinir dokuları olmak üzere, vücudun geri kalanında uyumlu ve düzenli bir fizyolojik ortam sağlanabilmesi için hayati bir ihtiyaçtır. Amerikan Psikiyatri Birliği (APA) verilerine göre insomnia yani uykusuzluk, toplumda en sık görülen uyku bozukluğudur. Buna göre tüm yetişkinlerin üçte birinde uykusuzluk belirtilerinin izlendiği yapılan bilimsel çalışmalarla gösterilmiştir. Bu, yetişkinlerin yüzde 6 ila 10’unda ise ‘uykusuzluk’ tanısı alacak derecede şiddetli belirtiler izlenir. “diyor.</p>

<p style="text-align:start"><strong>TEDAVİ EDİLMEYEN UYKUSUZLUK CİDDİ HASTALIKLARA YOL AÇIYOR</strong></p>

<p style="text-align:start">Tedavi edilmeyen uyku bozukluklarının günlük hayatı giderek zorlaştırdığına değinen Nöroloji Uzmanı Dr. Meliha Aydın; “Uyku problemleri, sosyal hayatın etkilenmesi, sabah yorgunluğu, sabah baş ağrısı, dikkati toplamada bozukluk, unutkanlık, işte başarısızlık, trafik kazalarında artış, kalp sorunları, hipertansiyon, sinirlilik, mide yanması, bazı reflü çeşitleri de dahil olmak üzere mide ve bağırsak hastalıkları, obezite, depresyon, cinsel isteksizlik, kan hastalıkları ve geceleri idrar sorunları gibi yaşam kalitesini olumsuz etkileyen pek çok rahatsızlığa yol açabilir. Günlük yeterli ve kaliteli uyku uyuyamayan kişilerde hayatı tehdit edebilecek düzeyde sağlık problemleri ortaya çıkabilir. Bu açıdan uykusuzluğun tedavi edilmemesi, yetersiz ve kalitesiz uykuya yol açarak birçok komplikasyonun gelişmesine olanak verir:</p>

<ul>
	<li><strong>Obezite ile birlikte kalp-damar sağlığının bozulması</strong></li>
	<li><strong>Diyabet, yüksek tansiyon gibi kronik rahatsızlıklar</strong></li>
	<li><strong>Bağışıklık sisteminin zayıflaması ve buna bağlı sık enfeksiyon hastalığı gelişmesi</strong></li>
	<li><strong>İnme gibi beyin-damar hastalıkları ile buna bağlı epilepsi gelişmesi</strong></li>
	<li><strong>Astım gibi bağışıklık sistemi ile alakalı akciğer problemleri</strong></li>
	<li><strong>Anksiyete, depresyon gibi psikolojik rahatsızlıklar</strong></li>
	<li><strong>Konsantrasyon düşüklüğüne bağlı trafik kazası gibi günlük yaşamda hayatı tehdit edebilecek durumların gelişmesi</strong></li>
	<li><strong>Okul veya iş performansında ciddi düşüş ve buna bağlı sosyal sorunlar</strong></li>
	<li><strong>Hafızanın zayıflaması</strong></li>
	<li><strong>Cinsel fonksiyon bozuklukları</strong></li>
</ul>

<p style="text-align:start"><strong>TEŞHİS İÇİN İLK ADIM: UYKU TESTİ (POLİSOMNOGRAFİ)</strong></p>

<p style="text-align:start">Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi’nden Nöroloji Uzmanı Dr. Meliha Aydın; “Polisomnografi (PSG) yani uyku testi, uyku ile ilgili hastalıkların tanısında sıklıkla başvurulan bir yöntem. Bu içerikte; hastanın gece uykusu sırasında beyin dalgaları, solunum düzeni, kas aktiviteleri, kanındaki oksijen düzeyi, göz hareketleri gibi yaşamsal faaliyetleri kayıt altına alınır. Ayrıca hastanın uyku esnasındaki görüntüsü de kaydedilerek ileriki değerlendirmeler için saklanır. Polisomnografi ile elde edilen tüm bu bilgiler ışığında hastada uyku apnesi tanısı olup olmadığına karar verilir. Uyku apnesi durumunda multidisipliner bir yaklaşım ile onun üzerine eğilmek faydalı olacaktır. Bu süreçte hastaya yaklaşım, sadece tedavi değil aynı zamanda önemli “yaşam tavsiyeleri” vermektir. İnsomnia rahatsızlığında kişiler yakınları tarafından desteklenmesi de son derece önemlidir. Hasta yakınlarının doğru ve yeterli düzeyde bilgilendirilmesi, hastaların günlük yaşam pratiğinde yaşadıkları sorunlar hakkında farkındalıklarının arttırılması da tedavi sürecinde önemli bir destek olacaktır. Hastaların uyku kalitesinin arttırılmasına yönelik tedbirlerde aile bireyleri aktif rol üstlenmeli, hastaların yeterli ve kaliteli uyku alabilmeleri için gerekli hassasiyeti göstermelidirler” diyor.</p>

<p style="text-align:start"><strong>PSİKİYATRİK HASTALIKLARIN SESSİZ ORTAĞI: UYKU BOZUKLUKLARI</strong></p>

<p style="text-align:start">Uyku bozuklukları ve psikiyatrik hastalıklar hakkında konuşan Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi’nden Psikiyatrist Uzm. Dr. Pelin Taş ise iyi bir ruh haline sahip olabilmek için sağlıklı bir uyku rutinin önemine dikkat çekiyor. Psikiyatrist Uzm. Dr. Pelin Taş; “Uyku bozuklukları psikiyatrik hastalıkların hem sonucu hem de sebebi olarak karşımıza çıkabiliyor. Ruhsal hastalığı olan bireylerin yaklaşık %50-80’inde uyku sorunu bulunmakla birlikte, uyku sorunu olan hastaların da yaklaşık %50’si psikiyatrik tanı almaktadır. Uyku sorunları birçok psikiyatrik hastalık için tanı ölçütlerinin bir parçasıdır. Depresyonda, anksiyete bozukluklarında, duygudurum bozukluklarında, bağımlılıklarda ve bilişsel bozukluklarda sıklıkla uyku bozuklukları görülebiliyor.”</p>

<p style="text-align:start">Psikiyatrist Uzm. Dr. Pelin Taş, psikiyatrik hastalıkların tedavisinde yalnızca ilaç ve terapi değil, uyku hijyeninin de düzeltilmesi öneriyor. Bu anlamda yapılması gerekenler ise:</p>

<ul>
	<li><strong>Her gün aynı saatte yatılmalı ve sabahları aynı saatte kalkılmalıdır. Eğer aynı saatte yatıp uykuya dalamıyorsanız bile sabah kalkış saatiniz mutlaka aynı olmalıdır.</strong></li>
	<li><strong>Uykunuz gelmeden yatağa girmemeli, yattıktan sonra yarım saatten daha fazla süre uyuyamaması halinden yataktan kalkıp loş ışıkta kitap okuma, sakin bir belgesel izleme veya dinlendirici bir enstrümantal müzik dinleme gibi rahatlatan etkinliklerde bulunulmalı. Uyku geldiğinde ise yeniden yatağa dönülmeli.</strong></li>
	<li><strong>Gündüz uyuklamalarından kaçınılmalı.</strong></li>
	<li><strong>Yatak odasının karanlık ve sessiz olması sağlanmalı.</strong></li>
	<li><strong>Yatak odası sadece uyumak ve cinsel yaşam için kullanılmalı.</strong></li>
	<li><strong>Haftada en az üç gün ortalama 30-40 dk düzenli egzersiz yapılmalı. Ancak yatma saatine yakın ağır egzersizler yapılmamalı.</strong></li>
	<li><strong>Yatağa girmeden bir saat önce elektronik cihazlardan uzaklaşılmalı.</strong></li>
	<li><strong>Yatma saatine 2 saat kala yemek yeme eylemi sonlandırılmalı.</strong></li>
	<li><strong>Akşam saatlerinde kafeinli gıdalardan (çay, kahve, çikolata, kola gibi), alkollü içeceklerden ve tütün kullanımından kaçınılmalı.</strong></li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 14 May 2025 14:32:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2025/05/cagin-sessiz-cigligi-uykusuzluk-1747244241.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Göz Sağlığınız İçin Kaliteli Güneş Gözlüğü Kullanın</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/goz-sagliginiz-icin-kaliteli-gunes-gozlugu-kullanin-6673</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/goz-sagliginiz-icin-kaliteli-gunes-gozlugu-kullanin-6673</guid>
                <description><![CDATA[Yaz mevsiminin yaklaşması ve güneşin etkilerini daha fazla göstermesiyle birlikte göz sağlığı ve zararlı güneş ışınlarından korunmanın yolları da yeniden gündeme geldi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Yaz mevsiminin yaklaşması ve güneşin etkilerini daha fazla göstermesiyle birlikte göz sağlığı ve zararlı güneş ışınlarından korunmanın yolları da yeniden gündeme geldi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Kaşkaloğlu Göz Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena,&nbsp;</span></span><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">yaz aylarında dünyamıza ulaşan ultraviyole ışın miktarının kış mevsimine oranla 3 kat daha fazla olduğu için ultraviyoleden korunmanın yaz mevsiminde çok daha önemli olduğunu dile getirdi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Ultraviyole ışınların gözlerimiz üzerindeki olumsuz etkilerinin ve uzun yıllar içinde göz kapağında yaratabileceği hasarın, kansere uzanan ciddi hasarlara yol açabileceğine dikkat çeken Asena, zararlı güneş ışınlarından korunmak için mutlaka kaliteli bir güneş gözlüğü kullanılması gerektiğini vurguladı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Ultraviyole ışınların vücudun diğer kısımlarında olduğu gibi göz kapaklarını kaplayan deride de kanser oluşumuna neden olduğunu aktaran&nbsp;</span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena:</span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">,</span></span><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">&nbsp;“Vücudun herhangi bir bölümünde oluşabilecek tümör, daha kolay operasyonla alınabilirken, göz kapağı derisinde bu daha zordur. Bu yüzden de göz kapağı derisinde oluşabilecek herhangi bir sorun çok daha ciddi sonuçlara yol açabilir” dedi.</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif"><span style="font-size:medium"><strong>ÇOCUKLARIN GÖZLERİ DAHA HASSAS</strong></span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Doğrudan güneşe bakmasak bile, nesnelerden yansıyan ışınların göz sağlığımızı bozmaya yeteceği uyarısında bulunan Asena, özellikle çocukların ve bebeklerin göz merceğinin yetişkinlere oranla çok daha saydam ve hassas olduğunu açıkladı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Gözlerimizi güneş ışınlarının zararlı etkilerinden korumada en etkili yöntemin kaliteli bir güneş gözlüğü kullanmaktan geçtiğinin altını çizen&nbsp;</span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena:</span></span><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">&nbsp;sokakta satılan kalitesiz gözlüklerin ise faydasından çok zararı olduğunu kaydetti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Renkli cam kullanılan kalitesiz güneş gözlüklerini taktığımızda, göz bebeklerimizin büyüdüğünü ve daha fazla ultraviyole ışının gözün içine girdiğini hatırlatan Asena, “İyi bir güneş gözlüğü, ışığı gözü rahatsız etmeyecek bir seviyeye indirirken, zararlı ultraviyole ışınları da süzmelidir. Gözlük satın alırken en önemli nokta, ultraviyole ışınlara karşı koruyuculuk değerleridir. İyi kalitede güneş gözlüklerinin çoğu ultraviyole ışınların % 95'inden fazlasını süzerken, bu oran % 99 ve daha yüksek de olabilir” ifadesini kullandı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Özellikle çocukların yazın, güneş ışınlarının altında fazla kalmamaları uyarısında bulunan&nbsp;</span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena</span></span><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">, çocukların güneşe mutlaka şapka ve kaliteli güneş gözlüğüyle çıkması gerektiğini sözlerine ekledi.</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 14 May 2025 09:21:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2025/05/goz-sagliginiz-icin-kaliteli-gunes-gozlugu-kullanin-1747243890.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gözünüzü Sık Kaşıyorsanız Dikkat !</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/gozunuzu-sik-kasiyorsaniz-dikkat-6634</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/gozunuzu-sik-kasiyorsaniz-dikkat-6634</guid>
                <description><![CDATA[Kaşkaloğlu Göz Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, gözlerini çok ovuşturan kişilerin görme bozukluğuna neden olan keratokonus hastalığı açısından risk grubunda yer aldığını söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1 style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#222222">Kaşkaloğlu Göz Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, gözlerini çok ovuşturan kişilerin görme bozukluğuna neden olan keratokonus hastalığı açısından risk grubunda yer aldığını söyledi.</span></span></span></span></span></h1>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#222222">Hastalığın 15-25 yaş arasında başladığını belirten Doç. Dr. Asena, keratokonus hastalığının erken dönemde fark edilmesinin güç olduğunu dile getirdi.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#111111">Hastalık hakkında bilgi veren&nbsp;</span><span style="color:#222222">Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, “</span><span style="color:#111111">Keratokonusun bir gençlik hastalığı olduğunu söyleyebiliriz. Genellikle 15-25 yaş arasında başlamakta ve ilerlemektedir. Ancak 15 yaşından önce de görebilmekteyiz.</span><span style="color:#111111">Keratokonus bir kornea hastalığıdır. Kornea gözün en önünde yer alan saydam tabakadır. Keratokonus hastalığında bu tabakada sivrilme ve incelme olmaktadır. Bu sivrilme ve incelme ilerleyicidir ve görmenin giderek kötüleşmesine sebep olur. Bu hastalıkta korneanın yapısal bir şekil bozukluğu söz konusudur. Keratokonus kelimesi de konikleşmiş kornea anlamına gelmektedir. Yaygınlık açısından 2 bin kişide bir rastlanmaktadır” diye konuştu.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#111111"><span style="font-size:medium"><strong>ERKEN TEŞHİS ÖNEMLİ</strong></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#111111">Keratokonusun nedeni tam olarak bilinmediğini kaydeden&nbsp;</span><span style="color:#222222">Doç. Dr. Asena, şu bilgileri verdi: “</span><span style="color:#111111">Hastalık 35- 40'lı yaşlara kadar ilerlemekte ve bu yaşlardan sonra kendi kendine durmaktadır. Keratokonusun nedeni tam olarak bilinmemektedir. Bu hastalığa yatkınlık oluşturduğunu bildiğimiz en önemli faktör alerjik göz yapısına bağlı sürekli göz ovuşturulmasıdır. Keratokonuslu kişiler genellikle alerjik göz yapısında insanlardır ve küçüklükten beri sürekli göz ovuşturma hikayesi vardır. Ancak burada korneanın yapısal bir göz bozukluğu söz konusudur. Sürekli gözü ovuşturma tetikleyici olabilse de asıl sorun korneanın yapısal bozukluğudur. Bu hastalığın tam olarak genetik bir hastalık olduğunu söyleyemeyiz. Yatkınlık olmakla birlikte yapılan araştırmalarda hastaların ancak %10 %20 genetik olarak gelmiştir”</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#111111"><span style="font-size:medium"><strong>TEDAVİ SÜRECİ</strong></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#222222">Çapraz bağlama (cross linking) tedavisi ile hastalığın ilerleyişi durdurulabilir bir hale geldiğini belirten Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, tedavide erken teşhisin önemli olduğunu dile getirdi.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#222222">Doç. Dr. Asena şöyle devam etti “ Çapraz bağlama tekniği ile özel bir damla kullanılarak ultraviyole ışınları uygulanarak kornea dediğimiz dokunun sağlamlaştırılması gerçekleştirilebiliyor. Bu sağlamlaştırma sayesinde korneadaki ilerleyici incelme ve sivrilmeyi durdurabiliyoruz. Tedavinin yüzde 90'ın üzerinde başarı oranı var. Bunun için hastalığın çok ilerlememesi gerekiyor erken teşhis önemli. Mevcut durum korunduktan sonra görmeyi artırmak için gözlük veya lens kullanımı erken dönemde faydalı olabiliyor. Daha çok sert kontak lensler görme seviyesini artırabiliyor. Son dönemde keratokonusa özel hibrit lensler üretilmiştir ve bunlar da hastalarda iyi sonuçlar elde edilebilmektedir. Lens kullanamayan hastalara korneal halka ameliyatı önermekteyiz. Bu ameliyat ile görmede lensin yarattığı etkiye benzer bir sonuç elde edilebilmektedir. Çok ileri olgularda ise tedavi seçeneği Keratoplasti adına verdiğimiz kornea nakli ameliyatıdır”</span></span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 26 Apr 2025 09:25:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2025/04/gozunuzu-sik-kasiyorsaniz-dikkat-1745676595.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uyanık Beyin Tümörü Ameliyatı Başarılı Sonuçlar Veriyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/uyanik-beyin-tumoru-ameliyati-basarili-sonuclar-veriyor-6615</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/uyanik-beyin-tumoru-ameliyati-basarili-sonuclar-veriyor-6615</guid>
                <description><![CDATA[Egepol Hastaneleri Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Seyhan Orak, lokal anestezi ve sedasyonla yapılan uyanık beyin tümörü ameliyatının (Kraniotomi) beyindeki önemli merkezleri koruduğunu ve tedavi başarısını yükselttiğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:start">Egepol Hastaneleri Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Seyhan Orak, lokal anestezi ve sedasyonla yapılan uyanık beyin tümörü ameliyatının (Kraniotomi) beyindeki önemli merkezleri koruduğunu ve tedavi başarısını yükselttiğini söyledi.</p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start">Uyanık kraniotomi ile yapılan beyin tümörü ameliyatı sırasında hastanın bilinçli ve uyanık halde olduğuna dikkat çeken Op. Dr. Orak, hastayı konuşturarak veya elini kolunu oynatmasını isteyerek lezyonun daha güvenli bir şekilde çıkarılabildiğine dikkat çekti.</p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start">Op. Dr. Seyhan Orak, “Beyin tümörleri iyi ve kötü huylu olarak ikiye ayrılıyor. İyi huylular genelde nüks etmez ve cerrahide kesin sonuç alınır. Kötü huylu tümörler ise beynin ürettiği, kanser diyebileceğimiz sürekli tekrarlayan tümörlerdir. Bir de başka organlardan metastaz yapan (sıçrayan) tümörler bulunur. Kraniotomi yönteminde cerrahlar, tümörlerin hassas beyin bölgelerine yakın olduğu durumlarda hastanın konuşma, hareket ve duyusal fonksiyonlarını sürekli olarak kontrol edebiliyor. Hastanın kolunu bacağını kontrol eden motor merkezlerinde yakın yerdeyse, kuvvet kaybına yol açmadan tümörü çıkarmış oluyoruz. Görme alanına yakın bir noktaysa görmeyi kaybetmemesini sağlayacak şekilde operasyonu devam ettiriyoruz. Konuşma merkezinde de aynı süreç oluyor. Bu sayede, hastanın yaşamsal beyin fonksiyonlarını koruyor ve tümörün güvenli bir şekilde çıkarılmasını sağlıyoruz” diye konuştu.</p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><strong>BEYİN FONKSİYONLARI KORUNUYOR</strong></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start">Op. Dr. Seyhan Orak, yöntem hakkında şu bilgileri verdi: “Uyanık kraniotomi beynin iyi ve kötü huylu tümörlerinde, beynin damarsal lezyonlarında, beynin özellikli alanlarına yerleşmiş lezyonların cerrahisinde başarıyla uygulanıyor. Uyanık kraniotomi yöntemi avantajları olan bir cerrahi prosedür. İlk olarak hasta genel anestezi almıyor; dolayısıyla yoğun bakım süreci de geçirmemiş oluyor. Bu yöntem, iyileşme süresini ve sosyal hayata dönüşü de hızlandırıyor. İkincisi ve en önemlisi hastanın özellikli alanlardaki lezyonları çıkarırken bu merkezlere herhangi bir hasar vermeden ameliyatı tamamlayabiliyoruz. Bu merkezler görme alanı, konuşma veya vücut hareketlerini sağlayan motor merkez olabilir. İşlem lokal anestezi altında gerçekleşiyor, sedasyon dediğimiz hafif uyutma şeklinde oluyor. Anestezi ekibinin tecrübesi de cerrahi müdahaleyi kolaylaştıran bir faktör. Hasta lokal anestezi altındayken lezyon eğer konuşma merkezine yakınsa hastayı konuşturuyoruz, lezyon eğer motor merkeze yakınsa hastadan kol ve bacak hareketlerini yapmasını istiyoruz. Böylece vücut fonksiyonlarını da kontrol ederek beyin fonksiyonlarını koruyoruz. Minimum hasarla operasyonu tamamlamış oluyoruz”</p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><strong>BAŞARI ORANI YÜKSEK</strong></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start">Op. Dr. Seyhan Orak, şöyle devam etti: Beyin tümörü ameliyatı genel anestezi altında da yapılabilir. Fakat genel anestezi altındaki hasta uyanık olmadığı için hekim hastanın beyninde oluşabilecek hasarların farkına varamayabilir. Amacımız hastanın fonksiyon kaybına uğramadan yaşam kalitesini koruyarak tedavi gerçekleşmesi. Bu yöntem başarı oranını da yükseltiyor. Operasyon lezyonun yerleşimi ve büyüklüğüne göre 2 - 3 saat kadar sürüyor. Burada anestezi ekibinin ve hekimi tecrübesinin yanında hastanenin de teknolojik altyapısının da önemi büyük”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 19 Apr 2025 09:41:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2025/04/uyanik-beyin-tumoru-ameliyati-basarili-sonuclar-veriyor-1745059720.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Eklem Koruyucu Cerrahi Başarılı Sonuçlar Veriyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/eklem-koruyucu-cerrahi-basarili-sonuclar-veriyor-6606</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/eklem-koruyucu-cerrahi-basarili-sonuclar-veriyor-6606</guid>
                <description><![CDATA[Günümüz yaşam koşulları nedeniyle eklem rahatsızlıklarının artış gösterdiğini belirten Egepol Hastaneleri Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Hasan Tatari, eklem koruyucu cerrahi ile başarılı sonuçlar alınabildiğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h2 style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000">Günümüz yaşam koşulları nedeniyle eklem rahatsızlıklarının artış gösterdiğini belirten Egepol Hastaneleri Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Hasan Tatari, eklem koruyucu cerrahi ile başarılı sonuçlar alınabildiğini söyledi.</span></span></span></span></h2>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000">Eklem rahatsızlıklarının her yaşta görülebildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Tatari, yaşa bağlı olarak bu sorunların derecesinin de değişiklik gösterdiğini dile getirdi.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000">Prof. Dr. Mehmet Hasan Tatari, “Özellikle ileri yaşlarda, halk dilinde kireçlenme de denilen diz kıkırdakları dejenerasyonu, yaşam kalitesini olumsuz olarak etkiliyor. Eğer hastanın yürüme gibi günlük fonksiyonları bozulmuşsa, ağrıları arttıysa ve diğer tedavi yöntemleri başarısız olduysa o zaman diz protezi uyguluyoruz. Diz protezi operasyonu yaklaşık 1, 1.5 saat kadar sürüyor. Hasta ertesi gün ayağa kalkıp yürüyor. 3 günde taburcu oluyor. Normal yaşama dönme süresi kişiden kişiye değişiyor. Bundan sonraki süreç ise hekim kontrolünde devam ediyor” diye konuştu.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><strong>KIKIRDAK NAKLİ UYGULANIYOR</strong></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000">Daha genç hastalarda ise diz protezi yapmanın bazı sakıncaları bulunduğunu kaydeden Prof. Dr. Mehmet Hasan Tatari şöyle devam etti: “Diz protezi zaman içinde gevşeyebiliyor ve yenilenmesi gerekebiliyor. Bu nedenle daha genç, 40- 60 yaş arası hasta grubunda protez uygulamıyoruz. Eklem koruyucu cerrahiler burada devreye giriyor. Bu yöntemde eklem bozulmadan, bazı medikal ve cerrahi müdahaleler yapılıyor. Kıkırdak dejenerasyonu olan kişilerde tedavinin en önemli iki unsuru kilo vermek ve egzersiz yapmaktır. Özellikle erkek kadın farkına baktığımızda; benzer tabloyla bize gelen bir kadın hasta yürüyemezken erkek hasta kasları ve kemikleri daha güçlü olduğu için yürüyebiliyor”</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000">Tatari: “İkinci aşamada ise hyaluronik asit, PRP, kök hücre, kollajen gibi eklem içi enjeksiyonlar geliyor. Bunlar hastalığın gidişatını değiştirmez ancak bir süre ağrısız hayat sağlar. Gerekirse bu tedavi tekrar edilebilir. Eklem koruyucu cerrahi kapsamında yapılan kıkırdak nakli, dizinde kireçlenmesi olmayan dizin sadece belli bir bölgesinde hasar bulunan daha genç olan hastalarda uygulanan bir işlemdir. Kıkırdak kişinin kendi vücudundan alınabildiği gibi kadavradan da temin edilebilir” dedi.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><strong>HEM EĞRİLİK DÜZELİYOR HEM DE AĞRI DİNİYOR...</strong></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000">Prof. Dr. Mehmet Hasan Tatari şu bilgileri verdi: “Eklemdeki kireçlenme şiddeti çok değilse, protez uygulama yaşı henüz gelmemişse hastaların özellikle dizlerinin birbirine bakan iç kısımlarında kıkırdak kaybı, ağrı ve buna bağlı olarak parantez bacak görüntüsü oluşuyor. Bu durum, bir süre sonra tedavi edilmezse hem bacağın deformasyonu gözle görülür şekilde artıyor hem de ağrı artıyor. Ortalama 40 - 60 yaşlarındaki hasta grubunda eğer aşırı obez değilse veya romatizmal bir hastalığı yoksa bir düzeltme ameliyatı yapıyoruz. Yüksek Tibial Osteotomi adı verilen bu operasyonla kaval kemiğini diz eklemi altından kesip düzelterek bacaktaki eğriliği de düzeltiyoruz. Böylece diz ekleminin her iki tarafına eşit miktarda yük verilmesini sağlamış oluyoruz. Bu ameliyat sayesinde hem bacak deformitesini, hem de ağrıyı düzeltiyoruz. Böylelikle ileride gerekebilecek bir diz protezi kullanma ihtimalini de büyük oranda engellemiş ya da ötelemiş oluyoruz”</span></span></span></span></p>

<h2 style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><strong>Eklem Koruyucu Cerrahi Başarılı Sonuçlar Veriyor</strong></span></span></span></span></h2>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000">Günümüz yaşam koşulları nedeniyle eklem rahatsızlıklarının artış gösterdiğini belirten Egepol Hastaneleri Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Hasan Tatari, eklem koruyucu cerrahi ile başarılı sonuçlar alınabildiğini söyledi.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000">Eklem rahatsızlıklarının her yaşta görülebildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Tatari, yaşa bağlı olarak bu sorunların derecesinin de değişiklik gösterdiğini dile getirdi.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000">Prof. Dr. Mehmet Hasan Tatari, “Özellikle ileri yaşlarda, halk dilinde kireçlenme de denilen diz kıkırdakları dejenerasyonu, yaşam kalitesini olumsuz olarak etkiliyor. Eğer hastanın yürüme gibi günlük fonksiyonları bozulmuşsa, ağrıları arttıysa ve diğer tedavi yöntemleri başarısız olduysa o zaman diz protezi uyguluyoruz. Diz protezi operasyonu yaklaşık 1, 1.5 saat kadar sürüyor. Hasta ertesi gün ayağa kalkıp yürüyor. 3 günde taburcu oluyor. Normal yaşama dönme süresi kişiden kişiye değişiyor. Bundan sonraki süreç ise hekim kontrolünde devam ediyor” diye konuştu.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><strong>KIKIRDAK NAKLİ UYGULANIYOR</strong></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000">Daha genç hastalarda ise diz protezi yapmanın bazı sakıncaları bulunduğunu kaydeden Prof. Dr. Mehmet Hasan Tatari şöyle devam etti: “Diz protezi zaman içinde gevşeyebiliyor ve yenilenmesi gerekebiliyor. Bu nedenle daha genç, 40- 60 yaş arası hasta grubunda protez uygulamıyoruz. Eklem koruyucu cerrahiler burada devreye giriyor. Bu yöntemde eklem bozulmadan, bazı medikal ve cerrahi müdahaleler yapılıyor. Kıkırdak dejenerasyonu olan kişilerde tedavinin en önemli iki unsuru kilo vermek ve egzersiz yapmaktır. Özellikle erkek kadın farkına baktığımızda; benzer tabloyla bize gelen bir kadın hasta yürüyemezken erkek hasta kasları ve kemikleri daha güçlü olduğu için yürüyebiliyor”</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000">Tatari: “İkinci aşamada ise hyaluronik asit, PRP, kök hücre, kollajen gibi eklem içi enjeksiyonlar geliyor. Bunlar hastalığın gidişatını değiştirmez ancak bir süre ağrısız hayat sağlar. Gerekirse bu tedavi tekrar edilebilir. Eklem koruyucu cerrahi kapsamında yapılan kıkırdak nakli, dizinde kireçlenmesi olmayan dizin sadece belli bir bölgesinde hasar bulunan daha genç olan hastalarda uygulanan bir işlemdir. Kıkırdak kişinin kendi vücudundan alınabildiği gibi kadavradan da temin edilebilir” dedi.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><strong>HEM EĞRİLİK DÜZELİYOR HEM DE AĞRI DİNİYOR...</strong></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000">Prof. Dr. Mehmet Hasan Tatari şu bilgileri verdi: “Eklemdeki kireçlenme şiddeti çok değilse, protez uygulama yaşı henüz gelmemişse hastaların özellikle dizlerinin birbirine bakan iç kısımlarında kıkırdak kaybı, ağrı ve buna bağlı olarak parantez bacak görüntüsü oluşuyor. Bu durum, bir süre sonra tedavi edilmezse hem bacağın deformasyonu gözle görülür şekilde artıyor hem de ağrı artıyor. Ortalama 40 - 60 yaşlarındaki hasta grubunda eğer aşırı obez değilse veya romatizmal bir hastalığı yoksa bir düzeltme ameliyatı yapıyoruz. Yüksek Tibial Osteotomi adı verilen bu operasyonla kaval kemiğini diz eklemi altından kesip düzelterek bacaktaki eğriliği de düzeltiyoruz. Böylece diz ekleminin her iki tarafına eşit miktarda yük verilmesini sağlamış oluyoruz. Bu ameliyat sayesinde hem bacak deformitesini, hem de ağrıyı düzeltiyoruz. Böylelikle ileride gerekebilecek bir diz protezi kullanma ihtimalini de büyük oranda engellemiş ya da ötelemiş oluyoruz”</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 14 Apr 2025 17:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2025/04/eklem-koruyucu-cerrahi-basarili-sonuclar-veriyor-1744661174.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Genital Lazer, Ameliyatsız Tedavi İmkanı Sunuyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/genital-lazer-ameliyatsiz-tedavi-imkani-sunuyor-6598</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/genital-lazer-ameliyatsiz-tedavi-imkani-sunuyor-6598</guid>
                <description><![CDATA[Özel Sağlık Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzm. Op. Dr. Gülçin Çetin Uysal, genital lazer uygulamalarının hem estetik, hem de fonksiyonel açılardan avantajlar sunduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h2 style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="font-size:medium">Özel Sağlık Hastanesi&nbsp;</span><span style="color:#222222"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzm. Op. Dr. Gülçin Çetin Uysal, </span></span></span></span></span></span><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#222222"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">genital lazer uygulamalarının hem estetik, hem de fonksiyonel açılardan avantajlar sunduğunu söyledi.</span></span></span></span></span></span></h2>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#222222"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Uysal, genital lazer uygulamasının, kadınlarda idrar kaçırma (Stres Üriner İnkontinans) tedavisinde ameliyata gerek kalmadan başarılı sonuçlar verdiğini belirtti.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#222222"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzm. Op. Dr. Gülçin Çetin Uysal, “Kadınlarda öksürme, gülme, ağır yük kaldırma gibi karın içi basıncın arttığı durumlarda idrar kaçırma şikayetinin görülmesine, “Stres Üriner İnkontinans” (SÜİ) adı veriliyor. SÜİ</span></span><span style="color:#222222">&nbsp;bazen idrar kesesi veya rahim sarkmalarıyla beraber olabileceği gibi, bazen organ sarkması olmaksızın da ortaya çıkabiliyor. SÜİ probleminin tedavisinde ameliyatlı ve ameliyatsız yöntemler mevcut. Ameliyatla mesanenin kaldırılması, askı operasyonları (TOT ve TVT) ve laparoskopik operasyonlar cerrahi prosedürler arasında yer alıyor.&nbsp;</span><span style="font-size:medium">Leğen kemikleri içinde yer alan rahim, mesane, barsak gibi organların fıtıklaşarak vajina içinden dışarı sarkmasına ise “Pelvik Organ Sarkması” (POP) adı veriliyor.&nbsp;</span><span style="color:#222222"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Hafif düzeyde genital organ sarkması olan veya organ sarkması olmadan gerçek tipte stres idrar kaçırma sorunu yaşayanlar için lazer iyi bir tedavi şeklidir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#222222"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif"><span style="font-size:medium"><strong>AMELİYATSIZ&nbsp;</strong></span></span></span><span style="color:#222222"><span style="font-size:medium"><strong>İDRAR KAÇIRMA TEDAVİSİ MÜMKÜN</strong></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#222222"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Lazer yöntemi hakkında bilgi veren Uysal, şunları söyledi: “</span></span><span style="font-size:medium">Lazer, idrar kaçırma tedavilerinde ameliyatsız bir tedavi yöntemidir. Bu işlem sırasında lazer içinde üretilen yüksek enerjili ışık hüzmesi doku içine aktarılmakta, doku içinde ısıya dönüşmekte ve onarıcı hücreler sayesinde kolajen sentezi artmakta ve doku yenilenmektedir. Kollajen ve elastik liflerin artışı mesane boynu ve idrar kanalı çevresindeki desteği artırarak idrar kaçırma sorununa çözüm üretmektedir. İşlem 1 ay ara ile 2 veya 3 kez tekrarlanmakta, gerekli durumlarda tüm prosedür 1,5 - 2 yılda bir yinelenmektedir.&nbsp;</span><span style="color:#222222"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Lazerle idrar kaçırma tedavisinin bir riski, literatürde bugüne kadar belirtilen bir komplikasyonu yoktur”</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#222222"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif"><span style="font-size:medium"><strong>PEK ÇOK AVANTAJ SUNUYOR</strong></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="font-size:medium">Lazerle idrar kaçırma tedavisinin güvenli olduğunu ve pek çok avantaj sunduğunu kaydeden&nbsp;</span><span style="color:#222222"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Op. Dr. Gülçin Çetin Uysal, sözlerine şöyle devam etti: “Uygulama</span></span><span style="font-size:medium">&nbsp;son derece ağrısızdır, anestezi gerektirmez, cerrahi bir işlem olmadığından dikiş atılmaz. Tüm işlem ortalama 3-4 dakika kadar sürer, herhangi bir risk veya büyük bir komplikasyon bildirilmemiştir. İstirahat gerektirmez ve kişiler aynı gün içinde sosyal hayatlarına geri dönebilirler. İşlem sonrası pansuman veya antibiyotik kullanımı gerektirmez. Lazerle idrar kaçırma tedavilerinde kombinasyonlar kullanılarak vaginal daraltma, rejevünasyon (gençleştirme) işlemleri ile de birleştirilebilir. Özellikle menapozal süreç, zor doğum tetikleyen faktörler olabilmektedir. Cerrahi yöntemlere alternatif sunabilmektedir”</span></span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 11 Apr 2025 09:11:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2025/04/genital-lazer-ameliyatsiz-tedavi-imkani-sunuyor-1744391878.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Astigmat tedavisinde lazer dönemi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/astigmat-tedavisinde-lazer-donemi-6594</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/astigmat-tedavisinde-lazer-donemi-6594</guid>
                <description><![CDATA[Kaşkaloğlu Göz Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, halk arasında bilinenin aksine, astigmat rahatsızlığının lazerle tedavisinin mümkün olduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000">Kaşkaloğlu Göz Hastanesi&nbsp;<span style="color:#222222">Başhekimi</span>&nbsp;Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, halk arasında bilinenin aksine, astigmat rahatsızlığının lazerle tedavisinin mümkün olduğunu söyledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000">Sık görülen görme kusurlarından biri olan astigmatın, gözlük kullanılmadığında baş ağrısı, bulanık görme ve netlik kaybı gibi rahatsızlıklara neden olduğunu belirten Asena, “Femtosaniye Lasik uygulamasıyla astigmat tedavisinde başarılı sonuçlar alabiliyoruz” dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000">Lasik operasyonlarının dünyada yaygın olarak uygulandığını vurgulayan Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, “Lasik, excimer laser ile kornea tabakasına yeniden şekil verilerek kırma kusuru dediğimiz göz bozukluklarının düzeltilmesi işlemidir. Kırma kusuru olarak tanımladığımız göz bozuklukları; miyopi, hipermetropi ve astigmattan oluşuyor. Lasik sayesinde bu bozukluklar düzeltilebiliyor” diye konuştu.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><strong>GÖRME KALİTESİ YÜKSELİYOR</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000">Miyop ve hipermetropta olduğu gibi astigmat tedavisinde de femtosaniye lasik uygulaması gerçekleştirdiklerini dile getiren Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, sözlerine şöyle devam etti:</span></span></p>

<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000">“Halk arasında astigmatizmanın lazerle düzeltilemediğine dair yanlış bir kanı hakim. Astigmat da, miyopi ve hipermetropi gibi belli sınırlara kadar lasik cerrahisiyle düzeltilebiliyor. Eğer 1 numaranın üzerinde astigmat varsa ve hastanın göz yapısı uygunsa lazer tedavisiyle görme kalitesi eski seviyesine döndürülebiliyor. Astigmatı olan bazı hastalar kontakt lens kullanamıyor ve yüksek numaralı astigmatlarda lensler yeterli olmuyor. Eğer göz yapısı uygun değilse ve numara çok yüksekse, göz içi lens (ICL) tedavisi uyguluyoruz ve bu yöntemle de iyi sonuçlar alabiliyoruz”</span></span></p>

<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000">Femtosaniye lasik tedavisinde iki göze de aynı operasyonda yapıldığını ve işlemin birkaç dakika sürdüğünü anlatan Doç. Dr. Asena, “A<span style="color:#222222">meliyat hazırlığıyla birlikte, hasta 10 - 15 dakika ameliyathanede kalıyor. H</span>astanın ameliyat olduğu gün dinlenmesi ve gözünü kapalı tutması gerekiyor. Ertesi gün ise normal yaşantısına dönebiliyor” ifadesini kullandı.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 09 Apr 2025 09:59:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2025/04/astigmat-tedavisinde-lazer-donemi-1744214307.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bahar Detoksu</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/bahar-detoksu-6587</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/bahar-detoksu-6587</guid>
                <description><![CDATA[İstanbul Rumeli Üniversitesi (İRÜ) Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Zeynep Güler Yenipınar, detoksun aslında vücudun doğal olarak gerçekleştirdiği bir süreç olduğunu belirterek, karaciğer, böbrekler ve deri gibi organların toksinleri temizleme konusunda son derece etkili çalıştığını vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Baharın Enerjisini Yakalayın: Vücudunuzu Bilimsel Yöntemlerle Arındırın</strong><br />
Bahar ayları, doğanın canlanmasıyla birlikte bedenimizin de yenilenme ihtiyacı hissettiği bir dönem olarak öne çıkıyor. Kış aylarında yavaşlayan metabolizma, havaların ısınmasıyla birlikte yeniden hızlanmaya başlasa da, bu süreci doğru beslenme ve yaşam tarzı değişiklikleriyle desteklemek büyük önem taşıyor. Ancak, popüler detoks diyetleri ile bilimsel gerçekler arasındaki farkı bilmek gerekiyor.<br />
İstanbul Rumeli Üniversitesi (İRÜ) Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Zeynep Güler Yenipınar, detoksun aslında vücudun doğal olarak gerçekleştirdiği bir süreç olduğunu belirterek, karaciğer, böbrekler ve deri gibi organların toksinleri temizleme konusunda son derece etkili çalıştığını vurguladı. Bu nedenle bilimsel açıdan kanıtlanmış detoks yaklaşımlarının, bu organların işlevlerini destekleyecek beslenme ve yaşam alışkanlıklarını içermesi gerektiğini ifade etti.<br />
&nbsp;</p>

<p><strong>Bahar Detoksunun İlk Adımı: Bol Su ve Bitki Çayları</strong><br />
Detoks denildiğinde ilk akla gelen unsurlardan biri su tüketimi oluyor. Dr. Yenipınar, suyun böbreklerin toksinleri atmasını kolaylaştırdığını belirterek, bitki çaylarının da bu sürece katkı sağladığını söyledi. Yeşil çay, zencefil çayı ve rezene gibi antioksidan içeriği yüksek bitkilerin, vücudu arındırmaya yardımcı olabileceğini ekledi.</p>

<p><br />
<strong>Karaciğeri Güçlendiren Besinler: Antioksidan Deposu Sebzeler</strong></p>

<p>Bahar detoksunda antioksidan açısından zengin beslenmenin önemine dikkat çeken Yenipınar, özellikle brokoli, lahana, enginar ve pancar gibi sebzelerin karaciğerin toksinleri parçalama kapasitesini artırdığını belirtti. C vitamini ve glutatyon gibi güçlü antioksidanların ise hücreleri yenileyerek detoks sürecini desteklediğini vurguladı.<br />
&nbsp;</p>

<p><strong>Bağırsak Sağlığına Destek: Probiyotik ve Lif Zengini Gıdalar</strong><br />
Bağırsak sağlığının genel vücut sağlığı açısından kritik olduğunu ifade eden Yenipınar, probiyotik ve lif açısından zengin besinlerin tüketilmesinin detoks sürecini destekleyici rol oynadığını dile getirdi. Kefir, yoğurt ve turşu gibi fermente gıdaların sindirim sistemine katkı sağladığını, tam tahıllar, sebzeler ve meyvelerle lif alımının artırılmasının bağırsakların daha sağlıklı çalışmasına yardımcı olduğunu aktardı.<br />
&nbsp;</p>

<p><strong>Hareketin Gücü: Düzenli Fiziksel Aktivite ile Arınma</strong><br />
Bahar detoksunun yalnızca beslenme ile sınırlı olmadığını belirten Yenipınar, düzenli fiziksel aktivitenin de vücudu yenilemede kritik rol oynadığını ifade etti. Egzersiz yapmanın, terleme yoluyla toksinlerin atılmasına yardımcı olduğunu söyleyen uzman, günlük 30-45 dakikalık hafif tempolu yürüyüşlerin bile bu süreçte etkili olabileceğini vurguladı.</p>

<p><strong>Zihinsel ve Fiziksel Arınma: Uyku ve Stres Yönetimi</strong><br />
Uyku ve stres yönetiminin de detoks sürecinin ayrılmaz bir parçası olduğunu belirten Dr. Yenipınar, kaliteli uykunun beynin toksinleri temizlemesine yardımcı olduğunu ifade etti. Meditasyon, nefes egzersizleri ve doğa yürüyüşleri gibi tekniklerin stres seviyesini düşürerek vücudun kendini yenilemesine olanak tanıdığını dile getirdi.</p>

<p><strong>Popüler Detoks Diyetlerine Dikkat!</strong><br />
Son yıllarda sıklıkla önerilen limon suyu diyetleri, sıvı oruçları ve tek tip beslenme programları hakkında da uyarılarda bulunan Yenipınar, bu tür aşırı kısıtlayıcı diyetlerin vücudun ihtiyacı olan besin öğelerini yeterince alamamasına yol açabileceğini belirtti. Bu tarz diyetlerin kas kaybına neden olabileceğini ve metabolizmayı yavaşlatabileceğini vurgulayan uzman, detoksun kısa vadeli bir diyet programı olarak değil, uzun vadeli sağlıklı yaşam alışkanlıkları olarak ele alınması gerektiğinin altını çizdi.<br />
Bahar aylarının, bilinçli beslenme ve sağlıklı yaşam tarzı değişiklikleriyle vücudu tazelemek için ideal bir fırsat sunduğunu ifade eden Dr. Zeynep Güler Yenipınar, detoksun yalnızca birkaç gün ya da haftalık bir süreç olarak görülmemesi gerektiğini belirtti. Doğru besin seçimleri, düzenli fiziksel aktivite, yeterli uyku ve stres yönetimiyle desteklenen bilimsel yaklaşımlar sayesinde, vücudun doğal detoks sürecine katkıda bulunmanın mümkün olduğunu söyledi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 07 Apr 2025 19:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2025/04/bahar-dotoksu-1744045863.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Safra Kesesi Taşı Tedavisinde Uzman Hekime Danışın!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/safra-kesesi-tasi-tedavisinde-uzman-hekime-danisin-6583</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/safra-kesesi-tasi-tedavisinde-uzman-hekime-danisin-6583</guid>
                <description><![CDATA[Özel Sağlık Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. İsmail Yaman, gelişmiş ülkelerde sindirim sistemini ilgilendiren hastalıklar içinde en sık hastaneye yatış nedeni olan safra kesesi taşı hastalığına ülkemizde de sıklıkla rastlandığını belirtti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:start"><span style="font-size:14px"><span style="font-family:Verdana,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000 !important">Özel Sağlık Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. İsmail Yaman, gelişmiş ülkelerde sindirim sistemini ilgilendiren hastalıklar içinde en sık hastaneye yatış nedeni olan safra kesesi taşı hastalığına ülkemizde de sıklıkla rastlandığını belirtti.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:14px"><span style="font-family:Verdana,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000 !important">Toplumlara göre değişmekle birlikte insanların yüzde 6 ila 20’sinde safra kesesi taşı bulunduğunu dile getiren Doç. Dr. Yaman, tedavinin bu konuda deneyimli hekimlerce yapılması gerektiğini söyledi.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:14px"><span style="font-family:Verdana,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000 !important">Safra taşı gelişimindeki risk faktörleri hakkında bilgi veren Yaman, “Şeker hastalığı, kilolu olmak, kolesterol yükseklikleri, kadın cinsiyeti, ailede taş öyküsü, yüksek kalorili rafine karbonhidrattan zengin, lif içeriği düşük olan gıdalar tüketmek, düşük fiziksel aktivite, çok doğum yapma, uzun süre aç kalma ve hızlı kilo verme, alkolik siroz, bariatrik cerrahi, östrojen tedavisi ya da doğum, hiperinsülinizm ve metabolik sendrom gibi durum ve hastalıklar taş oluşum riskini artırır” diye konuştu.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:14px"><span style="font-family:Verdana,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000 !important"><strong>FARKLI ORGANLARI DA ETKİLEYEBİLİYOR</strong></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:14px"><span style="font-family:Verdana,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000 !important">Hastalığın farklı organlarda da enfeksiyonlara neden olabileceği konusunda uyarıda bulunan Doç. Dr. İsmail Yaman, şöyle devam etti: “Safra kesesi karaciğerden salgılanan günlük yaklaşık bir litre safranın toplandığı, küçük, kese biçiminde bir organdır. Kesenin görevi; safra sıvısını depolamak, konsantre etmek ve yemekler mideden ince bağırsağa geçtiğinde kasılarak içinde biriktirdiği safrayı bağırsağa akıtarak sindirime yardımcı olmaktır. Safra içerisinde bulunan lesitin gibi bazı maddeler safranın akışkanlığının korunmasını sağlar. Bu gibi maddelerin eksiklikleri safranın tortulaşıp sonradan da taşların oluşumuna neden olabilir. Safra kesesindeki kasılma hareketlerindeki bozukluk ve kesenin bağırsağa boşalmasını engelleyen durumlar taş oluşumuna neden olabilir. Çeşitli kan hastalıkları ya da yüksek kolesterol düzeyleri de safranın içinde yer alan bileşenlerin değişimine dolayısıyla taş oluşumuna neden olabilir. Safra kesesi enfeksiyonu, pankreas enfeksiyonu, safra yolu enfeksiyonu ya da sarılık gibi ciddi hastalıklara neden olabilir”</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:14px"><span style="font-family:Verdana,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000 !important"><strong>ÇOĞUNLUKLA BELİRTİ VERMİYOR...</strong></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:14px"><span style="font-family:Verdana,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000 !important">Taş bulunan kişilerin yüzde 50 ila 70’inde şikayet bulunmadığını ifade eden Doç. Dr. İsmail Yaman, çoğu başka bir nedenle yapılan karın ultrasonografisi ile tesadüfi olarak saptandığını belirtti.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:14px"><span style="font-family:Verdana,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000 !important">Yaman, “Şikayeti olanlarda genellikle karın sağ üst kesimde ağrı, bulantı ve kusma görülür. Sağ kürek kemiğine ya da her iki kürek kemiği arasına da vurabilen bu ağrı daha sık olarak yemek sonrasında görülme eğilimindedir. Daha nadir olarak sarılık ve yaygın karın ağrısı da görülebilir. Şikayetlere neden olan safra kesesi taşlarında cerrahi uygulanır. Asıl tartışma belirti oluşturmamış, tesadüfi olarak saptanmış olan safra taşlarındadır. Belirti oluşturmaksızın tesadüfi olarak saptanmış olan bu tip hastalarda kesenin yıllar içerisinde sorun çıkarma riski %10-25 arasında değişir. Bu nedenle bu şekilde tesadüfen saptanmış olan safra kesesi taşlarının tümünde ameliyat önerilmez. Bu kişilerde bazı kan hastalıkları varsa, obezite cerrahisi ya da kalın bağırsak cerrahisi geçirecekse, taşlara ek olarak 1 cm’den büyük safra kesesi polipi varsa ameliyat önerilmelidir” dedi.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:14px"><span style="font-family:Verdana,Geneva,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000 !important">Ameliyat hakkında da bilgi veren Doç. Dr. Yaman, “Ameliyatta taşlar değil safra kesesi alınır. Ameliyatta laparoskopik yöntem önerilmektedir. Laparoskopik safra kesesi ameliyatında üç ya da dört adet yarım ve bir cm’lik küçük kesilerden cerrahi gerçekleştirilmektedir. Bu sayede hastalar daha az ağrı, çok daha küçük kesi, erkenden ayağa kalkma ve gündelik hayata dönüşün yanında hastanede yatış süresinin kısalması gibi birçok avantaja da kavuşmaktadır. Laparoskopik safra kesesi ameliyatı olacak hasta genellikle ameliyatın yapılacağı gün hastaneye yatar, ameliyattan 6 saat sonra hafif gıdalar alabilir ve ayağa kalkabilir, ameliyatın ertesi günü de taburcu edilir” ifadelerini kullandı.</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 05 Apr 2025 23:08:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2025/04/safra-kesesi-tasi-tedavisinde-uzman-hekime-danisin-1743887677.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Göz Kapağı Estetiği İle Sağlıklı ve Genç Görünmek Mümkün</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/goz-kapagi-estetigi-ile-saglikli-ve-genc-gorunmek-mumkun-6577</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/goz-kapagi-estetigi-ile-saglikli-ve-genc-gorunmek-mumkun-6577</guid>
                <description><![CDATA[Göz kapaklarımız , yüzümüzde olduğumuzdan daha yaşlı görünmemize sebep olan bölgelerin başında geldiğine dikkat çeken Özel İzmir Egepol Hastanesi Göz Hastalıkları ve Sağlığı uzmanı Op. Dr. Emrah Mat, göz kapağı ve çevresi estetiği hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h2 style="margin-right:1cm; text-align:start">Göz kapaklarımız , yüzümüzde olduğumuzdan daha yaşlı görünmemize sebep olan bölgelerin başında geldiğine dikkat çeken Özel İzmir Egepol Hastanesi Göz Hastalıkları ve Sağlığı uzmanı Op. Dr. Emrah Mat, göz kapağı ve çevresi estetiği hakkında bilgi verdi.</h2>

<p style="margin-right:1cm; text-align:start">Göz kapaklarının, göz fonksiyonlarının ve sağlığının korunmasında önemli görevleri olduğu gibi;vücudumuzda ilk fark edilen ve estetik görünümüde katkı sağlayan en önemli bölgelerden biri de olduğunu söyleyen Mat, göz kapaklarımızda zamanla yaşlanma ve çevresel etmenlere bağlı estetik olarak kabulü zor bir görünümle karşılaşabilmekteyiz.</p>

<p style="margin-right:1cm; text-align:start">Göz kapaklarında yaşlanmaya bağlı meydana gelen deformasyonunun ,kişiyi olduğundan daha yaşlı ve yorgun gösterdiğini kaydeden Op. Dr. Emrah Mat, “İnsan yüzünde ortaya çıkan yaşlanma belirtilerinin ilk olarak ve en belirgin şekilde göz kapaklarında ortaya çıkar. Zamana bağlı olarak meydana gelen çeşitli olumsuz etkiler ve diğer çevresel faktörler ile yaşlanmanın belirtileri, kişide, genellikle orta yaş dönemi ve bu dönemi takip eden süreçte, yüzde ve öncelikle göz çevresinde çeşitli kırışıklık, cilt sarkmaları ve torbalanmalar şeklinde ortaya çıkar. Bazı durumlarda ise bu etkiler kişide orta yaşın altındaki daha genç yaşlarda dahi görülebilir. Alt ve üst göz kapağı sarkma ve torbalanmaları ,kişiyi olduğundan daha yaşlı ve yorgun göstermekte, sahip olunan canlı ve dinamik duruşu da ortadan kaldırmaktadır” ifadelerini kullandı.</p>

<p style="margin-right:1cm; text-align:start"><strong>ETKİLİ BİR TEDAVİ YÖNTEMİ</strong></p>

<p style="margin-right:1cm; text-align:start">Göz kapağı estetiğinin bu konuda etkili bir tedavi yöntemi olduğunu belirten Op. Dr. Emrah Mat, “Göz kapağı estetiği ameliyatı (Blefaroplasti) alt ve üst göz kapaklarındaki fazla olan kas ve deri dokusunun çıkarılmasıyla dokulara destek olan göz çevresinin gerginleştirilmesi işlemidir. Bu cerrahi işlem esnasında kişinin üst göz kapağı ya da alt göz kapağında ortaya çıkan deri fazlalıklarının, torbalanmaların,ciltte görülen sarkma ve torbalanmaların, derin çizgi ve kırışıklıkların düzeltilmesi mümkündür. Ayrıca aynı anda torbalanmalara neden olan yağ dokusunu kullanarak yanak bölgesi dolgunlaştırılanileceği gibi orta yüz bölgesinde sınırlı ,bir germe elde edilebilmektedir.Göz kapağı estetiği ağrılı bir süreç değildir. 3-4 gün içinde hızlıca iyileşir. Hastaların uzun süre sosyal hayatından kopmasına gerek yoktur. Ameliyat lokal da yapılsa, sedasyon anestezi altında da yapılsa hasta sağlık değerleri uygun olduğu takdirde aynı gün taburcu olmaktadır” diye konuştu.</p>

<p style="margin-right:1cm; text-align:start"><strong>KAŞ VE GÖZ ESTETİĞİ BİR ARADA YAPILABİLİYOR</strong></p>

<p style="margin-right:1cm; text-align:start">Ameliyat sonraki süreçlerin de önemli olduğuna dikkat çeken Egepol Hastanesi Göz Hastalıkları ve Sağlığı uzmanı Op. Dr. Emrah Mat, sözlerine şöyle devam etti: “Hastalarımızın göz kapağı estetiği ameliyatı sonrasında dikişlerini genellikle ilk hafta almaktayız. Sigara içmeyen hastaların iyileşme süreci, sigara içen hastalara oranla her zaman daha hızlı gerçekleşir. İz konusunda da sigara içmeyen hastalar her zaman daha şanslıdır. Göz kapağı estetiği, ihtiyaç olan hastalarda kaş kaldırma ameliyatı ile kombine olarak da yapılabilir. Kaşların pozisyonu uzun dönem hasta memnuniyeti açısından çok önemli bir ayrıntıdır. Kaşlar seviyesini düşük olduğu durumlarda ,sadece üst göz kapağı ameliyatı yapılması yeterli olmayacaktır. Kaş kaldırma işlemini göz kapağı ameliyatının iyileşme sürecini uzatmayacaktır. Yapılan her iki uygulama da eş zamanlı olarak iyileşme gösterecektir ve istenen görünüme ulaşılmasında katkıda bulunacaktır”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 03 Apr 2025 11:27:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2025/04/goz-kapagi-estetigi-ile-saglikli-ve-genc-gorunmek-mumkun-1743697959.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bayramda Sağlıklı Beslenmenı̇n İpuçları...</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/bayramda-saglikli-beslenmenin-ipuclari-6560</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/bayramda-saglikli-beslenmenin-ipuclari-6560</guid>
                <description><![CDATA[Özel Egepol Hastaneleri Uzman Diyetisyeni Cansu Kahraman, Ramazan ayı boyunca tutulan orucun ardından gelen bayramda aşırı derecede tatlı ve yağlı gıdaları tüketmenin zararlı sonuçlara neden olabileceğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#0f0f0f"><span style="font-family:TimesNewRomanPSMT">Özel Egepol Hastaneleri Uzman Diyetisyeni Cansu Kahraman,&nbsp;</span></span><span style="color:#212121"><span style="font-family:TimesNewRomanPSMT">Ramazan ayı boyunca tutulan orucun ardından gelen bayramda aşırı derecede tatlı ve yağlı gıdaları tüketmenin zararlı sonuçlara neden olabileceğini söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#212121"><span style="font-family:TimesNewRomanPSMT">Diyetisyen Cansu Kahraman, Ramazan ayında vücudun belli bir beslenme düzenine alıştığını ve bayramla birlikte aşırıya kaçmadan dengeli şekilde beslenmenin önemli olduğunu dile getirdi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#212121"><span style="font-family:TimesNewRomanPSMT">Bayramda ölçülü beslenmek gerektiğini ifade eden Kahraman, “ Bayramda özellikle hazımsızlık, mide yanmaları ve bağırsak problemleri oldukça artmaktadır. Bunun nedeni öğün düzensizliği ve öğünlerde yağlı ve şekerli yiyeceklerin artmasıdır. Bu durumlara engel olabilmek için bayramda ölçülü ve sık aralıklarla beslenilmelidir. Oruç sonrası normal beslenme düzenine geçişte yüksek yağlı ve karbonhidrat içerem yiyeceklerden uzak durmak gerekir. Bayram sabahı hafif bir kahvaltı yapmayı tercih edebilirsiniz. Peynir, yumurta gibi protein ağırlıklı ürünler yiyebilirsiniz. Yarım simit, 2 dilim ekmeğe eşdeğerdir ve ölçülü tüketmek gerekir. Kahvaltıda yeşillikler, domates, salatalık, kapya biber gibi sebzeleri tüketmek lif alımını artırır ve tok kalmada faydalı olur.Yağlı, kızarmış, hamur işi ve şekerli yiyecekler yerine meyve, çiğ kuruyemiş grubu da tok tutar ve sağlıklıdır” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#212121"><span style="font-family:TimesNewRomanPS"><span style="font-size:medium"><strong>TATLILARI ÖLÇÜLÜ TÜKETİN</strong></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#212121"><span style="font-family:TimesNewRomanPSMT">Ramazan Bayramında baklava gibi şerbetli tatlıların da aşırıya kaçmadan tüketilmesi gerektiğini vurgulayan Cansu Kahraman sözlerini şöyle sürdürdü: “Günde 1 veya 2 porsiyon tatlının fazlasından kaçının. Ara öğün olarak sarma, yoğurt veya bir dilim börek yenebilir. Çikolata yerine hurma, kuru incir, ceviz ikramlık olarak yenebilir. Aşırı ısrara karşı kibarca hayır demeyi bilmek gerekir. Akşam yemeğine çorba ile başlanmalıdır. Çorba daha tok kalmanıza yardımcı olur. Et yemeği, sebze yemeğinin yanına yoğurt ve yeşillikli salata tercih edin. Pirinç pilavı yerine bulgur daha doğru bir seçenek olacaktır. Eğer mutlaka tatlı yemek istenirse sütlü tatlıyı tercih edebilirsiniz. Yoğun tatlı tüketimi su ihtiyacını da artırır. Bu nedenle bol su tüketmeye de dikkat edin. Tatlı veya hamur işi tüketmek tamamen yasak elbette değil; ancak ölçülü tüketim genel sağlığımız için önemlidir. Akşam yemekten 1 buçuk 2 saat sonra yürüyüş yapmak da hazımsızlık şikayeti yaşamamanız için faydalı olacaktır”</span></span></span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 28 Mar 2025 08:39:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2025/03/bayramda-saglikli-beslenmenin-ipuclari-1743194723.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Göz Kapağı Ameliyatı, Sağlık ve Estetik İçin Tercih Ediliyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/goz-kapagi-ameliyati-saglik-ve-estetik-icin-tercih-ediliyor-6544</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/goz-kapagi-ameliyati-saglik-ve-estetik-icin-tercih-ediliyor-6544</guid>
                <description><![CDATA[Göz kapağı ameliyatlarının son yıllarda giderek yaygınlaştığını belirten Kaşkaloğlu Göz Hastanesi kurucusu Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu, hem estetik anlamda hem de görmede önemli bir kazanım sağlandığını söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h2>&nbsp;</h2>

<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="color:#222222">Göz kapağı ameliyatlarının son yıllarda giderek yaygınlaştığını belirten Kaşkaloğlu Göz Hastanesi kurucusu Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu,&nbsp;</span><span style="color:#000000">hem estetik anlamda hem de görmede önemli bir kazanım sağlandığını söyledi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="color:#000000">Yaşlanmayla birlikte sarkan göz kapağındaki fazla deri, kas ve yağ dokusunun Blefaroplasti operasyonuyla alındığını dile getiren&nbsp;</span><span style="color:#222222">Kaşkaloğlu, bu operasyonun sağlık ve kozmetik nedenlerle tercih edildiğini söyledi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="color:#222222"><span style="font-size:medium"><strong>GÖZ KAPAĞININ İŞLEVSELLİĞİ DÜZELTİLİYOR</strong></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="color:#222222">Göz kapağı ameliyatları hakkında bilgi veren Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu: “Bu operasyon sadece estetik kaygılarla değil görmenin iyileştirilmesi amacıyla da yapılabilmektedir. Göz kapağı sarkması veya torbalanması gözün normal açılmasını veya kapakların tamamen kapanmasını engelleyebilir. Bu durumda ameliyat ile görme alanını açarak veya göz kapaklarının işlevselliğini düzelterek görme iyileştirmesi sağlayabilir. Özellikle üst göz kapağının sarkması bazı durumlarda göz kuruluğu veya gözde yorgunluğa neden olabilir. Bu durumda yine ameliyat ile, göz kapağının işlevselliği düzeltilerek göz sağlığını korumak amaçlanır. Doğuştan gelen anomaliler, göz kapağı anormallikleri veya yapısal bozukluklar nedeniyle yapılan ameliyatlar, göz kapağının doğru şekilde işlev görmesini sağlar” diye konuştu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="color:#222222">Prof. Dr. Kaşkaloğlu şöyle devam etti: “ Blefaroplasti, göz kapaklarında meydana gelen sarkma, torbalanma ve kırışıklık gibi yaşlanma belirtilerini gidermek amacıyla yapılan cerrahi bir işlemdir. Ameliyatın amacı genellikle hastanın görünümünü iyileştirmek veya göz sağlığını korumak olarak özetlenebilir. Göz kapağı ameliyatları uzman bir doktor tarafından yapılır ve kişinin bireysel durumuna ve ihtiyaçlarına göre belirlenen bir tedavi planı doğrultusunda gerçekleştirilir”</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 22 Mar 2025 09:15:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2025/03/goz-kapagi-ameliyati-saglik-ve-estetik-icin-tercih-ediliyor-1742649422.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kök Hücre Tedavisi, Ortopedik Hastalıklarda Başarılı Sonuçlar Veriyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/kok-hucre-tedavisi-ortopedik-hastaliklarda-basarili-sonuclar-veriyor-6542</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/kok-hucre-tedavisi-ortopedik-hastaliklarda-basarili-sonuclar-veriyor-6542</guid>
                <description><![CDATA[Özel Sağlık Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzm. Op. Dr. Serdar Söylev, gelişen teknolojiyle birlikte yaygınlaşan kök hücre tedavisinin ortopedi alanında birçok hastalığın tedavisinde kullanıldığını söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1 style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000">Özel Sağlık Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzm. Op. Dr. Serdar Söylev, gelişen teknolojiyle birlikte yaygınlaşan kök hücre tedavisinin ortopedi alanında birçok hastalığın tedavisinde kullanıldığını söyledi.</span></span></span></span></h1>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000">Vücutta bulunan kendini yenileyebilen, gerektiğinde diğer doku hücrelerine dönüşebilen hücreye 'kök hücre' adı verildiğini dile getiren Op. Dr. Söylev, bu tedavinin ülkemizde de yaygınlaşmaya başladığını ifade etti.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000">Kök hücre tedavisinin uygulama alanları hakkında bilgi veren Op. Dr. Serdar Söylev, “Vücudumuzdaki bağ dokudan elde edilen mezenkimal kök hücreler dayanıklıdır ve sayıca çoğaltmaya elverişlidir. Bu sayede tıpta tedavilerde de kullanılmaya başlandı. Ortopedide kıkırdak yenilenmesinde; kırık kaynamasında ; yara iyileşmesinde; tendon, menisküs, sinir onarımında kullanılmaktadır. Eksozomlar aslında vücuttaki hücrelerin atığıdır. Fakat barındırdığı bileşenler tıpta doku yenilemesi gereken tedavilerde kullanılmasını sağlamıştır. Bebek kordonu hücresinden elde edilen eksozomlardan geliştirilen kök hücre soğuk zincir kullanılarak hastalara uygulanmaktadır. Bunun dışında hastanın yağ dokusu ve kemik iliğinden elde edilen kök hücreler de özellikle eklem kireçlenmesi olarak adlandırılan artroz-kıkırdak hasarı ve özellikle kırklı yaşlardan sonra yapılan menisküs onarımı ameliyatında onarımı desteklemek için kullanılmaktadır” diye konuştu.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><strong>HALK DİLİNDE 'KİREÇLENME' DENİYOR</strong></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000">Halk dilinde kullanılan eklemde sıvı kaybı, kireçlenme gibi ifadelerin aslında birer yakıştırma olduğuna da dikkat çeken Op. Dr. Serdar Söylev, şöyle devam etti: “Gerçekte eklemde sıvı kaybı olmaz. Kireçlenme de aslında eklemde kireç, kalsiyum vs birikmesi değildir. Tüm bu ifadeler eklem kıkırdak hasarını anlatmak için bir şekilde kullanılan ifadeler ve halk arasında kullanılanırken doktorların da diline yerleşmiştir. Eklem kireçlenmesi ve sıvı kaybının tıbbi adı “artroz”dur. Yapılan iğneler sıvı kaybını yerine koymak için değil, eklem kıkırdak, eklem zarı vb yapıları bir şekilde hücre hasarını azaltmak, yavaşlatmak yönünde desteklemek için yapılır”</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><strong>DENEYİMLİ HEKİMLERİ TERCİH EDİN</strong></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000">Op. Dr. Serdar Söylev, kök hücre tedavisinin Artroz hastalığında başarılı sonuçlar verdiğini kaydederek, “Artroz, diz, kalça gibi eklemlerdeki kıkırdak dokusunun yaş ile birlikte aşınması sonucu oluşan bir hastalıktır. Artrozun evresine göre farklı tedavileri bulunur. Kök hücre tedavisi de bunlardan biridir. Ameliyat olmayı tercih etmeyenlerde de kök hücre tedavisi alternatif olarak güçlü bir seçenek durumuna geldi. Kök hücre tedavisi, hastanın ve hastalığın durumuna göre ameliyatsız tedavi imkanı sunabilmektedir. Hastalığın ileri evresinde tam iyileşme sağlanamasa da ağrının azalması, fonksiyonel kapasitenin ve yaşam kalitesinin artması etkileri olduğunu deneyimliyoruz. Gelecekte bu yöntem çok daha yaygın olarak kullanılacaktır. Kök hücre tedavisi için hastaların bu konuda tecrübeli hekimleri ve teknolojik altyapıya sahip tesisleri tercih etmeleri önemlidir” ifadelerini kullandı.</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 22 Mar 2025 08:03:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2025/03/kok-hucre-tedavisi-ortopedik-hastaliklarda-basarili-sonuclar-veriyor-1742648885.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Omurga Hastalıklarında Erken Teşhis Önem Taşıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/omurga-hastaliklarinda-erken-teshis-onem-tasiyor-6531</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/omurga-hastaliklarinda-erken-teshis-onem-tasiyor-6531</guid>
                <description><![CDATA[Omurgada yer alan boşlukların daralması ile meydana gelen ve yaşam kalitesini olumsuz etkileyen belde kanal darlığı (Lomber spinal stenoz) hastalığında erken teşhis, tedavide önemli rol oynuyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000 !important"><span style="color:#111111"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Omurgada yer alan boşlukların daralması ile meydana gelen ve yaşam kalitesini olumsuz etkileyen belde kanal darlığı (Lomber spinal stenoz) hastalığında erken teşhis, tedavide önemli rol oynuyor.</span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000 !important"><span style="color:#111111"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Özel Sağlık Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Serkan Zengin, belde kanal darlığı hastalığının uzun mesafe yürüme veya ayakta kalma gibi nedenlerle bel ve bacakta ağrı ile kendisini belli ettiğini söyledi.</span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000 !important"><span style="color:#111111"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Hastalık hakkında bilgi veren Op. Dr. Zengin, “Belde kanal darlığı (Lomber spinal stenoz) hastalığı, disklerin yaş ilerledikçe sıvı miktarını kaybetmesi omurlara olan taşıma desteğini azalttığı gibi yer değiştirerek omurilik ve sinirlerin geçtiği kanallara doğru yaptığı bası sonucu kanal daralmasına sebebiyet verebilir. Bir diğer sebep ise omurganın yapısındaki eklemlerin büyümesi sonucu omurilik ve sinirlerin geçtiği kanalda darlık oluşmasıdır. Her hastada belirti ve bulgu göstermeyeceği gibi ilerlemiş bel kanal darlığında bel ve sırt ağrısı bacaklarda ağrı uyuşukluk ve kramp çok nadiren bağırsak ve mesane rahatsızlıklarına da sebebiyet verebilir” diye konuştu.</span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000 !important"><span style="color:#111111"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif"><span style="font-size:medium"><strong>ERKEN DÖNEMDE AMELİYATSIZ ÇÖZÜMLER FAYDA SAĞLIYOR</strong></span></span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000 !important"><span style="color:#111111"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Erken teşhiste tedavinin daha başarılı sonuçlar verdiğini kaydeden Op. Dr. Serkan Zengin, “Uzun mesafe yürüme veya ayakta kalma ile bel ağrısı veya bacak ağrısı uyuşması gibi benzer belirtiler ortaya çıkabilir. Bu durumdaki hasta oturma, eğilme veya çömelme ile geçici bir rahatlama sağlayabilir. Belde kanal daralması tanısı hekimin alacağı hasta öyküsü fizik muayene ve röntgen tomografi veya mrg gibi radyolojik görüntüleme yöntemleri ile konulabilir. Tedavide ilaç ve takip yöntemleriyle hastalığın düzelme şansı oldukça yüksektir. Hastaların yüzde 80'ine yakınında medikal ve fizik tedavi yöntemleri başarılı sonuç vermektedir. Burada erken teşhis, tedavi başarısını önemli ölçüde artırmaktadır. Erken evrede kas ağrısı, bel, boyun ve omurga hastalıklarında cerrahi müdahaleye gerek kalmadan büyük oranda tedavi edilebilmektedir.</span></span><span style="color:#111111"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">&nbsp;İlaç ve fizik tedaviyle birlikte radyofrekans ablasyon, nokta atışı nükleoplasti gibi tedaviler de erken dönemde fayda sağlayıp hastanın ameliyatsız şekilde toparlanmasında oldukça etkilidir. İleri düzeyde darlık ve şiddetli ağrısı olan hastalarda 3-6 aylık medikal tedaviye yanıt alınamadığı zaman cerrahi tedavi yöntemi uygulanabilir” ifadesini kullandı.</span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000 !important"><span style="color:#111111"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif"><span style="font-size:medium"><strong>AMELİYATLA TEDAVİ YÖNTEMİ</strong></span></span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000 !important"><span style="color:#111111"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Operasyon hakkında bilgi veren Op. Dr. Serkan Zengin, “Cerrahi tedavide kişinin hastalık seviyesine göre bir operasyon planlanmaktadır.&nbsp;</span></span><span style="color:#111111"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">O</span></span><span style="color:#222222"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">perasyon esnasında tomografi çekilerek kontrol mekanizmamız ameliyathanede tamamlanmaktadır. Bu yüksek teknoloji ve deneyimli eller ile birlikte komplikasyon riskini sıfıra yakın bir seviyeye indirebilmektedir.&nbsp;</span></span><span style="color:#111111"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Farklı seviyelerde sıkışma ve kemik daralması varsa büyüyen kemik dokusu küçültülür, omurga kanal çapı genişletilerek sıkışan sinirlerin üzerindeki baskı azaltılır ve&nbsp;</span></span><span style="color:#111111"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">platinle&nbsp;</span></span><span style="color:#111111"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">omurga sabitlenir. Platinler ameliyattan sonra 6 hafta süre içerisinde kemik ile kaynaşmaktadır. Böylece omurga taşıyıcı işlemine de devam edebilir. Ameliyattan sonra, genellikle hasta 2 gün içerisinde taburcu edilir. Operasyon sonrasında beli zorlayıcı hareketlerden ağır kaldırmaktan ve darbelerden hastanın kendini koruması gerekmektedir</span></span><span style="color:#222222"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">” diye konuştu.</span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 15 Mar 2025 11:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2025/03/omurga-hastaliklarinda-erken-teshis-onem-tasiyor-1742054084.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kalın Bağırsak Kanserine Karşı Kolonoskopi Uyarısı!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/kalin-bagirsak-kanserine-karsi-kolonoskopi-uyarisi-6520</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/kalin-bagirsak-kanserine-karsi-kolonoskopi-uyarisi-6520</guid>
                <description><![CDATA[Kalın bağırsak kanserinin dünyada ve ülkemizde görülme sıklığının 3'üncü sırada yer aldığını belirten Bodrum Amerikan Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Özdoğan, erken teşhis ve tedavinin hayat kurtardığını söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif"><span style="font-size:medium"><span style="color:inherit">Kalın bağırsak kanserinin dünyada ve ülkemizde görülme sıklığının 3'üncü sırada yer aldığını belirten Bodrum Amerikan Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Özdoğan, erken teşhis ve tedavinin hayat kurtardığını söyledi.</span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Kalın bağırsak kanserinin tüm gastrointestinal kanserler arasında birinci sırada olduğunu dile getiren Özdoğan, hastalığın genellikle ileri yaşlarda ortaya çıktığını, fakat son dönemde görülme yaşının düşmeye başladığını kaydetti.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif"><span style="font-size:medium"><strong>KOLONOSKOPİ İLE ERKEN TANI KOYMAK MÜMKÜN</strong></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Hastalık hakkında bilgi veren Prof. Dr. Mehmet Özdoğan, “Kolon kanserleri kalın bağırsağın sol tarafında ve rektum denilen son 15 cm’lik kısmında karşımıza çıkmaktadır. Kalın bağırsak kanseri bağırsak alışkanlıklarında değişme, kabızlık, karın ağrısı, makattan kanama ya da tuvalette tam boşalamama hissi gibi belirtilere yol açabilir. Bu hastalık hemen her zaman başlangıçta iyi huylu olan bağırsak poliplerinden gelişir. Bu nedenle tarama ile erken teşhis yapılarak kanserleşmeden ya da çok erken evrede teşhis edilmeleri mümkündür. Yine bu nedenle, 50 yaşına gelen herkesin bir kez kolonoskopi yaptırması önerilmektedir. Ailesinde kolon kanseri hikayesi olanlarda kolonoskopi yaptırma yaşının daha erken başlaması gereklidir. Kolonoskopi taramasında saptanan poliplerin alınmasıyla kanser riski ortadan kaldırılabilir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif"><span style="font-size:medium"><strong>UZMAN HEKİME MUAYENE OLUN</strong></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Tüm dünyada Mart ayının kolon kanseri farkındalık ayı olarak değerlendirildiğini hatırlatan Prof. Dr. Mehmet Özdoğan, sözlerine şöyle devam etti: “Kalın bağırsak kanserinin tedavisinde son dönemde önemli ilerlemeler oldu. Kapalı (laparoskopik ya da robotik) ameliyatlar, kemoterapi, akıllı ilaç ve immünoterapi ile rektuma yerleşen tümörlerde radyoterapi kullanılarak hastaların büyük çoğunluğu artık önemli ölçüde tedavi edilebilmektedir. Tüm dünyada Mart ayı kolon kanseri farkındalık ayı olarak değerlendiriliyor. Erken teşhisle tam bir iyileşme sağlanan bu kanserlerde tarama yapılması çok önemlidir. Tarama ve muayene için mutlaka uzman hekime muayene olmalısınız”</span></span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 13 Mar 2025 10:14:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2025/03/kalin-bagirsak-kanserine-karsi-kolonoskopi-uyarisi-1741857619.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Retina Yırtıkları Lazerle Tedavi edilebiliyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/retina-yirtiklari-lazerle-tedavi-edilebiliyor-6512</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/retina-yirtiklari-lazerle-tedavi-edilebiliyor-6512</guid>
                <description><![CDATA[Retina dekolmanı (yırtığı) hastalığının erken evrede lazerle tedavi edilebildiğini belirten Kaşkaloğlu Göz Hastanesi hekimlerinden Prof. Dr. Tansu Erakgün, tedavide geç kalınırsa körlük oluşabileceği uyarısında bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:start">Retina dekolmanı (yırtığı) hastalığının erken evrede lazerle tedavi edilebildiğini belirten Kaşkaloğlu Göz Hastanesi hekimlerinden Prof. Dr. Tansu Erakgün, tedavide geç kalınırsa körlük oluşabileceği uyarısında bulundu.</p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start">Retina yırtığının en önemli göz problemlerinden biri olduğuna dikkat çeken Erakgün, hastalığın gözün önünde aniden oluşan uçuşmalar ve ışık çakmaları gibi belirtiler verdiğini söyledi.</p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start">Erken dönemde saptanması durumunda, retina yırtıklarının lazerle tedavisinin mümkün olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tansu Erakgün, “Ancak retina yırtıkları saptanamadığı ya da doktora gidilmediği takdirde çok büyük olasılıkla bu retina yırtığından iki doku arasına, yani retinanın görme tabakasının arkasına sıvı sızar. Retina dekolmanı denen durum meydana gelir ve bu durum bir körlük sebebidir. Bunun da cerrahi müdahalesi mümkündür. Ancak bu daha kapsamlı ve teknik olarak güç bir ameliyattır. Retina yırtığı saptandığı zaman mutlaka vakit kaybetmeden lazerle tedavi yapılmalıdır” diye konuştu.</p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><strong>GÖRME MERKEZİNİ DARALTIYOR</strong></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start">Retina yırtılmasından bir süre sonra retina dekolmanının oluştuğuna dikkat çeken Erakgün, görme alanının alttan ya da üstten daralmaya başlayarak karanlık bir perde gibi göze indiğini aktardı.</p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start">Bir süre sonra görme merkezinin de etkilenerek tamamen körlüğün oluştuğunun altını çizen Prof. Dr. Tansu Erakgün, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Retina dekolmanı oluşmadan yırtık saptanırsa lazerle tedavi edilebilir. Retina dekolmanı oluştuktan sonra ise cerrahi tedavi gerekir. Cerrahi tedavide vitrektomi denilen ameliyat en sık uygulanan yöntemdir. Çok küçük deliklerden çok küçük iğnelerle göze girilerek dekolman sıvısı temizlenir ve yırtıklar lazerle kapatılır. Tamamen dikişsiz bir cerrahidir. Erken müdahaleyle başarı şansı oldukça yüksektir''</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 10 Mar 2025 10:21:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2025/03/retina-yirtiklari-lazerle-tedavi-edilebiliyor-1741642007.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Skolyoz Tedavisinde Erken Tanı ve Tedavi Önemli</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/skolyoz-tedavisinde-erken-tani-ve-tedavi-onemli-6510</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/skolyoz-tedavisinde-erken-tani-ve-tedavi-onemli-6510</guid>
                <description><![CDATA[Doç. Dr. Ercan Hassa, skolyoz hastalığında gövdeyi bacaklar üzerinde tutan omurga yapısının yana doğru S veya C şeklinde eğrilebildiğini ve bu durumun hem kozmetik hem de fizyolojik birden çok soruna neden olabildiğini belirtti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:start">Omurganın belirli açıların üzerindeki eğriliklerine ‘Skolyoz’ adını verildiğini belirten Egepol Hastaneleri Ortopedi, Travmatoloji, ve Omurga Cerrahisi uzmanı Doç. Dr. Ercan Hassa, özellikle gelişme çağındaki çocuklarda erken tanı ve tedavinin önemli olduğunu söyledi.</p>

<p style="text-align:start">Doç. Dr. Ercan Hassa, skolyoz hastalığında gövdeyi bacaklar üzerinde tutan omurga yapısının yana doğru S veya C şeklinde eğrilebildiğini ve bu durumun hem kozmetik hem de fizyolojik birden çok soruna neden olabildiğini belirtti.</p>

<p style="text-align:start"><strong>ÇOCUKLUK ÇAĞINDA DA GÖRÜLÜYOR</strong></p>

<p style="text-align:start">Skolyozun 4 farklı başlıkta incelenmesi gerektiğini dile getiren Hassa, ‘Çocukluk çağlarında gözlemlediğimiz sinir hastalıklarının eşlik ettiği nöromüskuler tip, doğumsal kemik anomalilerin eşlik ettiği konjenital tip, bir de sebebinin saptanamadığı ve çocuğun büyüme döneminde gelişim ile birlikte ortaya çıkan ve sıklıkla gözlemlediğimiz tip olan ‘idiopatik’ skolyozlar çocukluk çağının önemli 3 skolyoz tipini oluşturmaktadır. Bu eğriliklerin bir kısmı erişkin çağda çeşitli faktörlere bağlı olarak ilerleyebilmekte olup erişkin skolyozlarının bir kısmını oluşturur. Çocukluk çağının idiopatik skolyozları 0-6 yaş arası infantil dönem, 7 -10 yaş arasındaki juvenil dönem ve adolesan dönemin idiopatik tip skolyozu olmak üzere üç başlık altında incelenmektedir. Çocukluk çağının 2 farklı yaş döneminde hızlı büyüme -boy atma, oturma boyunda artış- (5-6 yaş ve adolesan dönemin başı) görülmektedir. Bu dönemler skolyoz eğriliğinin artış hızının en yüksek olduğu yaş dönemleridir. Kemik olgunlaştıkça eğriliklerin artış gösterme hızı azalır. Erken yaşta ve yüksek açıya sahip bir omurga eğriliği en korkulan senaryomuzdur, zira bu eğrilikler hızla artabilmektedir” diye konuştu.</p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start">Omuz asimetrisi, sırta arkadan bakıldığı zaman S şeklinde bir eğrilik gözlenmesi, kürek kemiklerinin asimetrisi, öne doğru eğilmekle sırt ve/ya bel bölgesinde gözlemlenen hörgüç şeklindeki çıkıntı, önden bakıldığı zaman göğüs kafesinin alt kısımlarındaki tek taraflı çıkıntılı görüntü skolyoz için fiziki belirtiler olarak karşımıza çıkıyor.’ diye konuştu.</p>

<p style="text-align:start"><strong>KORSE VE FİZİK TEDAVİ BAŞARILI SONUÇLAR VERİYOR</strong></p>

<p style="text-align:start">Gelişim çağında görülen skolyozların belirli bir oranda korse ve fizik tedavi yöntemleriyle tedavi edilebildiği dile getiren Doç. Dr. Ercan Hassa: “erken başlangıçlı skolyoz görülme insidansı yaklaşık yüzde 3'tür. Bu skolyozların yüzde 3'ü yani çok düşük bir oranı cerrahi müdahaleyle tedavi ediliyor. Bu tedavide elimizdeki en büyük güç erken tanı olmaktadır. Özellikle okul çağındaki çocuklarda korse uygulama sonuçları belirli açılarda (&lt;40 derece) yüz güldürücüdür. Ebeveynlerin çocuğu banyo yaptırırken ve/ya giydirirken yapacağı gözlemler çocuklarda omurga eğriliğinin belirtilerini tespit ettirebilir. Korse kullanımı ve Schroth egzersizler adını verdiğimi spesifik egzersizler ile kombine kullanıldığında başarı oranı artabilmektedir. Çocukları hakkında böyle bir şüpheye sahip ebeveynler güvenecekleri bir omurga cerrahına başvurmalı ve tanı ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi almalıdırlar. Zira erken tanı cerrahi gereksinimi ortadan kaldırabilmektedir, sonuçta cerrahilerin kaçınılmaz bir takım önemli riskleri mevcuttur” ifadelerini kullandı.</p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><strong>AĞIR OKUL ÇANTASI SKOLYOZ RİSKİNİ ARTIRIYOR</strong></p>

<p style="text-align:start">Çocukların hızlı gelişim döneminde yapılan dış müdahalelerin kemiği şekillendirdiğini kaydeden Doç. Dr. Ercan Hassa “Örneğin okula giden çocuklar kilosunun 7'de 1'inden ağır çantayı omzunun tek tarafında taşıyorsa bu omurga eğriliği riskini artırabilir. Halter gibi ağırlık kaldırılan sportif faaliyetlerde de benzer durumlarla karşılaşmamız söz konusu. İleri boyutta ve tedavi edilmemiş skolyozlarda kozmetik ve fizyolojik birçok sorun ortaya çıkabilmektedir. Skolyozun asimetrik bir vücut, kötü bir postür gibi olumsuz görsel sonuçları vardır. Bu postür nedeniyle sırt kaslarında eğriliklerin karşı taraflarında kaslarda boy farkı nedeniyle kas spazmları ve ağrılar gözlemlenebilmektedir. Kozmetik problemler ve korse kullanımları özellikle gelişme çağındaki çocuklarda sosyal sorunlara da yol açabilmektedir. Burada önemli olarak belirtmek gerekir ki belirli bir eğrilik açısının (40 derece gibi düşünebiliriz) üstündeki skolyozların ilerleyebildiği ve tedavisiz kaldığında akciğer ve kalp üzerinde önemli problemlere yol açabildiğini biliyoruz. Gelişimin yavaşlaması, akciğer gelişimin durması ve kardiyak rezervlerin azalması gibi hayati riskler doğurabilmektedir.” dedi.</p>

<p style="text-align:start"><strong>UZMAN HEKİME BAŞVURUN</strong></p>

<p style="text-align:start">Doç. Dr. Ercan Hassa, şöyle devam etti: “ Tanı koymak için ayakta çekilmiş 2 yönlü skolyoz grafilerini incelemekteyiz. Bu sayede sırt veya bel bölgesindeki eğrilikleri tespit ederek, açıları hesaplamaktayız. Hastaların kemik olgunluğunu da hesaba katıp açıların artıp artmayacağı ihtimalini değerlendirmekteyiz. Bu değerlendirmeye göre cerrahi adayı bir hastada tedavi planı yapılacak hastanın yaşı çok küçük ise akciğer gelişimi tamamlanana kadar boy uzamasına izin veren, büyüyen rod sistemlerini kullanmaktayız. Bu yöntem sonrasında ise omurgayı belli bir açıda düzeltecek şekilde füzyon (düzeltilen segmentlerin birbiri ile kemik köprüler kurması ile tek parça haline getirilmesi) yöntemini tercih ediyoruz. Cerrahi uygulanacak hastamızın başvuru anında akciğer gelişimi zaten tamamlanmış ise füzyon ameliyatlarını direkt uygulayabilmekteyiz. Ayrıca bir başka cerrahi yöntem olarak son 10 yılda oldukça ses getiren ipli skolyoz tedavileri henüz tüm dünyada kabul görmemiş olsa da uygulanmakta. Bu yöntemler için sınırlı bir hasta grubuna uygulanabildiğini ifade etmek gerekir. Tüm bu bilgiler ışığında skolyoz ile ilgili tanı ve uygun tedavi metodu için mutlaka bir omurga cerrahisi uzmanı ile yola çıkılması önemlidir.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 08 Mar 2025 08:47:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2025/03/skolyoz-tedavisinde-erken-tani-ve-tedavi-onemli-1741431345.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>RAMAZAN AYINDA SAĞLIKLI BESLENMENİN ÖNEMİ</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/ramazan-ayinda-saglikli-beslenmenin-onemi-6501</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/ramazan-ayinda-saglikli-beslenmenin-onemi-6501</guid>
                <description><![CDATA[İstanbul Rumeli Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Zeynep Güler Yenipınar, Ramazan ayında sağlıklı beslenmeye yönelik önerilerini paylaştı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan ayı, oruç tutanlar için beslenme ve yaşam şeklinin değiştiği özel bir dönem olarak öne çıkıyor. Bu süreçte uzun saatler aç kalındığı için hem sindirim hem de bağışıklık sisteminin korunması büyük önem taşıyor. Uzmanlar, sağlıklı bir Ramazan geçirmek için doğru beslenme alışkanlıklarının benimsenmesi gerektiğini belirtiyor. İstanbul Rumeli Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Zeynep Güler Yenipınar, Ramazan ayında sağlıklı beslenmeye yönelik önerilerini paylaştı.</p>

<p><br />
<strong>Sahura Kalkmak Büyük Önem Taşıyor</strong><br />
Ramazan’da sağlıklı bir şekilde oruç tutabilmek için sahura kalkmanın önemine dikkat çeken Yenipınar, sahurda protein, sebze ve lif açısından zengin besinlerin tüketilmesi gerektiğini ifade etti. Kan şekerinin dengelenmesi, sağlıklı bir sindirim süreci ve uzun süre tok kalmak için peynir, yumurta, zeytin, meyve, domates, salatalık, tahıllı ekmek, ceviz, badem ve yulaf ezmesi gibi besinlerin tercih edilmesi gerektiğini belirtti. Çorba veya sebze yemeklerinin çabuk sindirildiğini, bu yüzden sahurda tüketilecekse yanında mutlaka peynir veya yoğurt gibi protein kaynaklarının bulunması gerektiğini söyledi. Aksi takdirde hızlı sindirilen yiyeceklerin daha çabuk acıkmaya sebep olabileceğini vurguladı.</p>

<p><br />
<strong>İftarda Ani ve Hızlı Yemek Tüketimine Dikkat</strong><br />
İftar sofralarının genellikle gereğinden fazla yemekle donatıldığını belirten Yenipınar, kan şekeri düştüğü için hızlı ve fazla yemek yemenin sağlık açısından olumsuz etkiler doğurabileceğini ifade etti. Oruç tutmanın temel amacının vücudu dinlendirmek, sağlığı korumak ve iradeyi güçlendirmek olduğunu belirterek, iftarın bilinçli bir şekilde yapılması gerektiğini söyledi. Özellikle ağır ve yağlı yemeklerin, tatlıların metabolizmayı zorladığını ve mide rahatsızlıklarına neden olabileceğini vurguladı.<br />
İftara bir çorbayla başlanmasının mideyi rahatlatacağını belirten Yenipınar, ardından 15-20 dakika bekleyerek ana yemeğe geçmenin daha sağlıklı bir yaklaşım olduğunu ifade etti. Ana yemek olarak az yağlı et, tavuk, balık, etli sebze yemekleri veya iyi pişmiş kurubaklagillerin tercih edilmesini önerdi. Ayrıca, iftar sofralarında mutlaka salataya yer verilmesi gerektiğini, az miktarda pide veya esmer ekmek tüketilerek öğünün tamamlanabileceğini söyledi. Yemekten 1-2 saat sonra ise meyve, sütlü tatlı veya komposto gibi hafif tatlıların tercih edilmesinin kilo kontrolüne yardımcı olacağını belirtti.<br />
İftar Sonrası Hareket Etmek Sindirimi Kolaylaştırıyor<br />
İftar sonrası hareketsiz kalmanın sindirim sürecini olumsuz etkilediğini belirten Yenipınar, yemek yedikten hemen sonra televizyon veya bilgisayar başına geçmek yerine kısa yürüyüşler yapmanın sindirime yardımcı olacağını ifade etti. Eğer dışarı çıkma imkânı yoksa evde basit egzersizler yapmanın da faydalı olacağını söyledi.</p>

<p><br />
<strong>Sıvı Tüketimine Özen Gösterilmeli</strong><br />
Ramazan’da sıvı tüketiminin önemine değinen Yenipınar, susama hissi duyulmasa bile iftar ve sahur arasında düzenli olarak su içilmesi gerektiğini belirtti. Suya ek olarak, kafein içeren içecekler yerine süt, ayran, sade soda, taze sıkılmış meyve-sebze suları ve bitki çaylarının tercih edilmesini önerdi. Metabolizmayı hızlandırmak için yeşil çay içilebileceğini, sindirim sorunları ve ödemin atılması için rezene, melisa ve papatya çaylarının tüketilebileceğini söyledi. Kan şekerinin dengelenmesi için bitki çaylarına kabuk tarçın eklenebileceğini de belirtti. Ancak, vücuttan fazla su atımına sebep olan sinameki, kiraz sapı ve mısır püskülü gibi diüretik çayların Ramazan ayında tüketilmemesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p><br />
<strong>Kabızlık Sorununa Karşı Lifli Gıdalar Öneriliyor</strong><br />
Ramazan ayında beslenme düzenindeki değişikliklere bağlı olarak kabızlık probleminin sık görüldüğünü belirten Yenipınar, bunu önlemek için lif oranı yüksek gıdaların tüketilmesi gerektiğini ifade etti. Kurubaklagiller, kepekli tahıllar ve sebzelerin lif açısından zengin olduğunu belirterek, salatalara zeytinyağı eklenmesini önerdi. Bağırsak sağlığının korunması için yoğurtla birlikte keten tohumu veya çörek otu tüketilebileceğini söyledi. Ayrıca, prebiyotik takviyelerin bağırsak florasını düzenlemeye yardımcı olabileceğini belirtti.<br />
&nbsp;</p>

<p><strong>Yemeklerin Pişirme Yöntemleri de Önemli</strong><br />
Ramazan ayında yemeklerin nasıl pişirildiğinin de sağlık açısından önemli olduğunu belirten Yenipınar, ızgara, haşlama, fırında ve buğulama gibi yöntemlerin tercih edilmesi gerektiğini ifade etti. Kavrulmuş veya kızartılmış yemeklerin mideyi zorlayabileceğini belirterek, bu tür pişirme yöntemlerinden kaçınılmasını önerdi.<br />
&nbsp;</p>

<p><strong>Örnek Beslenme Programı</strong><br />
Ramazan ayında sağlıklı beslenmek için örnek bir beslenme programı sunan Yenipınar, sahurda protein ve lif açısından zengin besinlerin tüketilmesi gerektiğini belirtti. Örneğin, bir gün sahurda peynir, yumurta, zeytin, domates, salatalık ve tam tahıllı ekmekten oluşan bir kahvaltının uygun olabileceğini, bir başka gün ise yulaf ezmesi, keten tohumu, meyve ve yoğurt içeren bir öğünün tercih edilebileceğini söyledi.<br />
İftar için ise ilk gün mercimek çorbası, kıymalı biber dolması, yoğurt ve salata gibi bir menü önerirken, ikinci gün kemik suyu ile yapılmış sebze çorbası, ızgara tavuk veya balık, salata ve kepekli ekmek içeren bir öğünün tercih edilebileceğini ifade etti. Tatlı olarak ise ağır şerbetli tatlılar yerine sütlaç, kazandibi veya güllaç gibi hafif tatlıların tüketilmesini önerdi.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 06 Mar 2025 10:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2025/03/ramazan-ayinda-saglikli-beslenmenin-onemi-1741279706.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzun Süre Ekrana Bakmak Miyop Hastalığını Artırıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/uzun-sure-ekrana-bakmak-miyop-hastaligini-artiriyor-6498</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/uzun-sure-ekrana-bakmak-miyop-hastaligini-artiriyor-6498</guid>
                <description><![CDATA[Giderek ekran kullanımının arttığı günümüzde, başta miyopi olmak üzere göz hastalıklarında belirgin bir artış gözleniyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h2 style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000">Giderek ekran kullanımının arttığı günümüzde, başta miyopi olmak üzere göz hastalıklarında belirgin bir artış gözleniyor.</span></span></span></span></h2>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000">Kaşkaloğlu Göz Hastanesi Kurucusu Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu, küçük yaşlardan itibaren kullanımı artan telefonlar, online dersler, evden çalışma gibi nedenler sonucunda göz hastalıklarının buna parelel olarak arttığı bilgisini verdi.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000">Prof. Dr. Kaşkaloğlu, “Çin'de yapılan bir araştırmaya göre yaşları 6 - 8 arasında değişen 120 bin çocuktaki göz bozuklukları incelendi.&nbsp;<strong><span style="font-size:inherit"><span style="font-family:inherit"><span style="color:inherit">Çocuklarda miyopi ve diğer görme bozukluklarının görülme sıklığının önceki 5 yıllık döneme göre üç katına çıktığı gözlendi.&nbsp;</span></span></span></strong>Çocukların ekran süresinin online dersler nedeniyle en az 2 buçuk saat arttığı, oyunlar, sosyal medya gibi ekran etkinlikleri de eklendiğinde bu sürenin daha da uzadığı meydana çıktı” diye konuştu.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#222222">Teknolojinin hem hekimlere hem de hastalara avantaj sağladığını vurgulayan&nbsp;</span><span style="color:#111111">Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu, son 30 yıldır göz hastalıkları tedavisinde excimer lazer teknolojisinin kullanıldığını; son 15 yıldır geliştirilen Femtosaniye lazer cihazıyla birlikte bu cerrahilerdeki başarı oranında belirgin bir artış sağlandığını ifade etti.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#111111">Göz kırma kusurlarının tedavisi hakkında bilgi veren Kaşkaloğlu şöyle devam etti: “Bıçaksız lasik olarak ifade edilen Femtosaniye lazer yöntemiyle, miyopi, hipermetrop ve astigmat gibi göz bozuklukları düzeltilebiliyor. Operasyon olan kişiler, 10 - 15 dakikalarını ameliyat odasında geçirip, saniyeler içinde gerçekleştirilen lazer uygulamasıyla göz numaraları sıfıra yakın oluyor. Böylelikle hastaların günlük yaşamı da olumlu şekilde etkileniyor. Hasta aynı gün taburcu olabiliyor”</span></span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 05 Mar 2025 08:37:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2025/03/uzun-sure-ekrana-bakmak-miyop-hastaligini-artiriyor-1741189335.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuklarda Gribe Karşı 8 Etkili Öneri!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/cocuklarda-gribe-karsi-8-etkili-oneri-6497</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/cocuklarda-gribe-karsi-8-etkili-oneri-6497</guid>
                <description><![CDATA[Bahar aylarına kadar süren grip sezonu yetişkinleri olduğu gibi çocukları da hedef alıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yüksek ateşle etkisi altına alarak halsiz bırakıyor, bazen hastaneye yatışı bile gerektiriyor. Verilere göre, kreşe giden her 2 çocuktan biri grip oluyor; aşırı soğukların devam ettiği son günlerde ise çocuklar arasında grip vakaları daha da artıyor! İnfluenza virüsünün bulaşma oranının çok yüksek olduğuna dikkat çeken&nbsp;<strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Burcu Kesmez Evirgen,&nbsp;</strong>“Çocuklarımızı gripten korumak için hem bulaşmayı azaltacak hem de bağışıklık sistemini güçlendirecek önlemler almamız son derece önemli. Grip aşısı bu önlemlerin başında gelir. Ayrıca çocuklarımızın bol sıvı almalarını, sebze ve meyveyle beslenmelerini, istirahat etmelerini sağlamalıyız. Hijyen kurallarına dikkat etmek ve kalabalık ortamlarda mümkün olduğunca bulunmamak ya da maske takmak almamız gereken diğer önemli önlemlerdir” diyor.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Kreşe giden her 2 çocuktan biri grip oluyor</strong></p>

<p>İnfluenza virüsünün yol açtığı grip, ani başlayan ve 38-40 derecelerde seyreden yüksek ateş, titreme, burun tıkanıklığı veya burun akıntısı, öksürük, baş ağrısı, halsizlik, yaygın kas ağrısı ve aşırı bitkinlik ile kendini gösteriyor. Genellikle 2 haftadan kısa sürede geçse de 5 yaşından küçük çocuklarda hastaneye yatış gerektirebiliyor. Özellikle 2 yaşın altındaki çocuklarda 39-40 dereceyi bulan ateşle birlikte havale geçirme olasılığı ve acile başvurularda artış gözleniyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Burcu Kesmez Evirgen, soğuk havalarda virüsün daha etkili olduğunu vurgulayarak, “Ülkemizde ekim gibi başlayan virüs aktivitesi nisan ayına kadar devam eder. Kış döneminde kreşe giden çocukların en az yarısı grip olur. Okul öncesi çocuk grubu, özellikle 2 yaş altındaki çocuklar bu virüsten çok etkilenir. Öyle ki çocukların hastanede tedavi edilmeleri gerekebilir” diyor.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>GRİBE KARŞI 8 ETKİLİ ÖNERİ!</strong></p>

<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Burcu Kesmez Evirgen, çocuklarda gribe karşı alınabilecek önlemleri şöyle sıralıyor:</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Grip aşısı yaptırın</strong></p>

<p>Gripten korunmanın en etkili yolu, çocuklara yıllık grip aşısı yaptırmaktır. Amerikan Pediatri Akademisi; 6 ay ve üzerindeki tüm çocukların grip aşısı olmalarını öneriyor. Aşı, sadece çocukları korumuyor, aile üyeleri ve toplum genelinde hastalık yükünü de azaltıyor. Bu nedenle çocuğunuzun grip aşısını yaptırmayı alışkanlık edinin.</p>

<p><strong>&nbsp;</strong></p>

<p><strong>El hijyenine dikkat edin</strong></p>

<p>Çocuğunuza sık sık ellerini sabunla yıkamasını öğretin ve hijyen kurallarına dikkat edin. Virüsler eller yoluyla burun, ağız ve gözlere temasla bulaştığı için çocuğunuzu ellerini yüzüne sürmemesi gerektiği konusunda bilgilendirin.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Kapalı ve kalabalık ortamlardan kaçının</strong></p>

<p>Salgın döneminde alışveriş merkezleri ile toplu taşıma gibi kalabalık ve havasız ortamlardan mümkün olduğunca uzak durun. Çocuğunuzun gribe yakalanmış kişilerle temastan kaçınmalarını sağlayın. Kalabalık bir ortama girmeniz gerekiyorsa çocuğunuza maske takmayı alışkanlık haline getirin.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Bol su içirin</strong></p>

<p>Yeterli sıvı tüketimi vücudun virüsle mücadelesine destek oluyor. Dolayısıyla, çocuğunuzun yaşına göre bolca su içmesini sağlayın. Sadece su değil meyve suları, bitki çayları, ayran ve kefir gibi içecekler de vücuttaki sıvı miktarını artırıyor.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Sofranızda mutlaka yer verin&nbsp;</strong></p>

<p>Sofranızda protein, sağlıklı yağlar, vitamin ve mineral açısından zengin besinlere yer verin. Yoğurt, kefir ve fermente gıdalar gibi probiyotikler bağırsak sağlığını destekleyerek bağışıklık sistemini güçlendiriyorlar. Vücudunun doğal savunmasını desteklemek için şekerli ve işlenmiş gıdalardan kaçının.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Evinizi sık sık havalandırın</strong></p>

<p>Temiz ve nemli hava solunum yollarının korunmasına yardımcı oluyor. Havanın çok kuru olması burun ve boğazda tahrişe ve bunun sonucunda influenza gibi viral enfeksiyon etkenlerinin vücuda girişinin kolaylaşmasına neden olabileceği için ortamın nem dengesini koruyun. Evde temiz hava sirkülasyonu sağlamak için pencereleri düzenli olarak açarak odalarınızı havalandırın.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Yeterli uyku çok önemli</strong></p>

<p>Yetersiz uyku vücudun hastalıklarla mücadelesini zorlaştırıyor. Düzenli uyku alışkanlığı ise çocukların genel sağlığını korumada önemli bir rol oynuyor. Bağışıklık sistemini güçlü tutmak için çocuğunuzun her gece en az 8 saat uyumasına özen gösterin.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Yaşına uygun spor için teşvik edin</strong></p>

<p>Düzenli hareket etmek bağışıklık sistemini güçlendiren önemli bir faktör. Dolayısıyla fiziksel aktivite vücudun hastalıklarla daha iyi mücadele etmesine yardımcı oluyor. Çocuğunuzu açık havada oyun oynamaya, yürüyüş yapmaya veya yaşına uygun bir sporla ilgilenmeye teşvik edin.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 04 Mar 2025 13:25:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2025/03/cocuklarda-gribe-karsi-8-etkili-oneri-1741105335.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Travma Yaşayanlar Psikolojik Destek Almalı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/travma-yasayanlar-psikolojik-destek-almali-6422</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/travma-yasayanlar-psikolojik-destek-almali-6422</guid>
                <description><![CDATA[Özel Sağlık Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Gülşah Dinçer Atalay, travma yaşayan kişilerin sorunlarını çözebilmeleri için sosyal ve psikolojik destek alması gerektiğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:sans-serif"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Bireyin kendisi veya başkaları için ölüm, yaralanma, cinsel şiddet gibi korku, çaresizlik ve dehşet duygusu uyandıran olaylarla karşılaşması, derin duygusal ve psikolojik travmalara neden olabiliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:sans-serif"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Özel Sağlık Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Gülşah Dinçer Atalay, travma yaşayan kişilerin sorunlarını çözebilmeleri için sosyal ve psikolojik destek alması gerektiğini söyledi.</span></span></p>

<p><span style="font-family:sans-serif"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Atalay, travmatik olayların, bireylerde akut stres bozukluğu, travma sonrası stres bozukluğu, depresyon, kaygı bozuklukları, uyku sorunları ve hatta alkol ya da madde kullanımına kadar uzanan çeşitli problemlere yol açabildiğine dikkat çekti.</span></span></p>

<p><span style="font-family:sans-serif"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif"><span style="font-size:medium"><strong>SOSYAL MEDYA VE HABERLER DE OLUMSUZ ETKİLEYEBİLİYOR</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:sans-serif"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Travmaların yalnızca doğrudan olaya maruz kalan kişileri değil, aynı zamanda tanık olanları da etkileyebildiğini kaydeden Psikiyatri Uzmanı Dr. Gülşah Dinçer Atalay, “Örneğin, bir yakınını kaybeden ya da doğal felakete tanıklık eden bireylerde travma etkileri gözlemlenebileceği gibi sosyal medya veya haberler yoluyla travmatik olayları sürekli takip etmek de kişilerin kaygı ve stres düzeylerini artırabiliyor. Travmanın bireylerde yarattığı psikolojik etkiler, kişisel geçmiş, olayın şiddeti ve çevresel faktörlere bağlı olarak değişiklik gösterebilir. Olayın tekrar tekrar zihinde canlanması, travmatik olayı içeren kötü rüyalar, sürekli tetikte olma hali ve her an kötü bir şey olacakmış gibi hissetme, uyuyamama ya da sık sık uyanma, ani öfke patlamaları, ağlama nöbetleri, travmayı hatırlatan durumlardan veya ortamlardan uzak durma isteği gibi belirtileri vardır” diye konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-family:sans-serif"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif"><span style="font-size:medium"><strong>BİLİŞSEL VE FİZYOLOJİK SORUNLARA NEDEN OLUYOR</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:sans-serif"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Atalay, sözlerine şöyle devam etti: “Bu belirtiler birkaç gün ile dört hafta arasında görülüyorsa akut stres bozukluğu, daha uzun süre devam ediyorsa travma sonrası stres bozukluğu olarak değerlendirilir. Akut stres bozukluğu yaşayan bireylerde bu belirtiler dışında günlük yaşamla ilgili belirsizlik ve gelecekle ilgili yoğun kaygı, olumsuz düşünce eğilimi ve karamsarlık, odaklanma ve karar verme güçlüğü, unutkanlık, baş ağrıları, mide problemleri ve sırt ağrıları gibi bedensel sorunlar da gözlenebilmektedir”</span></span></p>

<p><span style="font-family:sans-serif"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif"><span style="font-size:medium"><strong>TRAVMA YARATAN ORTAMDAN UZAKLAŞILMALI</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-family:sans-serif"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Travma sonrası psikolojik iyileşme sürecinin erken dönemde alınacak önlemlerle desteklenebildiği bilgisini veren Psikiyatri Uzmanı Dr. Gülşah Dinçer Atalay, “Öncelikle kişilerin fiziksel güvenlikleri sağlanmalı, travma yaratan ortamdan uzaklaşmak ve güvenli bir alan oluşturmak ilk adımdır. Sonrasında kişilerin kendilerini yalnız hissetmelerini önlemek için aile ve arkadaşlarından sosyal destek almaları sağlanmalı, mümkünse destek grupları oluşturularak duygularını paylaşmaları desteklenmelidir. Düzenli uyku, sağlıklı beslenme ve egzersiz yapmak gibi sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla iyileşme sürecine katkı yapılmalıdır. Derin nefes alma, meditasyon ve rahatlama egzersizleri gibi gevşeme tekniklerinden destek sağlanabilir. Ancak bunlara rağmen şikayetler devam ediyorsa kronik bir hale gelmeden önce profesyonel destek almak akılda tutulmalıdır” ifadelerini kullandı.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 10 Feb 2025 10:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2025/02/travma-yasayanlar-psikolojik-destek-almali-1739186921.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dr. Gamze Başkent: “Sigara Bırakmak, Sağlıklı Bir Geleceğin İlk Adımıdır”</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/dr-gamze-baskent-sigara-birakmak-saglikli-bir-gelecegin-ilk-adimidir-6417</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/dr-gamze-baskent-sigara-birakmak-saglikli-bir-gelecegin-ilk-adimidir-6417</guid>
                <description><![CDATA[Dr. Gamze Başkent: “Sigara Bırakmak, Sağlıklı Bir Geleceğin İlk Adımıdır”]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Aptos Narrow&quot;,sans-serif">Sigara, dünya genelinde milyonlarca insanın sağlığını tehdit eden en yaygın alışkanlıkların başında geliyor. Akciğer kanseri, kalp hastalıkları ve KOAH gibi ölümcül rahatsızlıklarla doğrudan ilişkilendirilen sigara, hem yaşam kalitesini düşürüyor hem de yaşam süresini kısaltıyor.&nbsp;<strong>İstanbul Rumeli Üniversitesi Dr. Öğr. Üyesi Gamze Başkent,</strong>&nbsp;sigarayı bırakmanın fiziksel sağlık üzerindeki olumlu etkilerini ele alan bir açıklamada bulundu.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Aptos Narrow&quot;,sans-serif">Dr. Gamze Başkent’in açıklamasına göre, sigarayı bırakmak, sağlığımızı her yönüyle iyileştiren önemli bir karar. Sigara bırakıldıktan sonra, vücudun kendini onarma süreci kısa sürede başlıyor. Sigarayı bıraktıktan sadece 20 dakika sonra kan basıncı normal seviyelere dönerken, 24 saat içinde kalp krizi riski azalmaya başlıyor. İki gün sonra ise tat ve koku duyularının normale dönmesi, sigaranın verdiği zararın geri çevrilebilir olduğunu gösteriyor.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Aptos Narrow&quot;,sans-serif">Akciğerler Kendini Yenileyebilir</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Aptos Narrow&quot;,sans-serif">Dr. Gamze Başkent, sigaranın sinir hücrelerinde hasara yol açtığını ve bu hasarın sigarayı bıraktıktan 48 saat sonra onarılmaya başladığını ifade ediyor. Özellikle 2 hafta ile 3 ay arasında bağışıklık sisteminin toparlanması, akciğerlerin temizlenmeye başlaması ve damar sağlığındaki iyileşmeler belirgin hale geliyor.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Aptos Narrow&quot;,sans-serif">Vücudunuz Onarıma Başlar</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Aptos Narrow&quot;,sans-serif">Sigara içenlerin akciğerlerinde zamanla mukozayı temizleyen ve silya adı verilen kıl benzeri yapılar hasar görüyor. Ancak sigarayı bırakmanın ardından 1 ila 12 ay içerisinde bu yapılar yeniden büyüyerek akciğerlerin temizlenme kapasitesini artırıyor. Bu durum, sigara kaynaklı kronik bronşit gibi hastalıkların iyileşme sürecine de olumlu katkı sağlıyor.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Aptos Narrow&quot;,sans-serif">Sigarayı Bırakmak Uzun Vadede Hayat Kurtarır</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Aptos Narrow&quot;,sans-serif">Dr. Başkent’in açıklamalarında dikkat çeken bir diğer nokta ise sigarayı bırakmanın uzun vadeli etkileri. Sigarayı bıraktıktan 10 yıl sonra akciğer kanseri riski %50 oranında azalırken, kalp krizi riski sigara içmeyen bireylerle aynı seviyeye iniyor. Ayrıca sigarayı bıraktıktan sadece birkaç gün içinde kandaki oksijen miktarının artması, kişiye daha enerjik ve mutlu bir ruh hali sağlıyor.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Aptos Narrow&quot;,sans-serif">Pasif İçicilik de Önemli Bir Tehdit</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Aptos Narrow&quot;,sans-serif">Dr. Gamze Başkent, sigara dumanının yalnızca içen bireyleri değil, aynı zamanda pasif içicileri de ciddi şekilde etkilediğini vurguladı. Sigara dumanına maruz kalan bireylerde hem akciğer kanseri hem de diğer akciğer hastalıklarının görülme sıklığının arttığını belirten Başkent, sigaradan tamamen uzak durmanın ve sigara dumanı bulunan ortamlardan kaçınmanın önemine dikkat çekti.</span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 08 Feb 2025 09:37:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2025/02/dr-gamze-baskent-sigara-birakmak-saglikli-bir-gelecegin-ilk-adimidir-1739004067.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bel Fıtığının Ameliyatsız Tedavisi Mümkün</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/bel-fitiginin-ameliyatsiz-tedavisi-mumkun-6416</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/bel-fitiginin-ameliyatsiz-tedavisi-mumkun-6416</guid>
                <description><![CDATA[Egepol Hastaneleri Ortopedi, Travmatoloji ve Omurga Cerrahisi Uzm. Doç. Dr. Ercan Hassa günümüzde sık görülen bacağa vuran bel fıtığı ağrısının yaşam kalitesini olumsuz etkilediğini ve iş gücü kaybına yol açtığını söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><img alt="Doç Dr. Ercan Hassa" src="https://www.belturkhaber.be/public/images/detay/Screenshot_20250208_093155_Chrome.jpg" style="height:547px; width:480px" />Egepol Hastaneleri Ortopedi, Travmatoloji ve Omurga Cerrahisi Uzm. Doç. Dr. Ercan Hassa günümüzde sık görülen bacağa vuran bel fıtığı ağrısının yaşam kalitesini olumsuz etkilediğini ve iş gücü kaybına yol açtığını söyledi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Doç. Dr. Ercan Hassa yüksek miktarda ağrı kesici kullanımının önde gelen sebepleri arasında yer alan bu rahatsızlığın daha çok ofis çalışanlarını, ağır iş kollarında görevli olanları ve ileri yaşta yaşlanan omurga problemine sahip pek çok kişiyi etkileyebildiğini belirtti.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Son yıllarda uygulamaya başlanan ‘selektif kök bloğu’ adı verilen yöntemle ağrısı bacağa vuran bel fıtığının önemli bir kısmının ameliyatsız olarak tedavi edilebildiğini ifade eden Doç. Dr. Hassa, “Bel fıtığı rahatsızlığında bazı hastalarda ağrı bel ile sınırlı kalırken, bazılarında ise bacaklara yayılım gösterebilmektedir. Omurgamıza esneklik sağlayan bel omurlarımız hareket yeteneğini içi sıvı dolu disklerden alır. Ancak söz konusu diskler kişi yaş aldıkça genetik faktörlere, uygun olmayan sportif faaliyetlere ve ağır yük kaldırma gibi çeşitli nedenlere bağlı olarak yıllar içerisinde deformasyona uğrayıp, özelliklerini yitirebilmektedir. Bu da bazı hastalarda bel ağrılarına neden olurken, bazılarında ise bu disklerin fıtıklaşması ile birlikte sinirlere bası yaparak bacağa yayılan ağrılara sebebiyet vermektedir. ‘Selektif kök bloğu’ yöntemiyle özellikte bacakta güç kaybı gelişmemiş hastalarda ağrının giderilmesi yüksek oranlarda mümkün olabilmektedir” diye konuştu.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>AĞRISIZ TEDAVİ İMKANI</strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Selektif kök bloğu tedavisi hakkında bilgi veren Doç. Dr. Ercan Hassa şunları söyledi: “İşlem sırasında kullanılan özel iğneler yardımıyla, bel bölgesindeki belirli kemik aralıklarından ağrıya neden olan ilgili sinir köküne ulaşılmaktadır. Aynı anda kullanılan ileri görüntüleme yöntemleri ile de uygulama seviyesi sürekli olarak teyit edilmektedir. Hafif sedasyon verilen hastaya enjekte edilen steril opak maddeler sayesinde blokaj uygulanacak kök belirgin hale gelmektedir. Ve uzman hekim tarafından ameliyathane koşullarında gerçekleşen kısa süreli bu işlemde ağrı odağı olan köklere gerekli medikal tedavi uygulanır. Lokal ağrı kesiciler ve lokal ödem gidericilerden oluşan kombine ilaç sayesinde hasta uygulama sonrası önemli ölçüde rahatlama hissetmektedir. Asıl yüz güldürücü sonuçlar ise bir haftanın sonunda ortaya çıkmaktadır”</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>TEDAVİDE YAŞ SINIRLAMASI BULUNMUYOR</strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Genç hastalarda selektif sinir bloğu tedavisinin etkisinin uzun soluklu olabildiğine dikkat çeken Doç. Dr. Ercan Hassa, “Bu tedaviyle kişinin ameliyat gereksinimini ortadan kalkabilir. Ameliyat olamayan ve cerrahi dışı bir seçenek düşünen ileri yaş hastalarda da bu tedavi sayesinde ciddi bir konfor sağlanmaktadır. Tıpkı genç hastalar gibi bu kişiler de tedavi sonrası günlük faaliyetlerini yapabilir duruma gelmektedir. Ancak genç hastaların aksine ileri yaş grubunda bir yıl içerisinde ikinci kez selektif sinir bloğu tedavisi önerilebilir. Unutulmamalıdır ki, bazı durumlarda ise bel fıtığının ameliyatsız çözümü mümkün değildir. Bu tür hastalarda izlenecek olan en uygun tedavi şekline omurga konusunda deneyimli cerrahların karar verdiği hatırlanmalıdır” ifadelerini kullandı.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 08 Feb 2025 09:33:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2025/02/bel-fitiginin-ameliyatsiz-tedavisi-mumkun-1739003832.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Grip deyip geçmeyin</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/grip-deyip-gecmeyin-6415</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/grip-deyip-gecmeyin-6415</guid>
                <description><![CDATA[Atabay İlaç Medikal Direktörü Uzman Dr. Murat Yaycı, üst solunum yolu hastalıklarına yol açan virüslerden yalnızca influenza virüsüne yani grip hastalığına yönelik spesifik antiviral tedavinin mevcut olduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Atabay İlaç Medikal Direktörü Uzman Dr. Murat Yaycı, üst solunum yolu hastalıklarına yol açan virüslerden yalnızca influenza virüsüne yani grip hastalığına yönelik spesifik antiviral tedavinin mevcut olduğunu söyledi. Grip hastalığının özellikle ocak ayının ortalarından itibaren çok yaygın gözlendiğine dikkat çeken Yaycı, “Erken dönemdeki antiviral tedavi ile hastalığın önüne geçilebilir. Viral hastalıklarda spesifik bir tedavinin bulunmadığı anlayışından uzaklaşılmalı” dedi.</strong></p>

<p style="text-align:start">Solunum yollarında hastalığa yol açan en önemli virüsler; influenza, rinovirüs, parainfluenza, RSV, adenovirüs, human coronavirus ve SARS-CoV-2 olarak sıralanıyor. Virüsler solunum yoluna öksürük veya hapşırma esnasında havaya saçılan damlacıklar yolu ile bulaşıyor. Atabay İlaç Medikal Direktörü Uzman Dr. Murat Yaycı, üst solunum yolu enfeksiyonlarına neden olan virüsler konusunda şu bilgileri verdi: “Üst solunum yolu enfeksiyonlarının birçoğu virüslere bağlı gelişiyor ve hepsinin bulaşma yolu birbirine benziyor. Grip hastalığına yol açan influenza virüsünün insanlarda hastalığa yol açan 2 tipi bulunuyor: İnfluenza A ve B. İnfluenza A en sık sonbahar sonunda ve kış aylarında gözleniyor. İnfluenza B’ye ise ilkbahar döneminde rastlanıyor. Rinovirüsler en sık ilkbahar ve sonbahar dönemlerinde görülüyor ancak aktiviteleri tüm yıla yayılıyor. RSV ılıman bölgelerde kış ve ilkbahar başlangıcında artıyor. Parainfluenza ise ülkemizde özellikle sonbahar döneminde karşımıza çıkıyor.”</p>

<p style="text-align:start"><strong>Grip tedavi edilmediğinde ağır seyrediyor</strong></p>

<p style="text-align:start">“Viral hastalıklarda spesifik bir tedavinin bulunmadığı anlayışından kesinlikle uzaklaşılmalı” diyen Murat Yaycı, sözlerine şöyle devam etti: “İnfluenza virüsüne, yani grip hastalığına yönelik spesifik antiviral tedavi mevcut. Diğer virüslere yakalandığımızda genellikle destekleyici tedavilerle iyileşmeyi bekliyoruz ancak, grip hastalığında veya grip şüphesi olan her durumda erken dönemde antiviral tedaviyle hastalığın önüne geçilebiliyor. Grip özellikle kış ve ilkbahar dönemlerinde çok yaygın gözleniyor. Tedaviye geç kalındığında veya tedavi edilmediğinde oldukça ağır seyrediyor. Bu konuda herkesin çok dikkatli olması gerekiyor.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 07 Feb 2025 10:39:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2025/02/grip-deyip-gecmeyin-1738950255.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Her 6 Saniyede 1 Kişi Diyabet Nedeniyle Hayatını Kaybediyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/her-6-saniyede-1-kisi-diyabet-nedeniyle-hayatini-kaybediyor-6406</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/her-6-saniyede-1-kisi-diyabet-nedeniyle-hayatini-kaybediyor-6406</guid>
                <description><![CDATA[Özel Sağlık Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. İsmail Yaman, Uluslararası Diyabet Örgütü'nün verilerine göre dünyada her 6 saniyede 1 kişinin diyabet ve buna bağlı gelişen hastalıklardan hayatını kaybettiğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h3 style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#222222"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Özel Sağlık Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. İsmail Yaman, Uluslararası Diyabet Örgütü'nün verilerine göre dünyada her 6 saniyede 1 kişinin diyabet ve buna bağlı gelişen hastalıklardan hayatını kaybettiğini söyledi.</span></span></span></span></span></span></h3>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#222222"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Her 11 yetişkinden birinde diyabet görüldüğünü belirten Yaman, beslenme alışkanlıkları ve hareketsiz yaşam tarzının bu duruma neden olduğunu dile getirdi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#222222"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Diyabetin yaygın bir rahatsızlık olduğunu ifade eden Doç. Dr. İsmail Yaman, “</span></span><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Diyabetin bu kadar sık görülmesinin ana nedenleri arasında, toplumun yaşlanması, insanların daha çok karbonhidrat tüketip, daha az hareket etmesi gibi nedenler yer alıyor. Diyabet gelişiminin engellenmesi için diyet ve spor alışkanlıkları gibi toplumsal önlemler alınmalı, diyabet tanısı alan hastalarda yaşam şekli değişiklikleri ve medikal tedavi başlanmalı, uygun bireylerde hem toplum hem de bireyin avantajı için cerrahi tedaviler uygulanmalıdır. Diyabetlerin yüzde 90’ı tip 2 diyabettir ve aslında bu grup hastaların çoğu cerrahi olarak tedavi edilebilmektedir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif"><span style="font-size:medium">DİYABET CERRAHİSİNDE DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Diyabet tedavisinde iki grup diyabet hastasına cerrahi önerildiği bilgisini veren&nbsp;</span><span style="color:#222222"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Yaman, sözlerine şöyle devam etti: “</span></span><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Diyabet cerrahisi insülin salgısını artırmaz. Vücudun insüline olan ihtiyacını azaltır aynı zamanda var olan insülinin daha etkili kullanılmasını sağlar. Vücut kitle indeksi (VKİ) 30 ve üzerinde iken aynı zamanda kontrolsüz şeker değerleri olan kişilere özel kan testleri yapılır. Bu testlerde pankreas rezervi yeterli ise yani kısıtlı da olsa pankreas insülin salınımı yapıyor ise diyabet cerrahisi önerilmelidir. VKİ 35 ve üzerinde iken diyabeti bulunan kişilere diyabet cerrahisi yapılabilir. Diyabet cerrahisinin uygun olduğu düşünülen hastalarla cerrahi tedavi öncesinde ameliyat yöntemi ve sonrasında dikkat etmesi gerekenler konusunda ayrıntılı olarak görüşülür. Kan tetkikleri, karın ultrasonografisi, gerekli diğer branş hekimlerinin konsultasyonları, endoskopi gibi ayrıntılı tetkik ve değerlendirme süreci tamamlanır, bu test ve değerlendirme sonuçları da uygun ise diyabet cerrahisi planlanır”</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#222222"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Doç. Dr. İsmail Yaman</span></span><span style="color:#222222"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">, şu bilgileri verdi: “</span></span><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Önerilecek cerrahi tipi kişinin VKİ’ye, diyabet için kullandığı medikal tedavi tipi, dozu ve süresine, yapılacak test sonuçlarındaki pankreas rezervine, kişinin genel sağlık durumuna bağlı olarak değişebilmektedir. VKİ 40 ve üzerinde iken genellikle tüp mide ameliyatı yeterli olurken; VKİ daha düşük ve kontrolsüz diyabeti olanlarda transit bipartisyon; SASİ bypass ya da rouxNY gastrik bypass gibi gıdaların ince bağırsağın belli bir kısmını by-pass ettiği teknikler önerilir”</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif"><span style="font-size:medium">BAŞARILI SONUÇLAR VERİYOR</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Doğru hasta ve yöntem seçimiyle diyabet cerrahisinin başarılı sonuçlar verdiğini vurgulayan&nbsp;</span><span style="color:#222222"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Yaman özetle şunları söyledi:</span></span><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">&nbsp;“Bu tip ameliyatlarda mide hacmi küçülür, dolayısıyla açlık hissi azalır ve tokluk hissi hızlı oluşur. Bu durum kalori alımını belirgin olarak azaltır. Aynı zamanda bağırsakların bir kısmı bypass edildiği için alınan karbonhidratların bir kısmı bağırsaklar tarafından emilmeden atılır. GLP, peptid Y gibi bağırsaklarda salınan hormonlar artar ve bu hormonlar insüline yardımcı işlev görür.</span><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Doğru hasta seçimi, doğru yöntem seçimi ve düzenli ameliyat sonrası takip ile ameliyattan 10 yıl sonrasında dahi başarı şansı yüzde 90’lara ulaşmaktadır. Obezite cerrahisinde olduğu gibi diyabet için yapılan cerrahi tedavilerden sonra da en önemli faktörlerden biri yeni ve doğru yaşam alışkanlıkları kazanmaktır. Her ameliyatta olduğu gibi bu ameliyatların da düşük de olsa riskleri vardır. Bu riski azaltabilmek için ameliyat öncesinde hasta değerlendirmesi ayrıntılı olarak yapılmalı ve varsa ek hastalıkları mümkün oldukça düzeltilmelidir. Ameliyat esnasında tecrübeli ekip, yeterli ve kaliteli ekipmanla çalışılması da bu riski azaltan faktörlerdendir”</span></span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 05 Feb 2025 00:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2025/02/her-6-saniyede-1-kisi-diyabet-nedeniyle-hayatini-kaybediyor-1738686086.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>PROF. DR. DİLBAZ: BAĞIMLILIK ASLINDA BEYİN HASTALIĞI!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/prof-dr-dilbaz-bagimlilik-aslinda-beyin-hastaligi-6405</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/prof-dr-dilbaz-bagimlilik-aslinda-beyin-hastaligi-6405</guid>
                <description><![CDATA[Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, bağımlılığın biyopsikososyal bir sorun olduğuna dikkat çekerek "Biyolojik olarak baktığımızda bağımlılık aslında bir beyin hastalığı" açıklamasında bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="background-color:#ffffff; color:#242424; font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif; font-size:15px">Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, bağımlılığın biyopsikososyal bir sorun olduğuna dikkat çekerek "Biyolojik olarak baktığımızda bağımlılık aslında bir beyin hastalığı" açıklamasında bulundu.</span><br />
<br />
<span style="background-color:#ffffff; color:#242424; font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif; font-size:15px">Yayınlanan verilere göre, Türkiye’de uyuşturucu madde bağımlılığı çığ gibi büyüyor. Uyuşturucu kullanımının ilkokul çağlarına kadar indiği Türkiye, bu sorunla mücadele için eğitici faaliyetlerde de sınıfta kalıyor. Bağımlılıkla mücadele alanındaki yetersizlikler, sorunun daha da derinleşmesine yol açıyor. Hal buyken, uyuşturucu karanlığına ışık tutan, uyuşturucu ile mücadelede neler yapılması gerektiğini derinlemesine inceleyen bir belgesel başladı. Türkiye’nin uyuşturucu gerçeğini, bağımlılık tedavisi ve alternatif yöntemleri sosyal ve psikolojik boyutlarla ele alan Ayık Yaşamlar isimli belgesel serisi, bugün yeni bölümüyle izleyicisiyle buluştu. Yapımcılığını Gazeteci ve Yazar Hande Karacasu’nun üstlendiği belgeselin onuncu bölümüne ise Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Nesrin Dilbaz konuk oldu.</span><br />
<br />
<span style="background-color:#ffffff; color:#242424; font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif; font-size:15px">Prof. Dr. Dilbaz, bağımlılığın psikososyal boyutunu ele alarak çarpıcı açıklamalarda bulundu. "Bağımlılık aslında biyopsikososyal bir sorun" diyen Dilbaz, "Hem biyolojik kısmı var hem psikolojik kısmı var. Bir de tabii ki sosyal kısmı var. Yani biyolojik olarak baktığımızda bağımlılık aslında bir beyin hastalığı. Yani hep insanlar böyle ilk madde kullanmaya ya da ilk alkol aldığınızda ya da ilk sigara kullandığınızda bağımlı mıyım sorusunu sorarlar. Aslında sigarayı ilk yaktığınızda serüveniniz başlıyor diyoruz biz. Yani bağımlılığa doğru bir yolculuk bu, ama siz bu yolculuğun hangi molasında bağımlı oluyorsunuz? Çünkü bireysel durumlar, genetik durumlar bunu son derece etkileyebiliyor" ifadelerini kullandı.</span><br />
<br />
<span style="background-color:#ffffff; color:#242424; font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif; font-size:15px">"BAĞIMLILIK BİR BEYİN HASTALIĞI"</span><br />
<br />
<span style="background-color:#ffffff; color:#242424; font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif; font-size:15px">Kullanılan maddenin beyinde uyumu bozabilecek yapısal ve biyokimyasal değişiklikler oluşturmasıyla biz artık bağımlılıktan söz edilebileceğini vurgulayan Prof. Dr. Dilbaz, "Bağımlılık bir beyin hastalığı. O kullanım bozukluğu beyinde yapısal ve biyokimyasal olarak değişiklikler oluştuğunda ve bağımlılığa özgü kriterler ortaya çıktığında da artık bu bir beyin hastalığı haline gelmiş oluyor. Yani bağımlılık eşittir beyin hastalığı.</span><br />
<br />
<span style="background-color:#ffffff; color:#242424; font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif; font-size:15px">BAĞIMLILIK VE ŞİDDET ARASINDA DOĞRUSAL BİR KORELASYON VAR MI?</span><br />
<br />
<span style="background-color:#ffffff; color:#242424; font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif; font-size:15px">Bağımlı bireylerin potansiyel şiddet öyküsüne de değinen Psikiyatri Uzmanı Nesrin Dilbaz, şunları kaydetti:</span><br />
<br />
<span style="background-color:#ffffff; color:#242424; font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif; font-size:15px">"Yapılan bütün çalışmalar şiddet davranışının aslında beyindeki bazı küçük nörotransmitterlerin eksiği ile bağlantılı olduğunu söylüyor. Şiddet davranışını gösteren kişilere baktığımızda, bir kısmında sınırlı bir muhakeme olduğunu görebiliyoruz. Ailede şiddet davranışının yoğun olduğunu, kendinin şiddete maruz kaldığını görüyoruz burada olduğunda. Şiddetin sosyo ekonomik grubu yok. Her sosyoekonomik gruptan insanlar şiddet yapabiliyorlar. İnsanlar şiddeti en yakınlarına yapabiliyorlar. Yaşlılara, çocuklarına, eşlerine yapabiliyorlar. Ama burada önemli nokta şu; biyolojik olarak baktığımızda o mutluluk hormonu dediğimiz serotoninin azalması kişide şiddet davranışına yol açıyor. Yani herkes sanıyor ki psikolojik hastalığı olanlar şiddet davranışında bulunur. Hayır, öyle bir şey yok. Ancak burada madde kullanımı ya da madde bağımlılığı en önemli unsurlardan bir tanesi.</span><br />
<br />
<span style="background-color:#ffffff; color:#242424; font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif; font-size:15px">ŞİDDET SARMALINI BAŞLATAN ADIM</span><br />
<br />
<span style="background-color:#ffffff; color:#242424; font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif; font-size:15px">Bağımlılıkla ilgili ön beyinde bazı değişiklikler oluyor. Bu bölgeye prefrontal korteks diyoruz. Burası bizim beynimizin polisi. Arabanın freni gibi düşünebiliriz. Ne yapıp ne yapmayacağımızı, empati yetimizi, muhakememizi buradan alıyoruz. Burası doğduktan sonra gelişen bir yer. Ön beynimiz yaklaşık olarak 17-18 yaşlarında gelişiyor. Tam da bu sebeple o yaştaki gençler prefrontal gelişmeyince 'bana bir şey olmaz' düşüncesiyle risk alabiliyor. Beynin freni tutmuyor çünkü. Tüm bu sebeplerle 16-17'li yaşlarda ilk madde kullanımı başlıyor maalesef. Madde kullandıkça burası bozuluyor. Bozuldukça fren tutmuyor. Ve bu da bu işin maalesef devamını getiriyor.</span><br />
<br />
<span style="background-color:#ffffff; color:#242424; font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif; font-size:15px">Bağımlılar maddeye tekrar ulaşmak için şiddet gösteriyor. Evdeki eşyaları satıyor, tehditler saçıyor, para almaya çalışıyor. Muhakeme bozuluyor demiştik mesela. En ufacık bir davranışı şüphecilikle yaklaşıyorlar. Yani başka bir dünyada yaşamaya başlıyor böyle bir durumda. Hele bir de madde kullanımına bağlı psikotik bir hastalık üzerine eklendiyse o zaman işler de daha da kötüye gidiyor."</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 04 Feb 2025 13:51:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2025/02/prof-dr-dilbaz-bagimlilik-aslinda-beyin-hastaligi-1738685775.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlıklı Yaşamın Anahtarları</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/saglikli-yasamin-anahtarlari-6373</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/saglikli-yasamin-anahtarlari-6373</guid>
                <description><![CDATA[Kanser, çevresel faktörler ve genetik etmenlerin etkisiyle hücrelerin kontrolsüz şekilde çoğalması sonucu ortaya çıkan, dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen ciddi bir hastalıktır. Türkiye]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:start">Kanser, çevresel faktörler ve genetik etmenlerin etkisiyle hücrelerin kontrolsüz şekilde çoğalması sonucu ortaya çıkan, dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen ciddi bir hastalıktır. Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2023 yılı verilerine göre, ülkemizde kanser, hastalığa bağlı ölüm nedenleri arasında %15,2 oranıyla ilk sırada yer almaktadır. Bu oran, kanserle mücadelede bilinçlenmenin ve erken teşhisin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gözler önüne sermektedir. Ayrıca, uzmanların tahminlerine göre, dünya genelindeki kanser vakalarının 2040 yılına kadar %47 oranında artarak 28,4 milyona ulaşması beklenmektedir.</p>

<p style="text-align:start">Bu korkutucu tabloya rağmen, kanserin erken teşhis edilmesi ve önlenmesi konusunda bireylerin bilinçlendirilmesiyle hastalığın etkileri azaltılabilir. İstanbul Rumeli Üniversitesi Dr. Öğr. Üyesi Şule İnci, kanserin görülme sıklığının bireyin cinsiyeti, yaşı gibi sosyodemografik özelliklere, genetik faktörlere ve yaşam alışkanlıklarına bağlı olarak değişiklik gösterdiğini ifade etti. İnci, “Kanser riskini artıran en önemli faktörler arasında obezite, hareketsiz yaşam tarzı, sağlıksız beslenme alışkanlıkları, enfeksiyonlar, radyasyon, toksin alımı ve hormonal dengesizlikler yer almaktadır,” diyerek sağlıklı bir yaşam tarzının önemine vurgu yaptı.</p>

<p style="text-align:start"><strong>Sağlıksız Beslenme Kanser Riskini Artırıyor</strong><br />
Dr. Şule İnci’nin açıklamalarına göre, tütsülenmiş ve kızartılmış gıdalar, yanlış pişirme yöntemleri, işlenmiş gıdalar ve ağır metal içeren yiyecekler, kanserin gelişiminde önemli bir rol oynuyor. Bu tür beslenme alışkanlıkları, sadece kanser riskini artırmakla kalmıyor, aynı zamanda bağışıklık sistemini de zayıflatarak vücudu diğer hastalıklara karşı savunmasız hale getiriyor. İnci, “Sağlıklı bir diyetle beslenmek, sadece kanserin önlenmesi açısından değil, genel sağlığın korunması için de büyük önem taşır. Doğal ve sağlıklı gıdalarla beslenmek, kanserin gelişimini engellemede kritik bir rol oynuyor,” ifadelerini kullandı.</p>

<p style="text-align:start"><strong>Erken Teşhis Hayat Kurtarır</strong><br />
Teknolojideki gelişmeler, özellikle onkoloji alanında tedavi yöntemlerinin daha etkili hale gelmesini sağlamaktadır. Erken teşhis için geliştirilen yenilikçi yöntemler, kanser tedavisinde başarılı sonuçlar alınmasını kolaylaştırmaktadır. Dr. Şule İnci, bu konuda şu değerlendirmelerde bulundu: “Kanserin erken teşhis edilmesi, tedaviye erken başlanmasını ve böylece hastaların iyileşme şansının artmasını sağlar. Erken teşhis edilen her hastalık, tedaviye açık hale gelir ve hastalığın seyri olumlu yönde değişebilir. Bu nedenle farkındalığın artırılması büyük önem taşımaktadır.”</p>

<p style="text-align:start"><strong>Kanserle Mücadelede Farkındalık ve Bilinçlenme Şart</strong><br />
Kanserle mücadelede bireysel farkındalığın yanı sıra toplumsal bilinçlenmenin de kritik bir öneme sahip olduğunu ifade eden Dr. İnci, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının bir yaşam biçimi haline getirilmesi gerektiğini belirtti. Sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite, tütün ürünlerinden uzak durma ve düzenli sağlık kontrollerinin kansere karşı alınabilecek en etkili önlemler olduğunu vurgulayan İnci, bireylerin bu konuda bilinçlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi.</p>

<p style="text-align:start">Dr. Şule İnci, açıklamalarını şu sözlerle tamamladı: “Kanserin erken teşhis edilmesi ve tedavinin zamanında başlatılması, bireylerin yaşam kalitesini artıran en önemli faktörlerden biridir. Ancak kanserle mücadelede en etkili yol, hastalığın önlenebilir nedenlerini ortadan kaldırmak ve sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemektir. Bu konuda toplumun tüm kesimlerinin bilinçlendirilmesi ve doğru bilgiye erişimi sağlanmalıdır.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Jan 2025 11:51:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2025/01/saglikli-yasamin-anahtarlari-1737991814.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>NEDEN AĞLIYORUZ?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/neden-agliyoruz-6349</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/neden-agliyoruz-6349</guid>
                <description><![CDATA[Ağlamak… Üzüntü, mutluluk, heyecan ve kızgınlık gibi duygularımızın bir anlamda dışa vurumu. Peki neden ağlıyoruz ve gözyaşı ne işe yarıyor? Bilimsel araştırmalar üç temel sebep nedeniyle gözyaşına ihtiyaç duyduğumuzu ortaya koyarken, bu ilginç vücut sıvısının neden tuzlu olduğunu açıklıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:left">Ağlamak…&nbsp;Üzüntü, mutluluk, heyecan ve kızgınlık gibi duygularımızın bir anlamda dışa&nbsp;vurumu. Peki neden ağlıyoruz ve gözyaşı ne işe yarıyor? Bilimsel araştırmalar&nbsp;üç temel sebep nedeniyle gözyaşına ihtiyaç duyduğumuzu ortaya koyarken, bu&nbsp;ilginç vücut sıvısının neden tuzlu olduğunu açıklıyor. Tahmin edilebilir bir&nbsp;veri olsa da, kadınların erkeklere göre daha fazla ağladığı da bilimsel olarak&nbsp;kanıtlanmış. İşin tüm bilinmeyenlerini gözyaşı gerçeğini, Çağın Göz Hastanesi&nbsp;doktorlarından&nbsp;<strong>Op. Dr. Levent Tahsin Özdöker</strong>&nbsp;bizler için yazdı.</p>

<p style="text-align:left"><strong>Ağlamanın Psikolojik Yönü</strong></p>

<p style="text-align:left">Ağlamak,&nbsp;çoğunlukla güçlü bir duygu yükü ile tetiklenir. Bu duygular, stres, üzüntü,&nbsp;korku, mutluluk, hatta öfke gibi çeşitli durumlar olabilir. “Ağlama, beynimizin&nbsp;duygusal merkezleriyle bağlantılı bir şekilde ortaya çıkar. Beyindeki limbik&nbsp;sistem, bizi güçlü duygulara yönlendirir ve bu da gözyaşlarını tetikler.&nbsp;Aslında ağlamak, ruh halimizin bir yansımasıdır ve içsel bir boşalım sağlar.&nbsp;Ağlamanın sadece duygusal bir tepki olmadığını, aynı zamanda vücudumuzun&nbsp;biyolojik bir savunma mekanizması olduğunu unutmayalım.</p>

<p style="text-align:left">Ağlamak,&nbsp;vücutta bir tür rahatlama sağlar. Stresli veya yoğun bir durumdan sonra&nbsp;gözyaşları, vücudun kimyasal dengesini yeniden kurmaya yardımcı olabilir.&nbsp;Ayrıca gözyaşları, gözleri nemlendirerek yabancı maddelerden arındırılmasına da&nbsp;katkıda bulunur. İlginç bir şekilde, gözyaşı dökerken sadece psikolojik değil,&nbsp;biyolojik anlamda da kendimizi iyileştirmiş oluruz.&nbsp;<strong>Birçok araştırma,&nbsp;gözyaşlarının stresle ilintili toksinleri vücuttan atmak için önemli bir yol&nbsp;olduğunu</strong>&nbsp;gösteriyor.</p>

<p style="text-align:left"><strong>Üç Çeşit Gözyaşı: Her Biri Farklı Bir Amaca Hizmet&nbsp;Ediyor</strong></p>

<p style="text-align:left"><strong>1. Temel&nbsp;Gözyaşları:</strong><br />
&nbsp;Göz, sürekli olarak gözyaşı içinde yer alır. İçerisinde yağ, mukus, su ve tuz&nbsp;bulunan bu sıvı, enfeksiyonlarla mücadele açısından etkilidir. Yağ,&nbsp;gözyaşlarının buharlaşarak atmosfere gitmesini engeller. Gözleri kırpmak ise&nbsp;gözyaşının göz yüzeyine eşit dağılmasını sağlar. Bu, gözlerimizin her an nemli&nbsp;kalmasını sağlayarak sağlıklı bir görme sağlamak için gereklidir.</p>

<p style="text-align:left"><strong>2. Göz&nbsp;Yıkama Yaşları:</strong><br />
&nbsp;Göze toz, toprak kaçması veya soğan doğrarken yaşanan durumdur. Gözyaşları&nbsp;burada gözün temiz kalması ve nemli yapısının korunması için gözlerden çıkar.&nbsp;Bu tip gözyaşları, gözlerin savunma mekanizması gibi çalışarak, çevresel&nbsp;faktörlere karşı koruma sağlar.</p>

<p style="text-align:left"><strong>3. Duygusal&nbsp;Yaşlar:</strong><br />
&nbsp;Acı, sevinç, üzüntü, kızgınlık gibi güçlü duygular nedeniyle ortaya çıkan&nbsp;gözyaşlarıdır. Diğer gözyaşlarına nazaran daha fazla hormon bulundurur ve ağrı&nbsp;kesici özelliği vardır. Ayrıca gözyaşı dökmek, stresle ilintili toksinlerin&nbsp;atılmasını da sağlar. Bu nedenle özellikle acı ve üzüntü duyduğumuzda&nbsp;akıttığımız gözyaşı bizi rahatlatır. İlginçtir ki, ağladıkça duygusal&nbsp;rahatlamamız artar, bu da hem psikolojik hem de fiziksel olarak iyileşmemize&nbsp;yardımcı olur.</p>

<p style="text-align:left"><strong>Neden Tuzlu? Gözyaşlarının Tuzlu Olmasının Sebebi</strong></p>

<p style="text-align:left">İnsan&nbsp;vücudunda ki tüm sıvılar tuz içerir. Gözyaşında bulunan tuz,&nbsp;mikroorganizmaların yaşaması için kritik bir öneme sahiptir. Bunun dışında,&nbsp;gözyaşının tuzlu olmasının bir başka nedeni de,&nbsp;<strong>gözlerin aşırı kurumasını&nbsp;engellemektir.</strong>&nbsp;Tuz, sıvıların göz yüzeyinde daha uzun süre kalmasını&nbsp;sağlar, bu da gözleri nemli tutarak korur. Ayrıca gözyaşının tuzlu olması,&nbsp;gözdeki yabancı maddelerin ve potansiyel zararlı mikropların temizlenmesine&nbsp;yardımcı olur.</p>

<p style="text-align:left"><strong>Kadınlar Erkeklerden Daha Fazla Ağlar Mı?</strong></p>

<p style="text-align:left">Evet,&nbsp;kadınlar erkeklerden %60 oranında daha fazla ağlıyor. Bunun nedeni tam olarak&nbsp;bilinmezken, kadınların duygusal altyapısının daha güçlü olduğu ve bu yüzden&nbsp;daha fazla ağladıkları öne sürülen bir düşüncedir. Ayrıca, kadınların genetik&nbsp;yapıları ve hormon düzeyleri de ağlama eğilimlerini etkileyebilir. Erkeklerin&nbsp;ise gözyaşı kanallarının daha dar olması nedeniyle gözyaşlarını daha az&nbsp;üretmeleri muhtemeldir. Ancak, ağlamanın bireysel farklar gösterdiği ve her&nbsp;bireyin duygusal yanıtlarının farklı olduğu unutulmamalıdır.</p>

<p style="text-align:left"><strong>Gözyaşı Fazlalığı veya Yokluğu: Sağlık Sorunlarının&nbsp;İpucu</strong></p>

<p style="text-align:left">Soğuk&nbsp;algınlığı gibi durumlarda gözlerinizden fazlaca gözyaşı süzülebilir. Bu,&nbsp;vücudun bir savunma mekanizması olarak çalışır ve dış etkenlerden korumaya&nbsp;yardımcı olur. Ancak bazı durumlarda, gözyaşı üretimi azalarak gözler kuru&nbsp;kalabilir.&nbsp;<strong>Gözyaşı bezleri, temel gözyaşını oluşturmak için yeterli yağ&nbsp;üretmezse gözler kuru kalabilir</strong>&nbsp;ve bu durum görmeyi zorlaştırabilir.</p>

<p style="text-align:left">Öte yandan,&nbsp;bazı hastalıklar veya kullanılan ilaçlar gözyaşı üretimini etkileyebilir.&nbsp;<strong>Özellikle&nbsp;yaşlandıkça gözyaşı bezlerinin çalışması zayıflar ve bu da göz kuruluğuna neden&nbsp;olabilir.</strong>&nbsp;Bu durum, gözdeki yanma, batma hissi, bulanık görme gibi&nbsp;sorunlara yol açabilir. Eğer gözyaşı üretiminizde belirgin bir artış veya&nbsp;azalma fark ederseniz,&nbsp;<strong>bir göz doktoruna başvurmanız önemlidir.</strong></p>

<p style="text-align:left"><strong>Ağlama ve Göz Sağlığı</strong></p>

<p style="text-align:left">Gözyaşları&nbsp;sadece duygusal rahatlama sağlamaz, aynı zamanda göz sağlığımız için de kritik&nbsp;bir rol oynar. Gözler, dış etkenlere karşı savunmasızdır ve gözyaşı bu&nbsp;savunmayı güçlendiren önemli bir unsurdur.&nbsp;<strong>Gözyaşlarının koruyucu etkileri&nbsp;sayesinde gözümüz, toz, kir ve mikroplara karşı daha dayanıklı hale gelir.</strong>&nbsp;Ayrıca, gözyaşı dökme işlemi vücutta bir tür rahatlama sağlayarak,&nbsp;<strong>hormon&nbsp;dengesizliğini giderir</strong>&nbsp;ve daha sağlıklı bir psikolojik durum yaratır.</p>

<p style="text-align:left">Ağlamak vücudumuzun doğal bir tepkisi olup, hem&nbsp;psikolojik hem de fiziksel iyileşmeyi destekleyen önemli bir işlevi yerine&nbsp;getirir. Hem duygusal rahatlamaya yardımcı olur hem de göz sağlığımızı korur.&nbsp;Gözyaşları, bedenimizin dış dünyaya karşı savunmasını güçlendiren, ruh halimizi&nbsp;dengeleyen ve kimyasal dengenin sağlanmasına yardımcı olan eşsiz bir sıvıdır.&nbsp;Unutmayın, ağlamak bazen en sağlıklı tepki olabilir.</p>

<p style="text-align:left">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 17 Jan 2025 09:52:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2025/01/neden-agliyoruz-1737111711.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Baş Ağrısı ve Göz Sağlığı Arasındaki Bağlantı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/bas-agrisi-ve-goz-sagligi-arasindaki-baglanti-6340</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/bas-agrisi-ve-goz-sagligi-arasindaki-baglanti-6340</guid>
                <description><![CDATA[Birçok kişi baş ağrısının sadece yorgunluk, stres ya da migren gibi genel sebeplerden kaynaklandığını düşünür. Ancak göz sağlığı ile bağlantılı baş ağrıları genellikle göz ardı edilir ve bu durum birçok bireyin yaşam kalitesini ciddi şekilde olumsuz etkileyebilir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:left"><span style="font-size:14px"><span style="color:#2f3044"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff">Günlük yaşamda sıkça karşılaşılan baş ağrıları, çoğu zaman göz sağlığı ile&nbsp;doğrudan ilişkilidir. Birçok kişi baş ağrısının sadece yorgunluk, stres ya da&nbsp;migren gibi genel sebeplerden kaynaklandığını düşünür. Ancak göz sağlığı ile&nbsp;bağlantılı baş ağrıları genellikle göz ardı edilir ve bu durum birçok bireyin&nbsp;yaşam kalitesini ciddi şekilde olumsuz etkileyebilir. Peki, baş ağrısı ile göz&nbsp;sağlığı arasındaki bu gizemli bağ nedir ve nasıl önlenebilir? Bu sorunun&nbsp;cevabını, Çağın Göz Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Kürşat Çağın’dan&nbsp;öğrenelim.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:14px"><span style="color:#2f3044"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff">Baş ağrısı, göz sağlığıyla ilişkili olduğunda genellikle gözlerdeki zorlanma&nbsp;ve rahatsızlıklardan kaynaklanır. Göz sağlığı, görme fonksiyonlarını&nbsp;etkileyecek birçok farklı durumu içerir. Bu durumlar göz kaslarının aşırı&nbsp;çalışmasına, görsel odaklanma sorunlarına veya göz içindeki basınç artışına yol&nbsp;açabilir. Göz sağlığına dair yaşanan sorunlar baş ağrılarını tetikleyebilir, bu&nbsp;da kişi üzerinde hem fiziksel hem de psikolojik bir baskı oluşturur. İşte göz&nbsp;sağlığınızla baş ağrıları arasında güçlü bir ilişki olabilecek bazı durumlar:</span></span></span></span></p>

<h4 style="text-align:left"><span style="font-size:14px"><span style="color:#2f3044"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff">1. Görme Kusurları</span></span></span></span></h4>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:14px"><span style="color:#2f3044"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff">Miyopi, hipermetropi &nbsp;veya astigmatizm&nbsp;gibi görme bozuklukları, gözün ışığı doğru şekilde odaklayamaması sonucu ortaya&nbsp;çıkar. Göz, görüntüleri doğru şekilde algılayabilmek için daha fazla çaba sarf&nbsp;eder. Bu sürekli çaba, göz kaslarının aşırı çalışmasına neden olur ve baş&nbsp;ağrısı yaratabilir. Özellikle gözlük veya lens kullanmayan ya da yanlış numara&nbsp;kullanan kişilerde bu durum daha sık görülebilir.</span></span></span></span></p>

<h4 style="text-align:left"><span style="font-size:14px"><span style="color:#2f3044"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff">2. Yanlış Gözlük veya Lens Kullanımı</span></span></span></span></h4>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:14px"><span style="color:#2f3044"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff">Gözlük ya da lens kullanıyorsanız, doğru numaraları kullanmak büyük önem&nbsp;taşır. Uygun olmayan gözlük numaraları ya da yanlış lens seçimi, gözün sürekli&nbsp;olarak odaklanmaya çalışmasına yol açar. Bu, göz kaslarının gerginleşmesine ve&nbsp;baş ağrılarının oluşmasına sebep olabilir. Ayrıca, lenslerin düzgün takılmaması&nbsp;veya bakımlarının yapılmaması da gözde rahatsızlık oluşturabilir ve bu da baş&nbsp;ağrılarına yol açabilir.</span></span></span></span></p>

<h4 style="text-align:left"><span style="font-size:14px"><span style="color:#2f3044"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff">3. Göz Yorgunluğu (Dijital Göz Yorgunluğu)</span></span></span></span></h4>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:14px"><span style="color:#2f3044"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff">Teknolojinin hayatımızın her alanına entegre olmasıyla birlikte,&nbsp;bilgisayarlar, tabletler ve telefonlar gibi ekranlara uzun süre bakmak, göz&nbsp;kaslarının yorulmasına yol açabilir. Ekranlar, gözlerimizi sürekli olarak&nbsp;odaklanmaya zorlar ve bu durum göz yorgunluğuna neden olur. Dijital göz&nbsp;yorgunluğu, genellikle alında ve şakaklarda hissedilen baş ağrılarıyla kendini&nbsp;gösterir. Ayrıca, gözlerde kuruluk, bulanık görme veya gözlerde batma gibi&nbsp;rahatsızlıklar da eşlik edebilir.</span></span></span></span></p>

<h4 style="text-align:left"><span style="font-size:14px"><span style="color:#2f3044"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff">4. Göz Tansiyonu (Glokom)</span></span></span></span></h4>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:14px"><span style="color:#2f3044"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff">Göz içi basıncının normalden yüksek olması, glokom adı verilen bir durumu&nbsp;ortaya çıkarabilir. Glokom, gözde baskı hissine, görme kaybına ve baş&nbsp;ağrılarına yol açabilir. Bu hastalık çoğu zaman belirti vermediği için erken&nbsp;teşhis oldukça önemlidir. Göz içi basınç arttıkça, görme sinirlerinde kalıcı&nbsp;hasar meydana gelebilir ve bu da ilerleyen dönemlerde kalıcı görme kaybına yol&nbsp;açabilir. Baş ağrıları, özellikle göz çevresinde yoğun bir baskı hissiyle&nbsp;birleştiğinde, glokom belirtisi olabilir ve derhal bir göz doktoruna&nbsp;başvurulmalıdır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:14px"><span style="color:#2f3044"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><strong>5- Konverjans Yetmezliği</strong></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:14px"><span style="color:#2f3044"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff">Konverjans yetmezliği, göz kaslarının, özellikle de medial rektus kasının,&nbsp;yakın mesafedeki nesnelere odaklanırken gerektiği kadar etkili bir şekilde&nbsp;kasılmaması durumudur. Normalde, bir nesneye yakın mesafede odaklanırken gözler&nbsp;doğal olarak birbirine yaklaşır. Ancak konverjans yetmezliği yaşayan kişilerde,&nbsp;bu kaslar yeterince güçlü çalışmaz ve gözler paralel kalmaz. Bu durum, bulanık&nbsp;görme, göz yorgunluğu ve özellikle yakın mesafelere odaklanmaya çalışırken baş&nbsp;ağrıları gibi şikayetlere yol açar. Baş ağrıları, göz kaslarının yeterince&nbsp;uyumlu çalışmaması nedeniyle gözlerdeki gerilme ve yorgunluktan kaynaklanabilir&nbsp;ve genellikle uzun süre yakın odaklanma gerektiren aktivitelerden sonra daha&nbsp;belirgin hale gelir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:14px"><span style="color:#2f3044"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><strong>6-Presbiyopi</strong></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:14px"><span style="color:#2f3044"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff">Presbiyopi, yaşlanmaya bağlı olarak yakın mesafedeki nesnelerin net bir&nbsp;şekilde görülememesi durumudur. Bu durum, hipermetropi ile benzer semptomlar&nbsp;gösterse de, iki durumun sebepleri farklıdır. Hipermetropide gözün ön kısmı&nbsp;(kornea) ile arka kısmı (retina) arasındaki mesafe kısadır ya da göz merceği&nbsp;düzleşmiştir, ve bu genellikle genetik bir durumdur. Presbiyopi ise göz&nbsp;merceğinin esnekliğinin yaşla birlikte azalması nedeniyle meydana gelir.&nbsp;Esneklik kaybı, kişilerin yakın nesnelere odaklanmasını zorlaştırır.&nbsp;Presbiyopinin belirtileri arasında baş ağrıları, özellikle yakın okumalar veya&nbsp;detaylı işler sırasında gözlerdeki zorlanmaya bağlı olarak baş gösteren&nbsp;ağrılar, gözlerde yorgunluk, genel bitkinlik hissi ve yakın mesafede bulanık&nbsp;görme yer alır. Uzun süre yakın odaklanma gerektiren aktiviteler, baş&nbsp;ağrılarının daha da şiddetlenmesine yol açabilir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:14px"><span style="color:#2f3044"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff">&nbsp;</span></span></span></span></p>

<h3 style="text-align:left"><span style="color:#2f3044"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff">Baş Ağrısını Önlemek İçin Göz Sağlığına Dikkat Edin</span></span></span></h3>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:14px"><span style="color:#2f3044"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff">Göz sağlığınız ile baş ağrıları arasındaki ilişkiyi anlamak ve baş&nbsp;ağrılarını önlemek için birkaç basit ama etkili önlem alabilirsiniz. İşte göz&nbsp;sağlığınızı koruyarak baş ağrılarının önüne geçebileceğiniz bazı ipuçları:</span></span></span></span></p>

<h4 style="text-align:left"><span style="font-size:14px"><span style="color:#2f3044"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff">1. Düzenli Göz Muayenesi Yaptırın</span></span></span></span></h4>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:14px"><span style="color:#2f3044"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff">Görme kusurlarının, göz hastalıklarının ve diğer göz rahatsızlıklarının&nbsp;erken tespiti, baş ağrılarının önlenmesine yardımcı olabilir. Yılda en az bir&nbsp;kez göz doktoruna gitmek ve düzenli göz muayenesi yaptırmak, potansiyel&nbsp;sorunları erken aşamada belirlemek için oldukça önemlidir. Bu, göz kaslarının&nbsp;aşırı zorlanmasını engeller ve baş ağrılarının önüne geçebilir.</span></span></span></span></p>

<h4 style="text-align:left"><span style="font-size:14px"><span style="color:#2f3044"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff">2. Ekran Süresini Sınırlayın</span></span></span></span></h4>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:14px"><span style="color:#2f3044"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff">Modern dünyada dijital cihazlar hayatımızın her alanına girmiş durumda.&nbsp;Bilgisayarlar, telefonlar ve tabletler saatlerce kullanıldığında gözlerimiz&nbsp;yorulabilir. Bu yüzden, ekran başında geçirdiğiniz süreyi sınırlamanız çok&nbsp;önemlidir. 20-20-20 kuralını uygulayarak gözlerinizi dinlendirebilirsiniz. Her&nbsp;20 dakikada bir, 20 saniye boyunca 20 metre uzağa bakarak göz kaslarınızı&nbsp;rahatlatabilirsiniz.</span></span></span></span></p>

<h4 style="text-align:left"><span style="font-size:14px"><span style="color:#2f3044"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff">3. Doğru Gözlük ve Lens Seçimi</span></span></span></span></h4>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:14px"><span style="color:#2f3044"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff">Gözlük veya lens kullanıyorsanız, göz doktorunuz tarafından yapılan muayene&nbsp;sonucu belirlenen doğru numarayı kullanmaya özen gösterin. Yanlış numaralı&nbsp;gözlük ya da lens kullanmak, göz kaslarının gereksiz yere zorlanmasına ve baş&nbsp;ağrılarının oluşmasına yol açabilir. Ayrıca, lenslerinizi her gün düzgün&nbsp;şekilde temizlemeli ve doğru şekilde takmalısınız.</span></span></span></span></p>

<h4 style="text-align:left"><span style="font-size:14px"><span style="color:#2f3044"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff">4. Işığı Düzgün Ayarlayın</span></span></span></span></h4>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:14px"><span style="color:#2f3044"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff">Gözlerinizin rahat çalışabilmesi için çalışma veya okuma alanlarındaki&nbsp;ışıklandırmaya dikkat edin. Zayıf ışıkta uzun süre çalışmak gözleri yorar ve&nbsp;baş ağrısına sebep olabilir. İdeal olarak, gözlerinizi yormayacak, yeterli ışık&nbsp;kaynağını sağlamak önemlidir. Aynı zamanda, ekranlarda da fazla parlama&nbsp;olmasını engellemeye çalışın.</span></span></span></span></p>

<h3 style="text-align:left"><span style="color:#2f3044"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff">Ne Zaman Doktora Başvurmalısınız?</span></span></span></h3>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:14px"><span style="color:#2f3044"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff">Baş ağrılarınız sık sık tekrarlıyor ve bunlara gözlerde batma, bulanık&nbsp;görme, gözlerde kızarıklık, ışığa karşı hassasiyet gibi belirtiler de eşlik&nbsp;ediyorsa, bir göz doktoruna başvurmanız gerekebilir. Özellikle göz içi basınç&nbsp;artışı, glokom gibi ciddi hastalıkların belirtisi olabilir ve hızlı bir&nbsp;müdahale gerektirir. Eğer baş ağrılarınızın kaynağının göz sağlığıyla ilgili olabileceğinden&nbsp;şüpheleniyorsanız, ihmal etmemeniz ve uzman bir doktora danışmanız çok&nbsp;önemlidir.</span></span></span></span></p>

<h3 style="text-align:left"><span style="color:#2f3044"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff">Gözlerinizi ve Sağlığınızı Korumak İçin Önlem Alın</span></span></span></h3>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:14px"><span style="color:#2f3044"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff">Baş ağrısı ve göz sağlığı arasındaki bu önemli bağlantıyı göz ardı etmemek,&nbsp;sadece yaşam kalitesini artırmakla kalmaz, aynı zamanda daha ciddi sağlık&nbsp;sorunlarının önüne geçmenize de yardımcı olabilir. Göz sağlığınızı korumak için&nbsp;düzenli göz muayeneleri yaptırın, ekran sürenizi sınırlayın ve doğru gözlük ya&nbsp;da lens kullanmaya özen gösterin. Sağlıklı gözler, sağlıklı bir yaşamın&nbsp;temelidir!</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:left"><span style="font-size:14px"><span style="color:#2f3044"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 14 Jan 2025 08:59:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2025/01/bas-agrisi-ve-goz-sagligi-arasindaki-baglanti-1736874183.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>&quot;Kalp Sağlığı İçin Haftada 2 Kez Balık Tüketin&quot;</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/kalp-sagligi-icin-haftada-2-kez-balik-tuketin-6327</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/kalp-sagligi-icin-haftada-2-kez-balik-tuketin-6327</guid>
                <description><![CDATA[Talatpaşa Laboratuvarlar Grubu Biyokimya Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Var, kalp sağlığını destekleyen yağların başında gelen omega-3 için haftada iki kez balık tüketilmesinin önemine dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#222222"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Talatpaşa Laboratuvarlar Grubu Biyokimya Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Var,&nbsp;</span></span><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">kalp sağlığını destekleyen yağların başında gelen omega-3 için haftada iki kez balık tüketilmesinin önemine dikkat çekti.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Omega-3'ün en iyi kaynağının balık olduğunu dile getiren&nbsp;</span><span style="color:#222222"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Var, balık tüketmek istemeyenlerin ise bitkilerden ve bazı takviyelerden omega-3 alabileceğini söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#222222"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Balıkların omega-3 içeriğinin değişkenlik gösterdiğini kaydeden Prof. Dr. Ahmet Var,</span></span><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">&nbsp;“Bilinen omega-3 türleri arasında deniz ürünlerinde bulunan DHA ve EPA ile bitkilerde bulunan ALA yer alır. Somon, uskumru, ton balığı, ringa balığı ve sardalya gibi soğuk suda yaşayan yağlı balıklar yüksek miktarda omega-3 içerir. Levrek, çipura ve morina gibi balıklar ve kabuklu deniz ürünleri daha düşük omega-3 kaynaklarıdır. Balık alerjisi olanlar veya vejetaryenler omega-3’ü bitki bazlı kaynaklardan veya alternatif olarak takviyelerden sağlayabilir. Bitki bazlı omega-3 kaynakları arasında kuruyemişler ve keten tohumu, chia tohumu ve ceviz gibi tohumlar ile keten tohumu yağı, soya fasulyesi yağı ve kanola yağı gibi bitkisel yağlar yer alır” diye konuştu.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif"><span style="font-size:medium"><strong>OMEGA-3 YAĞ ASİTLERİ KALP VE DAMAR SAĞLIĞI İÇİN FAYDALI</strong></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Omega-3 yağ asitlerinin kalp ve damar sağlığı için birçok faydası bulunduğuna dikkat çeken&nbsp;</span><span style="color:#222222"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Prof. Dr. Ahmet Var, “</span></span><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Omega-3'ler vücutta hücreleri çevreleyen zarların önemli bileşenleri olup tüm hücrelerin yapısal bütünlüğünün sağlanmasında ve hücreler arasındaki etkileşimleri desteklemeye yardımcı olur. Omega-3 yağ asitlerinin kalp ve damar sağlığı için birçok potansiyel faydası vardır. Önemli faydalarından biri, trigliserit seviyelerinizi düşürmeye yardımcı olmalarıdır. Kalp hastalığı olanlarda, balık yağı takviyeleri, doktor tavsiyesi altında uygun dozaj ile kullanıldığında miyokard infarktüsü, felç ve ani ölüm gibi riskleri azaltacaktır. Omega-3'ler kalp sağlığının ötesinde, alzheimer hastalığı, bunama, yaşa bağlı makula dejenerasyonunun önlenmesinde, bebek sağlığı ve nörolojik gelişiminde ve kanserden korunmada da faydalıdır” ifadesini kullandı.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif"><span style="font-size:medium"><strong>HAFTADA 2 KEZ BALIK TÜKETİN</strong></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Omega-3 yağ asitlerinin sağlığa faydalı olduğunun artık kesin olarak bilindiğini hatırlatan Prof. Dr. Ahmet Var sözlerini şöyle sürdürdü: "Amerikan Kalp Derneği, konjestif kalp yetmezliği, koroner kalp hastalığı, inme/felç ve kalpten kaynaklanan ani ölüm riskini azaltmak için haftada iki porsiyon balık yemeyi önermektedir. Ancak bu mümkün değilse balık yağı takviyeleri alınması düşünülmelidir. Özellikle koroner kalp hastalığı veya kalp yetmezliği olan kişilerin günlük olarak EPA ve DHA içeren omega-3 takviyeleri alması kardiyoloji dernekleri tarafından önerilmektedir. Hamilelerin ve emziren annelerin yeterli miktarda omega-3 ve özellikle DHA alması bebeğin sağlığı için çok önemlidir. Aynı şekilde büyüme çağındaki çocukların da haftada 1-2 porsiyon balık tüketmeleri gelişimleri açısından çok değerlidir”</span></span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Jan 2025 13:28:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2025/01/kalp-sagligi-icin-haftada-2-kez-balik-tuketin-1736434360.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Grip tedavi edilmediğinde ağır sonuçlara neden olur</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/grip-tedavi-edilmediginde-agir-sonuclara-neden-olur-6319</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/grip-tedavi-edilmediginde-agir-sonuclara-neden-olur-6319</guid>
                <description><![CDATA[Grip ve neden olduğu hastalıklar hakkında bilgi sahibi olmak, hem bireysel sağlığın korunması hem de toplum sağlığının iyileştirilmesi açısından büyük önem taşıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:start"><strong>Grip ve neden olduğu hastalıklar hakkında bilgi sahibi olmak, hem bireysel sağlığın korunması hem de toplum sağlığının iyileştirilmesi açısından büyük önem taşıyor. Atabay İlaç Medikal Direktörü Uzman Dr. Murat Yaycı, grip hastalığının tedavi edilmediğinde oldukça ağır sonuçlara neden olabileceğini, bu nedenle özellikle bazı risk gruplarının hastalığa yakalandığında erkenden tedaviye başlanmasının önemini belirtti.</strong></p>

<p style="text-align:start">Atabay İlaç Medikal Direktörü Uzman Dr. Murat Yaycı,kış aylarında en çok karşılaşılan hastalıklardan biri olan ve tedavi edilmediğinde ciddi hastalıklara yol açabilen grip konusunda, hastalığın etkileri hakkında önemli bilgiler paylaştı. Sağlıklı bireylerde bile günlerce, hatta haftalarca süren halsizlik ve yorgunluğa neden olan grip, bazı durumlarda sinüzit, bronşit veya zatürre gibi hastalıklara da yol açabiliyor. Dr. Murat Yaycı, grip hastalığına yakalananların doktor kontrolünde erken antiviral tedaviye başlandığında bu tür komplikasyonlardan korunmanın mümkün olduğunu söyledi.</p>

<p style="text-align:start"><strong>Grip, bulaşıcı bir hastalıktır</strong></p>

<p style="text-align:start">Murat Yaycı şöyle konuştu: “Grip, İnfluenza virüsünün neden olduğu ve genellikle sonbahar ile kış aylarında ortaya çıkan oldukça bulaşıcı bir hastalık. Üst solunum yollarını etkileyen grip, bazen akciğerlere kadar inebilir ve ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir. Hastalık, yüksek ateş, baş ağrısı, aşırı yorgunluk, öksürük, boğaz ağrısı, burun akıntısı veya tıkanıklık gibi belirtilerle kendini gösterir. Ayrıca, vücut ağrıları sık görülürken, çocuklarda ishal ve kusma gibi belirtiler de yaygın. Grip, tedavi edilmediğinde, viral ya da bakteriyel zatürre, sıvı kaybı, orta kulak enfeksiyonları ve sinüzit gibi sorunlara neden olabilir. Özellikle kalp yetmezliği, astım veya diyabet gibi kronik hastalıkları olan bireylerde, bu hastalıkların seyrini kötüleştirebilir. Bazı durumlarda kas iltihabı, sinir sistemi rahatsızlıkları ve kalp problemleri de görülebilir.”</p>

<p style="text-align:start"><strong>Belirtiler başladıktan sonraki ilk 48 saat içinde doktora başvurulmalı</strong></p>

<p style="text-align:start">Grip nedeniyle ciddi sağlık sorunları yaşama riskinin bazı gruplar için daha yüksek olduğuna dikkat çeken Murat Yaycı, “Özellikle 65 yaş üstü bireyler, 5 yaşından küçük çocuklar, kalp veya akciğer hastalığı olanlar, bağışıklık sistemi zayıf kişiler ve hamile kadınlar bu risk grupları içerisinde yer alıyor” dedi. Yaycı, gribe yakalanan kişilerin, belirtiler başladıktan sonraki ilk 48 saat içinde doktora başvurarak antiviral tedaviye başlamaları gerekiyor. Grip hastalığının tedavisi mevcut. Erken dönemde tedaviye başlandığında gribin yol açabileceği hastalıklardan korunmuş olursunuz.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 07 Jan 2025 00:05:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2025/01/grip-tedavi-edilmediginde-agir-sonuclara-neden-olur-1736197617.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Lazer Ameliyatları, Katarakt Cerrahisine Engel Değil!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/lazer-ameliyatlari-katarakt-cerrahisine-engel-degil-6318</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/lazer-ameliyatlari-katarakt-cerrahisine-engel-degil-6318</guid>
                <description><![CDATA[Kaşkaloğlu Göz Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, daha önce lazer cerrahisi geçiren kişilerin ileride katarakt ameliyatı olamayacaklarına ilişkin düşüncelerinin tamamen yanlış olduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000">Kaşkaloğlu Göz Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, daha önce lazer cerrahisi geçiren kişilerin ileride katarakt ameliyatı olamayacaklarına ilişkin düşüncelerinin tamamen yanlış olduğunu söyledi.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000">Dünyada her yıl çok fazla sayıda kişiye lazer cerrahisi yapıldığını dile getiren Asena, eğer katarakt gelişirse bu hastalara yeniden ameliyat yapılabildiğini kaydetti.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000">Lazer ameliyatlarının günümüzde yaygın şekilde tüm dünyada yapıldığını hatırlatan Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, "Ameliyat olan bu kişiler 20 - 30 yıl sonra, yaş aldıklarında katarakt onlarda da ortaya çıkabiliyor. Bu genellikle 60'lı yaşlardan itibaren beklediğimiz bir durum. Önceden lazer geçiren hastalarda katarakt ameliyatı sırasında kullandığımız göz içi merceklerin daha farklı bir formülle hesaplanması gerekiyor. Lazer ameliyatı olan kişilerin hekimlerine daha önceden ameliyat olduklarını söylemeleri önem taşıyor. Katarakt ve lazer cerrahileri konusunda deneyimli doktorlar açısından bu hesaplamaların yapılması hiç zor değildir. Bu nedenle deneyimli hekimlerin tercih edilmesi tedavi başarısını artırır” diye konuştu.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000">Katarakt ameliyatlarında femtosaniye lazerle başarılı uygulamalara imza attıklarını belirten Asena, bu teknolojiyle aynı operasyonda kataraktın yanı sıra; uzak ve yakın görme sorununa çözüm getirmenin de mümkün olabildiğini ifade etti.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000">Femtosaniye lazerin sahip olduğu özel görüntüleme teknikleri yardımıyla gerçekleştirilen ameliyatların başarısının da üst seviyede olduğuna dikkat çeken Doç Dr. Bilgehan Sezgin Asena, “Hata riskini alt seviyeye indiren femtosaniye lazerle kataraktın yanı sıra; miyop, hipermetrop ve astigmat gibi kırma kusuru olan hastalara da göz içi mercek operasyonu yapıyoruz. Böylelikle hastalarımız uzak ve yakın gözlüklerine de artık ihtiyaç duymuyorlar” dedi.</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Jan 2025 13:02:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2025/01/lazer-ameliyatlari-katarakt-cerrahisine-engel-degil-1736197512.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bağışıklık Güçlendirme ve Hızlı İyileşme İçin Beslenme Önerileri</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/bagisiklik-guclendirme-ve-hizli-iyilesme-icin-beslenme-onerileri-6311</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/bagisiklik-guclendirme-ve-hizli-iyilesme-icin-beslenme-onerileri-6311</guid>
                <description><![CDATA[İstanbul Rumeli Üniversitesi (İRÜ) Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Zeynep Güler Yenipınar, bağışıklık sistemini güçlü tutmanın enfeksiyonlardan korunmada hayati öneme sahip olduğunu vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Rumeli Üniversitesi (İRÜ) Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Zeynep Güler Yenipınar, bağışıklık sistemini güçlü tutmanın enfeksiyonlardan korunmada hayati öneme sahip olduğunu vurguladı. Dr. Yenipınar, özellikle sonbahar ve kış aylarında artış gösteren grip ve soğuk algınlığı gibi hastalıklara karşı sağlıklı beslenme alışkanlıklarının etkili bir savunma mekanizması sunduğunu belirtti.<br />
“Bağışıklık sistemimizi güçlü tutmak ve hastalık sonrası hızlı iyileşmeyi desteklemek mümkün. Bunun anahtarı, doğru ve dengeli bir beslenme programını yaşamımızın bir parçası haline getirmektir,” diyen Dr. Yenipınar, bağışıklık güçlendirmek için dikkat edilmesi gereken beslenme ipuçlarını sıraladı.<br />
<strong>Kahvaltı, Sağlıklı Günün Başlangıcıdır</strong><br />
Kahvaltının bağışıklık sistemini desteklemedeki rolüne dikkat çeken Dr. Yenipınar, “Güne kahvaltıyla başlamak, bağışıklık sisteminin güçlü kalması için kritik bir adımdır. Atlanan öğünler, vücudun savunma mekanizmasını zayıflatabilir,” uyarısında bulundu.<br />
<strong>Dengeli ve Çeşitlendirilmiş Beslenme Şart</strong><br />
Günlük öğünlerde tüm besin gruplarına yer verilmesi gerektiğini belirten Dr. Yenipınar, et, süt ürünleri, sebze-meyve ve tam tahılların dengeli şekilde tüketilmesinin bağışıklık sistemini destekleyen vitamin ve minerallerin alınmasını sağladığını ifade etti.<br />
<strong>C Vitamini Kaynaklarını İhmal Etmeyin</strong><br />
Dr. Yenipınar, C vitamininin bağışıklık sistemini güçlendiren en önemli vitaminlerden biri olduğunu belirterek şu bilgileri paylaştı:<br />
“Limon, portakal, mandalina, kivi ve kırmızı kapya biber gibi C vitamini açısından zengin besinler sofralarımızdan eksik olmamalı. Grip ve soğuk algınlığı gibi durumlarda vücudun C vitamini ihtiyacı artar. Meyveleri taze tüketmek ve bekletmeden yemek, bu vitaminden tam anlamıyla faydalanmak için önemlidir.”<br />
<strong>Doğal Antibiyotik: Sarımsak ve Soğan</strong><br />
Sülfürlü bileşikler içeren sebzelerin bağışıklığı desteklediğini belirten Dr. Yenipınar, “Soğan, sarımsak ve pırasa gibi besinler toksinlerle savaşarak vücudu korur. Sarımsak, içeriğindeki allisin maddesiyle hem antiviral hem de antibakteriyel özellik gösterir,” dedi.<br />
<strong>Şifalı Çaylar ve Düzenli Sıvı Tüketimi</strong><br />
Bitki çaylarının, bağışıklık sistemi üzerindeki olumlu etkilerine de değinen Dr. Yenipınar, ıhlamur, adaçayı, zencefil, kuşburnu ve nane çaylarının kış aylarında düzenli olarak tüketilmesi gerektiğini belirtti. “Şekersiz tüketmek en sağlıklısıdır. Ancak tatlandırmak isteyenler bir tatlı kaşığı bal ekleyebilir,” önerisinde bulundu.<br />
<strong>Zencefil, Pancar Suyu ve Yağlı Tohumların Gücü</strong><br />
Dr. Yenipınar, bağışıklık sistemini destekleyen besinlerin önemine dikkat çekerek zencefil, pancar suyu ve yağlı tohumların faydalarını şu şekilde özetledi: Zencefil, taze tüketildiğinde enfeksiyonlara karşı daha etkili bir koruma sağlar ve virüslerin yaşamasını zorlaştırır. Pancar suyu ise kan akışını düzenleyerek, özellikle grip sırasında sıkça yaşanan kas kasılmalarını önlemeye yardımcı olur. Ayrıca, fındık, ceviz ve badem gibi yağlı tohumlar içerdiği E vitamini, çinko ve omega-3 yağ asitleriyle bağışıklık sistemini güçlendiren değerli besin kaynaklarıdır. Bu besinlerin düzenli tüketimi, vücudu hastalıklara karşı daha dirençli hale getirebilir.<br />
Sağlıklı Beslenme Kaliteli Yaşamın Anahtarıdır<br />
Dr. Zeynep Güler Yenipınar, doğru beslenme alışkanlıklarıyla hastalıklardan korunmanın ve hastalık sonrası toparlanmanın kolaylaştırılabileceğini vurgulayarak, “Sağlıklı ve kaliteli bir yaşam için doğru beslenmeyi hayatımızın bir parçası haline getirmeliyiz,” ifadelerini kullandı.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 03 Jan 2025 13:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2025/01/bagisiklik-guclendirme-ve-hizli-iyilesme-icin-beslenme-onerileri-1735926580.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzman Hekimden Biyokimyasal Gebelik Hakkında Bilgiler</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/uzman-hekimden-biyokimyasal-gebelik-hakkinda-bilgiler-6269</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/uzman-hekimden-biyokimyasal-gebelik-hakkinda-bilgiler-6269</guid>
                <description><![CDATA[Egepol Hastaneleri'nin Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Damla Sönmez Yalçınkaya, biyokimyasal gebeliğin ne olduğu, nasıl teşhis edildiği ve anne adayları için anlamı hakkında bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:start"><span style="font-size:16px">Egepol Hastaneleri'nin Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Damla Sönmez Yalçınkaya, biyokimyasal gebeliğin ne olduğu, nasıl teşhis edildiği ve anne adayları için anlamı hakkında bilgiler verdi.</span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:16px">Biyokimyasal gebeliğin, hamileliğin çok erken döneminde sonlanmasıyla oluşan bir durum olduğunu belirten Op. Dr. Yalçınkaya, bu durumun çoğu zaman anne adayının gelecekte sağlıklı bir gebelik geçirme şansını etkilemediğini söyledi. </span></p>

<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000">Biyokimyasal gebeliğin oldukça yaygın olduğunu belirten Op. Dr. Yalçınkaya, çoğu kadının bu süreci fark etmeden yaşayabileceğini dile getirerek, “Genellikle adet gecikmesi sonrası yapılan kanda gebelik testi (Beta-hCG) ile fark edilen biyokimyasal gebelik, çoğu zaman adet benzeri bir kanama ile sonlanıyor. Bu durum, döllenmenin gerçekleştiğini ve embriyonun rahme tutunmaya başladığını, ancak kısa süre sonra gelişiminin durduğunu gösterir. Gebelik testinde pozitif sonuç alınsa bile, biyokimyasal gebelik genellikle adet dönemiyle sonlanır ve çoğu kadın bunu hafif bir gecikme olarak fark eder. Biyokimyasal gebeliklerin kesin nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, genetik anormallikler, hormonal dengesizlikler ve rahimle ilgili bazı yapısal problemler bu duruma yol açabilir. Bağışıklık sistemindeki bazı bozukluklar ve enfeksiyonlar da biyokimyasal gebeliğe neden olabilecek faktörler arasındadır” diye konuştu.</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><strong>DUYGUSAL DESTEK ÖNEMLİ</strong></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000">Biyokimyasal gebeliğin nedenleri ve risk faktörleri hakkında da bilgi veren Dr. Yalçınkaya şunları söyledi: “Biyokimyasal gebeliğe kromozomal anomaliler, hormonal dengesizlikler ve rahim yapısındaki problemler gibi çeşitli etkenler yol açabiliyor. Biyokimyasal gebelik yaşayan kadınların bu durumu bir sağlık sorunu olarak görmemeleri gerekiyor. Bu durum genellikle sonraki gebelikler için bir engel teşkil etmiyor. Biyokimyasal gebelik sonrası duygusal destek çok önemlidir ve doktor kontrolleri de aksatılmamalıdır. Tekrar denemeden önce doktorla görüşerek genel sağlık durumunu değerlendirmek faydalı olabilir. Bu deneyimi yaşayan kadınlar doktor tavsiyelerini takip ederek sonraki gebelik süreçlerinde sağlıklı bir hazırlık yapabilir”</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 18 Dec 2024 14:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2024/12/uzman-hekimden-biyokimyasal-gebelik-hakkinda-bilgiler-1734542056.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yeni yılda yeni başlangıçlara hazır mısınız?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/yeni-yilda-yeni-baslangiclara-hazir-misiniz-6243</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/yeni-yilda-yeni-baslangiclara-hazir-misiniz-6243</guid>
                <description><![CDATA[Eğitim Danışmanı Barış Balcı yeni yılın yenilenmek ve yeni hedefler belirlemek için doğru zaman olduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:start">Yılbaşında sizi yavaşlatan yüklerinizden kurtulup kabuğunuzdan çıkmaya, risk almaya, yeni hedeflere doğru ilerlemeye hazır mısınız? Eğitim Danışmanı Barış Balcı, yeni yılın yenilenmek için önemli bir fırsat olduğunu belirterek, yeni başlangıçlar ve hedefler için zihinsel olarak yeni yıla hazırlanmamız gerektiğini söyledi.</p>

<p style="text-align:start">Eğitim Danışmanı Barış Balcı yeni yılın yenilenmek ve yeni hedefler belirlemek için doğru zaman olduğunu söyledi. Günümüzde her şeyin hızla yenilendiğini ve bazı şeylerin eskidiğini vurgulayan Balcı, çağa ayak uydurmak gerektiğini ifade etti.</p>

<p style="text-align:start">Yeni yıla girmeden zihinsel olarak hazırlanmak gerektiğini kaydeden Balcı, “Yenilenmeliyiz. Aldığımız eğitimler var. Bu eğitimlerle birlikte bir kariyer planımız var, beklenti içindeyiz. Ancak bazı şeyler değişiyor ve geçerliliği kalmıyor. Onlardan kurtulmak gerekiyor. Çağın gerektirdiği koşullara uyum sağlamamız gerekiyor. Bazen kullandığımız yöntemler geride kalıyor. Yalnız verilenlerle yetinmek bizi sınırlıyor. Belki de şu an kullandığımız bazı eğitimleri ileride iş hayatında kullanma şansımız olmayacak. O zaman yeni donanımlara yeni becerilere sahip olmamız gerekecek” diye konuştu.</p>

<p style="text-align:start">Eğitim Danışmanı Barış Balcı, yeni yıla hazır girmek. Gelişen ve değişen dünyaya ayak uydurmak için şu önerilerde bulundu:</p>

<p style="text-align:start"><strong>Geçmişi geride bırakalım</strong></p>

<p style="text-align:start">Yeni yılda belki bazı alışkanlıklarımız, düşüncelerimiz, bazı tutumlarımız bizi daha iyi olmaktan alıkoyabilir. Ezberlerimizi bir kenara bırakarak, değişime ayak uydurmalıyız. Geçmişe takılıp kalmayalım. Bazı eski düşüncelerimizi geride bırakıp yeni düşüncelere açık olmalıyız. Çağa ayak uyduramadığımızda sistemin dışında kalabiliriz. Gelişmemizi engelleyen duygu ve düşüncelerimizi, alışkanlıklarımızı 2024’de bırakıp daha sağlam adımlarla ilerlemeliyiz.</p>

<p style="text-align:start"><strong>Teknolojiye ayak uyduralım</strong></p>

<p style="text-align:start">Teknoloji durmadan değişiyor ve yenileniyor. Bunların oluşturduğu haz çok hızlı tüketiliyor. Duygularımızı kaybetmeden teknolojiden yararlanmamız gerekiyor. Çağın gerektirdiği koşullara ve sürece ayak uyduralım.</p>

<p style="text-align:start"><strong>İletişim becerilerimizi geliştirelim</strong></p>

<p style="text-align:start">Bir takıma lider olmak veya bir takımın parçası olabilmek için iletişim becerilerimi geliştirmemizi gerekiyor. Bu eğitim hayatımızda bize öğretilen bir şey olmayabilir ama iş hayatımızda karşımıza çıkıyor. Hazırla yetinmek bazen yaşantımızı engelleyecek bir duruma dönüşebiliyor. Sorun çözme becerilerimizi geliştirmemiz gerekiyor. Aksi takdirde ileride iş hayatında sorunlarla karşılaştığımızda zorlanabiliriz.</p>

<p style="text-align:start"><strong>Yaşadığımız problemler bizi canlı tutuyor</strong></p>

<p style="text-align:start">Yaşadığımız süreçte karşılaştığımız problemler bizim gelişmemizi sağlıyor. Zorluklarla sıkıntılarla birlikte büyüyüp ilerliyoruz</p>

<p style="text-align:start">Zihni, beyni canlı tutmak gerekiyor. Bu bazen şehri değiştirmek, bazen iş değiştirmek, bazen etkileşimde bulunduğumuz insanları değiştirmek, ya da ilgi alanlarımızı geliştirmek, yeni hobiler edinmekle mümkün olabiliyor. Bunların hepsi ilk etapta insanı zorluyor. Ama yeni koşullara adapte olurken yaşadığımız süreç, karşılaştığımız zorluklar ve problemler bizi canlı tutuyor ve geleceğe hazırlıyor.</p>

<p style="text-align:start">2025’den herkesin kendine göre istekleri beklentileri var. Hepimiz doğal olarak huzur ve sağlık istiyoruz ama unutmayalım ki yeni yılda karşılaştığımız sorunlar da gelişmemizi ve güçlenmemizi sağlayacak. Bu yüzden zorluklardan korkmadan ilerlemeliyiz.</p>

<p style="text-align:start"><strong>Yeni hedefler belirle</strong></p>

<p style="text-align:start">Güçlü bir amaca hedefe sahip olup o hedefe ulaşmayla ilgili eylem üretmek çok önemli. İnsan bir hedefe ulaştığında onunla ilgili bir hazzı kalmıyor. Kazanımlar elde ettikçe yaşantımızdaki hazlar azalıyor. Bu nedenle yeni hedefler yeni amaçlar oluşturmamız gerekiyor. Bunu oluşturmadığımızda güne başlarken daha yılgın, daha isteksiz oluyoruz. Yolda kalmak, yolda olduğumuzu bilmek ve değişimin kaçınılmaz olduğu bilinciyle hareket etmek çok anlamlı. Çünkü geçmiş geride kaldı onu değiştiremiyoruz ama geleceği şekillendirmek elimizde. Geçmişin tecrübesiyle geleceğe yönelik hazırlık yapmalıyız.</p>

<p style="text-align:start">Yeteneklerimizi ve becerilerimizi kullanalım</p>

<p style="text-align:start">Ne kadar zeki olduğumuzun, hangi yeteneklere sahip olduğumuzun bunları doğru kullanmadığımızda bir anlamı yok. Sistemli bir çalışma yapmadığımızda bunlar açığa çıkmıyor. Bu nedenle planlı ve sistemli çalışarak kendi içimizdeki gizli güçleri açığa çıkarmamız gerekiyor .</p>

<p style="text-align:start"><strong>Risk al harekete geç</strong></p>

<p style="text-align:start">Zihnimiz her ihtimale karşı kötüye odaklı bir yapıya sahip. Sürekli “Ya bir aksilik olursa, ya sorun çıkarsa” diye düşünüyoruz. Bu da ister istemez bizi daha güvenli bir alanda tutuyor. Risk almalı, cesaret göstermeli, eyleme geçmeliyiz. Bu şekilde gelişip güçlenebiliriz. Kabuğumuzu kırmamız, kabuğumuzdan çıkmamız gerekiyor. Onun için okumak, öğrenmek, araştırmak ve kendi güçlerimizin farkında olmak önemi.</p>

<p style="text-align:start"><strong>Aile ve çevreni ihmal etme</strong></p>

<p style="text-align:start">Yeni arkadaş kitleleri edinmek, bazı hobiler geliştirmek, zayıf yönlerimizi fark edip o yönlerimizi güçlendirmek ve bunun farkında olmak çok değerli.</p>

<p style="text-align:start">Bilimsel araştırmalar günümüz insanının giderek yalnızlaştığını, bireyselleştiğini gösteriyor. Oysa mutlu bir yaşam sürdürebilmemiz için aile ilişkilerimize sosyal ilişkilerimize de dikkat etmemiz gerekiyor. Aile bağlarının, sosyal çevrenin güçlü olması çok değerli. Yeni yılda daha fazla etkileşimde bulunmalıyız. Yeni insanlar tanımak, yeni sosyal çevreler edinmek için çaba harcamalıyız..</p>

<p style="text-align:start">Çevremizdeki insanlara karşı sorumluluklarımızı da unutmayalım. Sadece kişisel çıkarlarımız ve kazanç uğruna değil diğer insanların hayatına katkı sağlayacak projeler üzerine de düşünce üretmeli bunun için de çalışmalıyız.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 11 Dec 2024 08:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2024/12/yeni-yilda-yeni-baslangiclara-hazir-misiniz-1733950059.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Grip dışında öksürüğe yol açan 13 neden</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/grip-disinda-oksuruge-yol-acan-13-neden-6218</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/grip-disinda-oksuruge-yol-acan-13-neden-6218</guid>
                <description><![CDATA[Atabay Medikal Direktörü Uzman Dr. Murat Yaycı, grip hastalığının en yaygın belirtilerinden olan, ancak bazen ciddi bir sağlık sorununa da işaret eden öksürüğün nedenlerine dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><em><span style="color:#000000; font-family:Calibri; font-size:13pt">Atabay Medikal Direktörü Uzman Dr. Murat Yaycı, grip hastalığının en yaygın belirtilerinden olan, ancak bazen ciddi bir sağlık sorununa da işaret eden öksürüğün nedenlerine dikkat çekti.</span></em></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Öksürük, grip hastalığının en yaygın belirtilerinden biri ve genellikle ateş, baş ağrısı, kas ağrıları ve halsizlik ile birlikte görülüyor. Ancak öksürüğe grip dışında; soğuk algınlığı, alerjiler, sindirim problemleri veya başka birçok sağlık sorunu da neden olabiliyor. Atabay Medikal Direktörü Uzman Dr. Murat Yaycı, öksürüğün bazen ciddi bir sağlık sorununun habercisi olabileceğini vurguladı. Yaycı, “Dikkat edilmesi gereken bazı işaretler var. Eğer öksürüğünüz birkaç hafta ya da daha uzun süredir devam ediyorsa, mutlaka bir sağlık profesyoneline danışmanız gerekiyor. Ayrıca, öksürüğünüzün yanı sıra ateş, baş ağrısı, kas ağrıları ve halsizlik gibi belirtiler de varsa, bunun gripten kaynaklanma ihtimali yüksektir ve erkenden tedavi edilmesi önemlidir” diye konuştu. Murat Yaycı, öksürüğün nedeni olabilecek unsurları şöyle sıraladı:</p>

<p><strong>Hava Kirliliği</strong></p>

<p>Kimyasallarla kirlenmiş hava veya küf, toz gibi etmenler öksürüğü tetikleyebilir. Bu durumu önlemek için maske takılabilir veya klimalarda özel filtreler kullanılabilir.</p>

<p><strong>Soğuk Algınlığı</strong></p>

<p>Soğuk algınlığına yol açan virüs ‘rinovirüs’tür. Virüslerin havadaki küçük parçacıklar yoluyla ağızdan, gözlerden ve burundan vücuda girmesi sonucu görülür. Hasta birinin öksürüğünden, hapşırmasından veya temas yoluyla da (üzerinde virüs bulunan bir kapı kolunun tutulması gibi) bulaşabilir. Burun akıntısı ve hapşırığa ek olarak soğuk algınlığı da öksürüğe neden olabilir. Genellikle bir hafta veya daha kısa sürede geçer. Ancak şiddetliyse veya 2 hafta veya daha uzun sürerse doktora gidilmesi gerekir.</p>

<p><strong>Grip</strong></p>

<p>Grip virüsü, soğuk algınlığı gibi boğazı, burnu ve akciğerleri enfekte eder. Hasta insanların hapşırdığı veya öksürdüğü havadan veya dokundukları nesnelere dokunulduğunda bulaşır. Grip genellikle soğuk algınlığından daha kötü hissettirir.</p>

<p><strong>Postnazal Akıntı</strong></p>

<p>Vücut çok fazla balgam ürettiğinde, bu balgam boğazın arkasından aşağıya doğru akarak öksürüğü tetikleyebilir. Bu duruma enfeksiyonlar ve alerjiler dahil olmak üzere birçok şey neden olabilir, tedavi de buna göre planlanır. Örneğin bir enfeksiyonunuz varsa doktorunuz antibiyotik verebilir. Alerjiler ise yaşam tarzı değişiklikleri veya ilaçlar ile önlenebilir.</p>

<p><strong>Astım</strong></p>

<p>Hava yolları daraldığında ve şiştiğinde astım görülür. Nefes almanız zorlaşabilir ve balgam çıkarabilirsiniz. Polen, toz, duman, egzersiz, soğuk hava, soğuk algınlığı ve stres, astım ataklarını tetikleyen etmenlerdir. Doktorunuz bu etmenleri tespit edip önlemenize yardımcı olur. Ayrıca astım atağını önleyici ilaçlar ve ani atakta soluyacağınız bir ilaç verebilir.</p>

<p><strong>Akut Bronşit</strong></p>

<p>Boğaz, burun ve akciğer bölgesindeki bir enfeksiyon, havayı akciğerlere ve akciğerlerden dışarıya taşıyan bronşiyal tüplerin iltihaplanmasına neden olur. Genellikle birkaç gün içinde geçer. Ancak birkaç hafta boyunca kalın ve renkli balgam çıkartan bir öksürüğünüz olabilir. Eğer bu öksürük geçmezse veya tekrar ederse, kronik bronşit gibi başka bir sorununuz olabilir. Doğru tedavi için doktorunuza danışmanız gerekir.</p>

<p><strong>Gastroözofageal Reflü Hastalığı (GERD)</strong></p>

<p>Mide asidinin, bazen kısmen sindirilmiş gıda ile karışarak boğaza doğru akmasıyla meydana gelir. Bu durum, boğazı mideye bağlayan tüpü tahriş edebilir ve yutkunmayı zorlaştırabilir. Ayrıca kuru bir öksürüğe de neden olabilir. Genellikle yaşam tarzı değişiklikleri ve reçetesiz ilaçlarla geçebilir. Ancak ciddi bir durum varsa, reçeteli ilaçlar veya cerrahi işlem gerekebilir.</p>

<p><strong>Zatüre</strong></p>

<p>Bakteri, virüs veya mantar, akciğerleri enfekte ettiğinde, buradaki hava kesecikleri sıvı veya iltihapla dolabilir. Bu durum kalın balgamlı bir öksürüğe neden olur. Ayrıca ateş, titreme ve nefes darlığı da yapabilir. Tedavi için, bakteriyel bir enfeksiyon varsa antibiyotikler, öksürük kesici, ateş düşürücü ve ağrı kesici ilaçlar kullanılabilir.</p>

<p><strong>Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH)</strong></p>

<p>KOAH, amfizem ve kronik bronşit de dahil olmak üzere solunum problemlerine neden olan bir grup hastalığın adıdır. Akciğerlerdeki küçük hava kesecikleri hasar görür veya tahriş olur, bu da havanın akışını zorlaştırır. Tedavi nedene bağlıdır ancak doktorunuz ilaç verebilir ve sigara içmemek gibi yaşam tarzı değişikliklerini önerebilir.</p>

<p><strong>Boğmaca</strong></p>

<p>Bakteriyel bir enfeksiyondan kaynaklanır ve belirgin, derin, hırıltılı bir öksürük ile seyreder. Birçok kişi boğmacaya karşı aşılanmıştır; ancak yaşlandıkça tekrar doz gerekebilir. Evinizde bir bebek varsa aşılarınızın güncel olduğundan emin olmanız gerekir. Antibiyotiklerle tedavi edilebilir ancak boğmaca bebekler ve yaşlılar için çok tehlikeli olabilir.</p>

<p><strong>Obstrüktif Uyku Apnesi</strong></p>

<p>Boğaz kaslarının uyku sırasında gevşemesi ve hava yolunun kapanması nedeniyle nefes almanın zorlaşması durumudur. Horlama, bu durumun en yaygın belirtisidir. Doktorunuz, uyurken hava yolunuzu açık tutmaya yardımcı olan CPAP (sürekli pozitif hava yolu basıncı) adı verilen bir makine önerebilir, ancak bazı kişilere cerrahi müdahale gerekebilir.</p>

<p><strong>İlaçlar</strong></p>

<p>Yüksek tansiyonu tedavi etmek için kullanılan ilaçlardan bazıları ile her 5 kişiden birinde öksürük görülür. Böyle bir durumla karşılaşırsanız doktorunuza danışın, size farklı bir ilaç önerebilir.</p>

<p><strong>Kalp Yetmezliği</strong></p>

<p>Daralmış atardamarlar, yüksek tansiyon veya başka bir durumun, kalbin gerektiği kadar güçlü pompalamasını engellemesi durumudur. Belirtilerden biri; beyaz veya pembe, köpüklü ve balgamlı öksürüktür. İlaç tedavisi ve egzersiz, daha iyi beslenme veya kilo kaybı gibi yaşam tarzı değişiklikleri yardımcı olabilir.</p>

<p><strong>Akciğer Kanseri</strong></p>

<p>Kanlı öksürük, akciğer kanserinin bir işareti olabilir; uzun süreli bir öksürük ile de fark edilebilir. Göğüs ağrısı, yorgunluk, kilo kaybı, hırıltı ve nefes alma zorluğu da belirtiler arasındadır. Akciğer kanserinin tedavileri arasında radyasyon, kemoterapi ve cerrahi müdahale yer alır.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 03 Dec 2024 15:05:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2024/12/grip-disinda-oksuruge-yol-acan-13-neden-1733239791.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yüz Germe ile Kalıcı ve Doğal Gençleşme</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/yuz-germe-ile-kalici-ve-dogal-genclesme-6201</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/yuz-germe-ile-kalici-ve-dogal-genclesme-6201</guid>
                <description><![CDATA[Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Candan Mezili, “Yüz germe ameliyatları genellikle 40 yaş ve üzeri bireylerde tercih edilmelidir”]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:start">Kadınlarda yüz germe ameliyatı, estetik açıdan yenilenmiş bir görünüm sağlamanın ötesinde birçok pozitif etkiye sahiptir. Yüz germe ameliyatı kişinin dış görünümünde önemli bir değişiklik yaratarak daha genç, dinlenmiş ve dinç bir görünüm elde etmesine yarar. Böylece kişi kendini daha iyi hisseder ve özgüveni artar. Yüz germe operasyonu geçiren insanlar, yaşlanmanın getirdiği kırışıklık, sarkma veya cilt gevşemeleri gibi problemlerden kurtularak kendilerini yenilenmiş ve tazelenmiş hissederler. Yüz germe ameliyatları öz güvenlerini artırarak sosyal ve profesyonel yaşamlarında daha güçlü hissetmelerine katkıda bulunur.</p>

<p style="text-align:start">Derin plan yüz germe, yüz kasları ve deri altı dokularını daha derin katmanlardan ele alarak yapılan bir estetik ameliyat türüdür. Standart yüz germeye kıyasla, daha kalıcı ve doğal sonuçlar sağlamak için yüzün derin dokularını hedefler. Bu yöntemle sadece cilt değil, kas ve bağ dokusu da toparlanır<strong>. Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Candan Mezili</strong>, derin plan yüz germe ameliyatıyla ilgili kapsamlı bilgiler verdi…</p>

<p style="text-align:start"><strong>Kimlere Uygulanır?</strong></p>

<p style="text-align:start">Genellikle yaşlanmaya bağlı olarak yüz ve boyun bölgesinde sarkma ve hacim kaybı olan, elastikiyetini yitirmiş cilde sahip kişiler için uygundur. Bu ameliyat, genellikle 40 yaş ve üzeri bireylerde tercih edilir. Ancak daha genç yaşta olup ciddi sarkma ve gevşeme sorunları yaşayanlara da uygulanabilir. Derin plan yüz germe işlemi, cilt elastikiyeti iyi olan ancak yüz hatlarında belirgin sarkıklık yaşayan kişilerde de başarılı sonuçlar verir.</p>

<p style="text-align:start"><strong>İyileşme Süresi Ne Kadardır?</strong></p>

<p style="text-align:start">İyileşme süreci bireyden bireye değişiklik gösterebilir, ancak genellikle ilk 2 hafta boyunca şişlik ve morluklar gözlenir. Hastalar genellikle 15-20 gün içinde günlük yaşamlarına dönebilirler. Ancak tam iyileşme ve doğal sonuçların oturması için 2-3 ay arasında bir süre gerekebilir. Bu dönemde hastaların ağır aktivitelerden kaçınmaları önerilir.</p>

<p style="text-align:start">Derin plan yüz germe, diğer yüz germe yöntemlerine kıyasla daha kalıcı ve doğal sonuçlar sağlama potansiyeline sahiptir, ancak cerrahi bir işlem olduğu için deneyimli bir cerrah tarafından yapılması büyük önem taşır.</p>

<p style="text-align:start"><strong>Nasıl Yapılır?</strong></p>

<p style="text-align:start">Derin plan yüz germe ameliyatında, cilt yüzeyinden daha derindeki SMAS (yüz kası ve bağ dokusu katmanı) adı verilen katman üzerinde çalışılır. Bu katmanın kaldırılması ve yukarı taşınması ile yüz ve boyun bölgesindeki sarkma giderilir. Ameliyat sırasında cilt daha az gerildiği için, sonuçlar doğal bir görünüm sunar ve “çekilmiş” bir yüz ifadesi oluşmaz. Yüzün ana hatları korunduğu için daha doğal genç bir görünüm sağlanır.</p>

<p style="text-align:start"><strong>Ameliyat Süresi ve Anestezi</strong></p>

<p style="text-align:start">Bu ameliyat genellikle 4-5 saat civarı sürebilir ve genel anestezi altında yapılır. Detaylı ve derin bir müdahale olduğu için deneyimli bir cerrah tarafından yapılması önemlidir. Cerrah, yüzdeki kaslar ve dokular üzerinde hassas bir şekilde çalışarak, sarkan cilt ve kas katmanlarını gençlikteki konumuna getirir.</p>

<p style="text-align:start"><strong>Ameliyat Sonrası Dikkat Edilmesi Gerekenler</strong></p>

<p style="text-align:start"><strong>İlk Hafta:</strong>&nbsp;Şişlik, morluk ve hafif ağrı normaldir; doktorun önerdiği ağrı kesiciler kullanılabilir.</p>

<p style="text-align:start"><strong>Başın yüksekte tutulması:</strong>&nbsp;Boyun ve yüz bölgesinin yüksekte tutulması dokuların hızlı iyileşmesine yardımcı olur.</p>

<p style="text-align:start"><strong>Yüz Hareketlerine Dikkat:</strong>&nbsp;Yüz kaslarını aşırı zorlayacak hareketlerden kaçınılmalıdır.</p>

<p style="text-align:start"><strong>Ameliyat bölgesine masaj yapılmamalıdır.</strong></p>

<p style="text-align:start"><strong>İlk Kontroller:</strong>&nbsp;İlk hafta boyunca düzenli doktor kontrolleri önemlidir.</p>

<p style="text-align:start"><strong>Tam İyileşme Süreci:</strong>&nbsp;İlk iki hafta boyunca yoğun bir iyileşme süreci gözlemlenir; ancak tam sonuçların oturması 2-3 ayı bulabilir.</p>

<p style="text-align:start"><strong>Derin Plan Yüz Germenin Avantajları ve Dezavantajları</strong></p>

<p style="text-align:start"><strong>Avantajları:</strong></p>

<p style="text-align:start">Daha kalıcı ve uzun süreli sonuçlar.</p>

<p style="text-align:start">Daha hızlı iyileşme süreci</p>

<p style="text-align:start">Yüzde doğal ve genç bir görünüm.</p>

<p style="text-align:start">Ciltte aşırı gerginlik olmadan derin dokuların toparlanması.</p>

<p style="text-align:start"><strong>Dezavantajları:</strong></p>

<p style="text-align:start">Daha teknik bir ameliyat olması nedeni ile bu konuda yüzden deneyimli cerrah gerektirir. Ameliyat süresi diğer tekniklere biraz daha uzundur.</p>

<p style="text-align:start">Derin plan yüz germe, yüz gençleştirme işlemleri arasında sonuçları en doğal ve uzun vadeli olan yöntemlerden biridir. Bu operasyonla kalıcı bir gençleşme sağlamak isteyenler için etkili bir seçenek olarak öne çıkar.</p>

<p style="text-align:start"><strong>Ayrıntılı Bilgi İçin:</strong></p>

<p style="text-align:start">Nilay Türköz / 0542 615 11 40</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 26 Nov 2024 07:48:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2024/11/yuz-germe-ile-kalici-ve-dogal-genclesme-1732634771.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Prostat Hastalıkları Cerrahisinde İdrar Kaçırma Sorunu Yaşanmıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/prostat-hastaliklari-cerrahisinde-idrar-kacirma-sorunu-yasanmiyor-6200</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/prostat-hastaliklari-cerrahisinde-idrar-kacirma-sorunu-yasanmiyor-6200</guid>
                <description><![CDATA[Egepol Hastaneleri Üroloji Bölümü Hekimlerinden Prof. Dr. Zafer Kozacıoğlu, iyi huylu prostat büyümesine yönelik ameliyat sonrasında sıklıkla akla gelen, 'idrar kaçırma yaşanıyor mu' sorusu hakkında ayrıntılı bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:start">Egepol Hastaneleri Üroloji Bölümü Hekimlerinden Prof. Dr. Zafer Kozacıoğlu, iyi huylu prostat büyümesine yönelik ameliyat sonrasında sıklıkla akla gelen, 'idrar kaçırma yaşanıyor mu' sorusu hakkında ayrıntılı bilgiler verdi.</p>

<p style="text-align:start">İyi huylu prostat hastalıkları cerrahisinden sonra büyük oranda idrar kaçırma sorunu yaşanmadığını belirten Prof. Dr. Kozacıoğlu, tedavi için bu konuda deneyimli hekimlere danışılması gerektiğini vurguladı.</p>

<p style="text-align:start">Prostat bezinin 40-45 yaşlarından sonra büyümeye başladığını, bu bezin büyüyerek idrar yolunu kapattığını ve işeme şikayetlerine neden olduğunu söyleyen Kozacıoğlu, “Bu operasyonu prostat kanserine yönelik radikal prostat cerrahisi ile karıştırmamak gerekiyor. Radikal prostat cerrahilerinde maalesef daha fazla idrar kaçırma görülebiliyor. İyi huylu büyümeler için genellikle endoskopik yöntemle yapılan ameliyatlarda yüzde 99 oranında idrar kaçırma görmüyoruz. İdrar kaçırma çok ufak bir oranda yaşansa bile bir süre içerisinde geçiyor. İdrar kaçırma sorununun şiddetine göre değişebilecek tedavi seçenekleri ele alınıyor. Tedavide pelvik taban egzersizleri, davranışsal terapiler, ilaç tedavisi ve daha ciddi durumlar için yapay tutma mekanizması takılmasına kadar gidebilen cerrahi seçenekler gibi alternatifleri uyguluyoruz” diye konuştu.</p>

<p style="text-align:start">Prostat kontrolünün 50 yaşından itibaren her yıl mutlaka yapılması gerektiğini önemle vurgulayan Prof. Dr. Zafer Kozacıoğlu, sözlerine şöyle devam etti: “Bu kontrol dahilinde; prostatın muayenesi yapılıyor, idrar tahlili ve ultrasonografi ile prostat boyutlarına da bakılıyor. Hem prostat takibi, hem de böbreklerin prostattan zarar görüp görmediği kontrol ediliyor. Hiçbir belirti vermeyen prostat kanserine karşı bir de kan testi yapılıyor”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 26 Nov 2024 07:44:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2024/11/prostat-hastaliklari-cerrahisinde-idrar-kacirma-sorunu-yasanmiyor-1732634516.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>RİNOPLASTİ AMELİYATINA İLGİ ARTIYOR: ESTETİK VE SAĞLIKTA ÇİFT ETKİ</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/rinoplasti-ameliyatina-ilgi-artiyor-estetik-ve-saglikta-cift-etki-6173</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/rinoplasti-ameliyatina-ilgi-artiyor-estetik-ve-saglikta-cift-etki-6173</guid>
                <description><![CDATA[Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Yüksel Kankaya, rinoplasti operasyonlarının sadece estetik amaçlı değil aynı zamanda solumun düzenlenmesi açısından büyük öneme sahip olduğunu vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong><strong>Kalp rahatsızlıkları, yüksek tansiyon, değişim ve hatta diyabet gibi birçok sağlık sorunun uyku apnesiyle doğrudan ilişkili olduğu biliniyor. Uyku apnesinin nedenlerinden birinin, burun anatomisinde yaşanan yapısal problemler olduğunu dile getiren Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Yüksel Kankaya, rinoplasti operasyonlarının sadece estetik amaçlı değil aynı zamanda solumun düzenlenmesi açısından büyük öneme sahip olduğunu vurguladı.</strong></strong></p>

<p style="text-align:start"><strong>Uyku apnesinin, uyku sırasında solunumun kısa süreli kesilmesiyle değişen bir uyku bozukluğu olduğunu hatırlatan Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Yüksel Kankaya, “Bu durum, hem fiziksel sağlığı hem de yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilir. Araştırmalar, uyku apnesinin tedavi edilmesi halinde ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini göstermektedir. Sürekli yorgunluk, bozulma ve gün içi uyuklamalar, uyku apnesinin günlük yaşamda yarattığı sorunlardan sadece birkaçıdır.” dedi.</strong></p>

<p style="text-align:start"><strong><strong>“SOLUNUMUN DÜZELTİMESİNE YARDIMCI OLABİLİR”</strong></strong></p>

<p style="text-align:start"><strong>Özellikle burun tıkanıklığı ya da burun yapısındaki bozuklukların, uyku apnesinin ortaya çıkma riskini artırabildiğini dile getiren Doç. Dr. Yüksel Kankaya, “Burun akıntısını gidermek ve hava yolunu açmak için burun muayenesi olarak da bilinen rinoplasti ameliyatı bir çözüm olarak değerlendirilebilir. Rinoplasti, burun yapısı ve fonksiyonel açıdan düzenlenerek hem estetik kaygıları gidermeye hem de solunumun düzeltilmesine yardımcı olabilir.” Açıklamasında bulundu.</strong></p>

<p style="text-align:start"><strong><strong>“MULTİDİSİPLİNER BİR YAKLAŞIM DAHA ETKİLİ SONUÇLAR VERİR”</strong></strong></p>

<p style="text-align:start"><strong>Rinoplasti sonrası burun sorunlarının giderilmesinin, uyku apnesinin etkisini hafifletebileceğini belirten Doç. Dr. Kankaya, “Bu, hastaların daha rahat nefes almasına, gece boyunca sağlıklı bir uyku geçirmesine ve uyku apnesinin olumsuz etkilerinden korunmasına yardımcı olur. Ancak uyku apnesinin tedavisinin rinoplastinin tek başına yeterli olmadığı unutulmamalıdır; multidisipliner bir yaklaşım, bireyin genel sağlık açısından daha etkili sonuçlar verir.” İfadelerini kullandı.</strong></p>

<p style="text-align:start"><strong><strong>“CERRAHİ TEKNİKLERİN GELİŞMESİYLE İYİLEŞME SÜRECİ DE OLDUKÇA KISALIYOR”</strong></strong></p>

<p style="text-align:start"><strong>Son yıllarda rinoplasti ameliyatlarının cerrahi tekniklerdeki gelişmelerle birlikte daha az ağrı, kısa iyileşme süresi ve doğal sonuçlar sağladığının altını çizen Doç. Dr. Kankaya, “Gelişmiş teknoloji ve yeni teknikler sayesinde, minimal invaziv müdahaleler tercih edilerek ameliyat sonrası iyileşme süreci de oldukça kısalıyor. Özetle, hem estetik kaygılar hem de sağlık sorunları nedeniyle tercih edilen rinoplasti ameliyatları, günümüzde geniş bir kitleye hitap ediyor. Sağlıklı bir yaşam ve estetik açıdan tatmin edici sonuçlar isteyen, rinoplastiyi tercih edebilir.” Şeklinde konuştu.</strong></p>

<p style="text-align:start"><strong><strong>İŞLEM GENEL ANESTEZİ İLE YAPILABİLİYOR</strong></strong></p>

<p style="text-align:start"><strong>İşlemin genel anestezi ile yapıldığını dile getiren Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Yüksel Kankaya, açıklamasının devamında ise şu ifadeleri kullandı:</strong></p>

<p style="text-align:start"><strong>“Rinoplasti öncesinde doktor ve hasta arasında ayrıntılı bir değerlendirme yapılır. Doktor, burun akıntısı inceler, çeşitleri dinler ve sağlık geçmişini değerlendirir. Aynı zamanda, yanma şekli ve yapısı analiz edilerek azaltılacak beklentileri karşılayacak bir plan oluşturulur. Bazı bilgisayarlarla simülasyonun gerçekleştirilmesi işlemin görünümü hakkında fikir verilebilir.</strong></p>

<p style="text-align:start"><strong><strong>“BÜYÜK GELİŞMELER İLK 3 AYDA OLMAKTADIR”</strong></strong></p>

<p style="text-align:start"><strong>Rinoplasti ameliyatından sonra burun çapında hafif esneklik, morluk ve ağrı olması normaldir. İlk hafta burun sargı bezi veya atel uygulanır. Tam iyileşmeden bahsetmek için 1 -1.5 yıl geçmesi gerekse de büyük değişimler ilk 3 ayda olmaktadır.</strong></p>

<p style="text-align:start"><strong>Ameliyatın sonucunda burun estetik bir görünüm kazanırken, aynı zamanda solunum direnci de iyileşir. Rinoplasti sonrasında yeni burun şekli kişinin yüz çizgileriyle daha uyumlu olur, ancak nihai sonuç birkaç ay içinde tam olarak ortaya çıkar.”</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 16 Nov 2024 10:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2024/11/rinoplasti-ameliyatina-ilgi-artiyor-estetik-ve-saglikta-cift-etki-1731756505.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kilo Verme Sürecinde Önemli İpuçları...</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/kilo-verme-surecinde-onemli-ipuclari-6168</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/kilo-verme-surecinde-onemli-ipuclari-6168</guid>
                <description><![CDATA[Egepol Hastanesi Uzman Diyetisyeni Cansu Kahraman, kilo takibinin en doğru şekilde yapılabilmesi için dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında ipuçları paylaştı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-size:20px">Kilo Verme Sürecinde Önemli İpuçları...</span></strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Egepol Hastanesi Uzman Diyetisyeni Cansu Kahraman, kilo takibinin en doğru şekilde yapılabilmesi için dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında ipuçları paylaştı.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Düzenli kilo takibinin, sağlıklı bir şekilde kilo verme veya kilo kontrolü sürecinde önemli olduğunu belirten Uzm. Dyt. Kahraman, tartılmak için en doğru zamanın sabah aç karnına olduğunu söyledi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Gün içine kilonun dalgalı bir şekilde değiştiğini dile getiren Kahraman, “Gün içende kilomuzu etkileyen birçok neden vardır. kadınlarda adet dönemlerinde ödemden dolayı artıyor. Spor sonrası kasların şişliğinden dolayı kilomuz tartıda fazla çıkabiliyor. Fazla karbonhidrat yönünden zengin gıdalarla beslenirseniz de vücuttaki su tutulumundan dolayı kilo fazla çıkıyor. O nedenle en doğru kilo ölçümü haftada 1 kez sabah aç karnına, 1 gün öncesinden ağır spor yapılmadan yapılan ölçümdür. Günlük olarak tartılmak gereksiz stres yaratabilir. Bu durum da kilo verme motivasyonunuzu negatif yönde etkileyebilir” diye konuştu.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>KİŞİYE ÖZEL PROGRAM HAZIRLANIYOR</strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Aynı tartıyı kullanmanın ve tartılma işlemini aynı koşullarda gerçekleştirmenin, daha tutarlı sonuç vereceğini de vurgulayan Uzm. Dyt. Cansu Kahraman, sözlerini şöyle sürdürdü: “Tartı sonuçlarına fazla odaklanmadan, genel sağlık ve vücut kompozisyonu gibi diğer önemli faktörlerin de göz önünde bulundurulması gerekiyor. Sadece kiloya odaklanmak bu süreçte yanıltıcı olabilir. Kas kütlesi artışı gibi pozitif değişimlerin de göz önünde bulundurulması gerekiyor. Herkesin vücut yapısı, yağ ve kas oranı farklıdır. Çok sık düşük kaloride diyet yapmak, sürekli kilo alıp vermek, kişiye uygun olmayan kilo verme diyetlerini bilinçsizce yapmak da metabolizmayı yavaşlatır ve kilo verimini zorlaştırır. Kilo verme veya kilo kontrolü sürecinde uzman diyetisyen tarafından kişiye özel olarak hazırlanan bir programın takip edilmesi daha sağlıklı ve etkili şekilde kilo vermenizi sağlayacaktır”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 14 Nov 2024 16:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2024/11/kilo-verme-surecinde-onemli-ipuclari-1731615548.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Retina dekolmanı körlüğe neden olabilir</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/retina-dekolmani-korluge-neden-olabilir-6164</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/retina-dekolmani-korluge-neden-olabilir-6164</guid>
                <description><![CDATA[Retina tabakasının yırtılması sonucu meydana gelen retina dekolmanının en önemli hastalıklarından biri olduğunu vurgulayan Kaşkaloğlu Göz Hastanesi hekimlerinden Prof. Dr. Tansu Erakgün, erken müdahale edilmediği takdirde körlükle sonuçlandığı uyarısında bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000 !important"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Retina tabakasının yırtılması sonucu meydana gelen retina dekolmanının en önemli hastalıklarından biri olduğunu vurgulayan Kaşkaloğlu Göz Hastanesi hekimlerinden Prof. Dr. Tansu Erakgün, erken müdahale edilmediği takdirde körlükle sonuçlandığı uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000 !important"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Retina dekolmanının, gözün sinir tabakası olan ve aynı zamanda en iç duvarını oluşturan retina tabakasının yırtılması sonucunda meydana geldiğini belirten Erakgün ''Özellikle yüksek miyop kişiler, gözüne darbe almış kişiler, daha önceden katarakt ameliyatı olmuş olanlar ve ailesinde retina dekolmanı olanlarda görülme sıklığı daha fazladır'' dedi.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000 !important"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif"><strong>KARANLIK BİR PERDE GİBİ</strong></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000 !important"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Retina yırtılması sırasında hastanın gözünün önünde aniden oluşan uçuşmaların göründüğünü belirten Prof. Dr. Tansu Erakgün, ''Bunu örümcek ağlarına ya da kurum yağmasına benzetebiliriz. Bir diğer şikayet de ışık çakmasıdır. Yıldız kayması ya da flaş patlaması gibidir. Bu çakmalar anlık olur ve bir kaç saniye sürer'' diye konuştu.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000 !important"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Retina yırtılmasından bir süre sonra retina dekolmanının oluştuğuna dikkat çeken Erakgün, alttan ya da üstten görme alanının daralmaya başlayarak karanlık bir perde gibi göze indiğini aktardı.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000 !important"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif"><strong>ERKEN MÜDAHALEDE BAŞARI ŞANSI YÜKSEK</strong></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:&quot;Segoe UI&quot;,&quot;Segoe UI Web (West European)&quot;,-apple-system,BlinkMacSystemFont,Roboto,&quot;Helvetica Neue&quot;,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000 !important"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Bir süre sonra görme merkezinin de etkilenerek tamamen körlüğün oluştuğunun altını çizen Prof. Dr. Tansu Erakgün sözlerini şöyle sürdürdü: ''Retina dekolmanı oluşmadan yırtık saptanırsa lazerle tedavi edilebilir. Retina dekolmanı oluştuktan sonra ise cerrahi tedavi gerekir. Cerrahi tedavide vitrektomi denilen ameliyat en sık uygulanan yöntemdir. Çok küçük deliklerden çok küçük iğnelerle göze girilerek dekolman sıvısı temizlenir ve yırtıklar lazerle kapatılır. Tamamen dikişsiz bir cerrahidir. Erken müdahaleyle başarı şansı oldukça yüksektir''</span></span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 13 Nov 2024 12:55:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2024/11/retina-dekolmani-korluge-neden-olabilir-1731517140.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Farkındalık ve teknolojiyle diyabet yönetimi artık çok daha kolay</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/farkindalik-ve-teknolojiyle-diyabet-yonetimi-artik-cok-daha-kolay-6159</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/farkindalik-ve-teknolojiyle-diyabet-yonetimi-artik-cok-daha-kolay-6159</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye’de 12 milyon diyabetli birey olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Oğuzhan Deyneli, 14 Kasım Dünya Diyabet Günü kapsamında ciddi sağlık sorunlarından korunmak için etkin diyabet yönetiminin önemini vurguladı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h2 style="text-align:center"><strong>Farkındalık ve teknolojiyle&nbsp;</strong><strong>diyabet yönetimi artık çok daha kolay</strong></h2>

<p><strong><em>Yapılan araştırmalara göre diyabet dünya çapında 530 milyondan fazla insanı etkiliyor. Hareketsizlik, dengesiz beslenme ve artan obezite ile bu sayının 2050 yılına kadar 1,3 milyara ulaşacağı öngörülüyor. Türkiye’de ise diyabetli birey sayısı 12 milyon kişiyi buluyor. Diyabetin önlem alınmadığı takdirde başta kalp ve damar hastalıkları olmak üzere birçok hastalığı da beraberinde getirebildiğine dikkat çeken Endokrinoloji ve Metabolik Hastalıklar Uzmanı Prof. Dr. Oğuzhan Deyneli, 14 Kasım Dünya Diyabet Günü kapsamında yaptığı açıklamada, sağlıklı nesiller için diyabet tedavisi ve yönetim süreçlerindeki yeniliklerin toplumun her katmanına duyurulması gerektiğinin altını çizdi.</em></strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>En yaygın kronik hastalıklarından biri olan diyabet, milyonlarca insanın yaşam kalitesini düşürürken ciddi sağlık sorunlarına da yol açıyor. Diyabetin başlangıcının giderek daha erken yaşlara düşmesi ise bu hastalıkla ilgili farkındalığın henüz tam olarak sağlanmadığını gösteriyor.&nbsp;14 Kasım Dünya Diyabet Günü kapsamında&nbsp;açıklamalarda bulunan&nbsp;<strong>Endokrinoloji ve Metabolik Hastalıklar Uzmanı Prof. Dr. Oğuzhan Deyneli</strong>; “Diyabet, dünya çapında 530 milyondan fazla insanı etkileyen bir hastalık, ülkemizde ise 12 milyon kişi diyabet hastası olarak kayıtlarda yer alıyor. Daha da önemlisi Türkiye’de yaklaşık 35 bin civarında 18 yaş altında tip 1 diyabetli çocuk olduğu biliniyor. Bu noktada sağlıklı bir toplum ve gelecek inşa edebilmek için farkındalık oluşturmak atılabilecek en önemli adım. Doğru tedavi ve tedaviyi kolaylaştıracak teknolojilerle diyabet ile mücadele edebilir” dedi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Farkındalık arttıkça diyabet yönetimi kolaylaşıyor, yaşam kalitesi artıyor</strong></p>

<p>Diyabet farkındalığının önemine dikkat çeken&nbsp;<strong>Prof. Dr. Oğuzhan Deyneli</strong>; “Diyabet, erken teşhis edildiğinde daha iyi yönetilebilen bir hastalık. Bu nedenle diyabet hakkında farkındalık kazanmak, insanların vücutlarındaki sinyalleri daha iyi anlamalarına ve zamanında doktora başvurmalarına yardımcı olur. Erken tanı ve etkin diyabet yönetimi ile kalp hastalığı, böbrek yetmezliği, görme kaybı gibi ciddi sağlık komplikasyonlarının da önüne geçilebilir. Diyabet sadece ilaçlarla değil aynı zamanda sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz gibi yaşam tarzı değişiklikleriyle de yönetilebiliyor. Diyabetle mücadelede en etkili stratejilerimiz farkındalık ve bilinçtir” dedi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Diyabetle yaşam dengeyi bulmayı gerektiriyor</strong></p>

<p>Diyabetle yaşamanın bir denge sanatı olduğunu söyleyen<strong>&nbsp;Prof. Dr. Oğuzhan Deyneli</strong>; “Glukoz seviyelerinin düzenli olarak izlenmesi, doğru beslenme, düzenli egzersiz ve ilaç kullanımı arasındaki hassas uyum, sağlıklı bir yaşam sürdürmek için kritik öneme sahip. Diyabet yönetimi uzun vadede yaşam tarzında köklü değişiklikler gerektiriyor, bu da bireyler için zaman zaman zorlu bir süreç haline gelebiliyor. Geleneksel parmaktan kan alarak yapılan glukoz ölçüm yöntemleri zahmetli ve yorucu olabildiği gibi anlık kararlar almak da her zaman kolay olmayabiliyor. İşte bu noktada farkındalığın ve teknolojinin önemi ortaya çıkıyor. Günümüzde teknoloji, diyabetin zorluklarını hafifletmek ve yaşam kalitesini artırmak için büyük adımlar atıyor. Özellikle sensör teknolojisi, diyabetli bireylerin yaşamında devrim niteliğinde bir yenilik. Bu teknoloji, parmak delme işlemi olmadan glukoz seviyelerinin gündüz her saatinde ve gece uykuda da olmak üzere kesintisiz sürekli olarak izlenmesine imkân tanıyarak diyabet yönetimini daha güvenilir ve konforlu hale dönüştürüyor. Bu sayede bireyler, glukoz dalgalanmalarını önceden görebiliyor ve daha etkili kararlar alabiliyor. Sürekli glukoz takip sistemleri, diyabetli bireylerin daha sağlıklı bir yaşam sürdürmesi için büyük katkı sağlıyor” şeklinde konuştu</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 11 Nov 2024 12:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2024/11/farkindalik-ve-teknolojiyle-diyabet-yonetimi-artik-cok-daha-kolay-1731350652.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diş Taşı Tedavi Edilmezse Enfeksiyona Neden Olabiliyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/dis-tasi-tedavi-edilmezse-enfeksiyona-neden-olabiliyor-6152</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/dis-tasi-tedavi-edilmezse-enfeksiyona-neden-olabiliyor-6152</guid>
                <description><![CDATA[Diş taşlarının tedavi edilmediğinde enfeksiyona neden olabildiğini belirten Egepol Hastaneleri Genel Klinik Diş Hekimi Cennet Tuncer Çelik, dişlerin düzenli fırçalanarak ağız hijyeninin sağlanması konusunda uyarıda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:start">Diş taşlarının tedavi edilmediğinde enfeksiyona neden olabildiğini belirten Egepol Hastaneleri Genel Klinik Diş Hekimi Cennet Tuncer Çelik, dişlerin düzenli fırçalanarak ağız hijyeninin sağlanması konusunda uyarıda bulundu.</p>

<p style="text-align:start">Gün içinde tükettiğimiz yiyecekler ve çay kahve gibi içeceklerin dişlerin üzerinde bir miktar birikmeler ve tortulara neden olduğunu dile getiren Diş Hekimi Çelik, 6 ayda bir düzenli kontrol ve diş taşı temizliği yapılması gerektiğini söyledi.</p>

<p style="text-align:start">Diş taşının oluşum nedenleri ve tedavisi hakkında da bilgi veren Diş Hekimi Cennet Tuncer Çelik, “Eğer uzun süre ağız bakımına dikkat etmezseniz, diş ipi, arayüz fırçaları ve gargaraları kullanmazsanız bir süre sonra diş taşı ve renklenmeler oluşuyor. Bu dişlerde estetik anlamda kötü bir görüntüye neden oluyor. Daha da önemlisi enflamasyona da yol açıyor. Diş etlerinde ağrı, acı ve kanamalara neden oluyor. Diş taşının oluşum aşaması bakterilerin salgıladığı asitlerle başlıyor. Diş taşı oluşurken, plaklar zamanla sertleşerek diş yüzeyinde ve diş eti çizgisinin altında mineralize halini alıyor. Diş taşı temizliği de bu eklentilerin özel aletlerle çıkartılmasıyla yapılıyor. Diş taşı temizliği öncesinde hastalara bilgilendirme yapıyoruz. İşlem sonrasında bir iki gün hassasiyet ve diş etinde kanamalar olabiliyor. Diş taşı temizliğinin ardından renk açma ve parlatma işlemi de yapıyoruz” diye konuştu.</p>

<p style="text-align:start">Diş Hekimi Çelik son olarak şunları söyledi: “Diş hekimi muayenesi normal şartlarda 6 ayda bir gerçekleştirilmelidir. Yani herhangi bir probleminiz yok ise senede 2 kere mutlaka diş hekiminizi ziyaret etmelisiniz”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 08 Nov 2024 11:26:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2024/11/dis-tasi-tedavi-edilmezse-enfeksiyona-neden-olabiliyor-1731083975.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>40 yaş üstüne Alzheimer olmamak için ilaç gibi tavsiye</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/40-yas-ustune-alzheimer-olmamak-icin-ilac-gibi-tavsiye-6107</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/40-yas-ustune-alzheimer-olmamak-icin-ilac-gibi-tavsiye-6107</guid>
                <description><![CDATA[Yaşlanırken fiziksel sağlığımız kadar zihinsel sağlığımızı da korumamız gerekiyor. Demans (bunama), Alzheimer gibi çağın hastalıklarına yakalanmak istemiyorsak zihnimizi canlı tutmalıyız.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:start"><span style="background-color:#f1c40f">Her gün oku; zihnini canlı tut, Alzheimer olma</span></p>

<p style="text-align:start">Yaşlanırken fiziksel sağlığımız kadar zihinsel sağlığımızı da korumamız gerekiyor. Demans (bunama), Alzheimer gibi çağın hastalıklarına yakalanmak istemiyorsak zihnimizi canlı tutmalıyız. Uzmanlara göre bunun en iyi yolu da okumak. İşte Barış Balcı’nın konu ile ilgili önerileri…</p>

<p style="text-align:start">Yapılan araştırmalar insan ömrünün 50-60 yıl öncesine göre yüzde 50’den fazla uzadığını gösteriyor. Artık ortalama 80’li yaşlara kadar yaşıyoruz. Ancak yaşlanırken fiziksel sağlığımız kadar zihinsel sağlığımızı da korumak gerekiyor.</p>

<p style="text-align:start">Alzheimer, Demans gibi çağın getirdiği bazı modern hastalıklar var. Bu hastalıklar zihinsel fonksiyonların kaybolması ile ortaya çıkıyor. Sağlığımızı korumak için nasıl ki spor yapıyor, yediğimiz içtiğimize dikkat ediyorsak; zihinsel sağlığı korumak için de beyni beslememiz, canlı tutmamız, beyinsel aktiviteleri sürdürmemiz gerekiyor.</p>

<p style="text-align:start">Sosyolog ve Eğitim Danışmanı Barış Balcı, zihin sağlığı için özellikle 40 yaştan sonra okumanın önemine dikkat çekti. Zihni çalıştırmanın ve bunamadan korunmanın en iyi yolunun okumak olduğunu kaydeden Balcı, şunları söyledi:</p>

<p style="text-align:start">40 yaşından sonra beyin sağlığını korumak gerekiyor</p>

<p style="text-align:start">“İnsanlar yaş ilerledikçe daha çok kalp ve damar sağlığı ile ilgileniyor. Uzun yaşamak önemli ama zihinsel sağlıkla birlikte uzun yaşamak daha önemli. Kişi fiziksel sağlığını korumak için bir şeyler yapıyorsa zihinsel sağlığını korumak için de bir şeyler yapmalı. Beyindeki aktivitelerin azalması Alzheimer, demans gibi bazı geri dönüşü olmayan hastalıkların oluşmasına sebebiyet veriyor. İleri yaşlarda bu tür hastalıklara yakalanmamak için zihnimizi aktif tutmalıyız. Bunun da çeşitli yöntemleri var.</p>

<p style="text-align:start">Zihni aktif tutmanın yolları</p>

<p style="text-align:start">Beslenme ve egzersiz, sosyalleşmek, insanlarla etkileşim fiziksel sağlığımızı korumamız için çok önemli. Zihinsel sağlığı korumak için de yapılması gereken eylemler var. Yabancı dil, enstrüman gibi yeni bir şey öğrenmek, satranç, sanatsal faaliyetler, bulmaca (sudoku) çözmek bunlardan bazıları. Yeni ilgi alanları bulup zihinde yeni bağlantılar oluşturmamız gerekiyor ki zihinsel olarak yaşamımızı daha sağlıklı bir şekilde sürdürmemize katkı sağlasın. Araştırmalar gösteriyor ki; beyin sağlığını korumak için en etkili eylem her gün düzenli olarak kitap okumak.</p>

<p style="text-align:start">En etkili yöntem okumak</p>

<p style="text-align:start">Özel bir görüntüleme cihazı (FMRI) ile kişinin beyin faaliyetlerini izliyorlar. Kimi resim çiziyor, kimi spor yapıyor, kimi video izliyor, kimi enstrüman çalıyor buna benzer faaliyetleri takip ederken her faaliyetin beyinde bir bölgeyi uyardığı, o bölgeye bazı sinyaller gönderdiği, ancak kitap okurken zihinde çok daha fazla bölgenin uyarıldığı ölçülüyor. Okumak adeta sürdürülebilir bir sağlık hizmeti. “</p>

<p style="text-align:start">Beyni çalıştırmadığımızda fonksiyonlarını yitiriyor</p>

<p style="text-align:start">Sosyolog ve Eğitim Danışmanı Barış Balcı, vücudumuz çalışmadığında nasıl ki kaslarımız özelliğini yitiriyor ve yeteriz hale geliyorsa beynimizin de yeni bir şey öğrenmediğimizde fonksiyonlarımızı yitirdiğini dile getirdi. Beyin hücreleri arasındaki nöronlar arasındaki bağlantıları korumak ve geliştirmek için bir şeyler yapmamız gerektiğini anlatan Balcı, “Beyinde de sürekli kullanmamız gereken alanlar var. Düşünmek, üretmek, hayal etmek, risk almak, cesaret göstermek, yeni bir yoldan gitmek gibi beyne uyarıcılar göndermemiz gerekiyor” dedi.</p>

<p style="text-align:start">Nöroplastisite yaklaşımına göre beynimiz sürekli değişiyor</p>

<p style="text-align:start">Son yıllarda bilim adamlarının ortaya çıkardığı Nöroplastisite kavramından da söz eden Barış Balcı, Nöroplastitenin göre yeni deneyim ve öğrendiklerimize bağlı olarak beynimizin sürekli değiştiğini açıkladığını ifade etti. Balcı, “Kişi yeni bir şey öğrenmeye başladığında, yeni bir deneyim yaşadığında, yeni bir beceri geliştirmeye başladığında beyin hücrelerinde yeniden canlanma, yeni yollar oluşturma ve yeni bağlantılar kurma ile ilgili süreçler gözleniyor. Beyin hücreleri şekil ve yapı değiştiriyor. Bu eylemler hayatımızı zihinsel olarak daha sağlıklı sürdürmemize katkı sağlıyor” diye konuştu.</p>

<p style="text-align:start">Okumak stresi azaltıyor; ruha iyi geliyor</p>

<p style="text-align:start">Sosyolog ve Eğitim Danışmanı Barış Balcı, kitap okumanın stresi azalttığını ve ruha da iyi geldiğini söyledi. Balcı şunları söyledi:</p>

<p style="text-align:start">“Stres nedeniyle kişi bazen normalde çok kolay yaptığı şeyleri yapamaz hale gelebiliyor. Biraz yürüyüş, nefes egzersizi iyi olma sürecine katkı sağıyor. Okumak da bazen ilaçlardan bile etkili olabiliyor. Hatta, kitap okuma yöntemi ile ruh sağlığına fayda sağlayan bir terapi yöntemi bile var, adına Bibliyoterapi deniyor. Bu yöntemde kullanılan bazı kitaplar ruhsal iyileşme sürecine katkı sağlıyor. “İyi hissetmek” bu kitaplardan birisi.”</p>

<p style="text-align:start">Hangi kitapları okumalıyız?</p>

<p style="text-align:start">Barış Balcı kitap seçimi konusunda da şu bilgileri verdi:</p>

<p style="text-align:start">“Yemekten örnek verecek olursak kimileri sebze yemeği sever, kimi et sever, kimi Anadolu yemeklerini sever. Ama bazıları da hepsini sever. Yemek seçmez, her yemeğin farklı lezzeti olduğunu düşünür.</p>

<p style="text-align:start">Kitap okumak da bunun gibi. Bazı kitapları okumayı çok anlamlı bulmayabiliriz, ama okuma faaliyetinin kendisi, etkileşimde bulunmak, kişinin hayatını daha anlamlı kılmaya katkı sağlıyor.</p>

<p style="text-align:start">Her insanın kendine özgü beğenileri ve ilgi alanları var. Herkes sevdiği tarzda kitaplar okuyabilir.</p>

<p style="text-align:start">Yeni başlayanlara, daha kolay algılanabilecek, içinde çok fazla yabancı kelimeler bulunmayan kitaplarla başlamalarını öneriyorum.</p>

<p style="text-align:start">Martı, Küçük Prens, Sol Ayağım, Beyaz Zambaklar Ülkesinde, Simyacı, Negatif Limanlardan Pozitif Sulara, İyi Hissetmek ilk etapta tavsiye edebileceğim kitaplar. Bunlardan bazıları çocuk kitabı gibi gelebilir ama yetişkinlere de çok şey katan kitaplar.</p>

<p style="text-align:start">Tabii bu önerilerin dışında herkes kendi ilgi alanına göre kitaplar okuyabilir.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 20 Oct 2024 07:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2024/10/40-yas-ustune-alzheimer-olmamak-icin-ilac-gibi-tavsiye-1729416319.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>&quot;Bilinçsiz kullanılan vitamin ve takviyeler ani kalp krizlerine neden olabilir&quot; uyarısı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/bilincsiz-kullanilan-vitamin-ve-takviyeler-ani-kalp-krizlerine-neden-olabilir-uyarisi-6071</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/bilincsiz-kullanilan-vitamin-ve-takviyeler-ani-kalp-krizlerine-neden-olabilir-uyarisi-6071</guid>
                <description><![CDATA[Prof. Dr. Coşkun Usta, özellikle mevsim geçişlerinde vitamin ve takviyelerin bilinçsiz kullanıldığını, bunların kalp krizlerini, epilepsi ve benzeri rahatsızlıkları tetikleyebildiğini belirtti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:left">ANTALYA (AA) - AYŞE YILDIZ - Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Coşkun Usta, özellikle mevsim geçişlerinde&nbsp;vitamin&nbsp;ve&nbsp;takviyelerin&nbsp;bilinçsiz&nbsp;kullanıldığını, bunların&nbsp;kalp&nbsp;krizlerini, epilepsi&nbsp;ve&nbsp;benzeri rahatsızlıkları tetikleyebildiğini belirtti.</p>

<p style="text-align:left">Usta, AA muhabirine, ehil olmayan kişilerin&nbsp;vitamin&nbsp;ve&nbsp;takviye kullanımı konusunda eğitim&nbsp;verebildiğini, televizyon&nbsp;ve&nbsp;sosyal medyada buna ilişkin önerilerin yer aldığını söyledi.</p>

<p style="text-align:left">Türkiye&nbsp;ve&nbsp;dünyada&nbsp;vitamin&nbsp;ile&nbsp;takviyelerin kullanımının yaygınlaştığını dile getiren Usta, "Bu işlerin kökeni biraz ABD'den kaynaklanıyor. Orada 'fonksiyonel tıp' adı altında eğitimlerle&nbsp;takviyelerin kullanımına ciddi yönlendirme söz konusu. Kovid-19 salgını sonrası da özellikle bunların kullanımı çok arttı. İnsanlar mutlaka magnezyum, D&nbsp;vitamini, kalsiyum, potasyum, çinko alması gerektiğini zannetmeye başladı. Yanlış magnezyum tedavileri&nbsp;ani&nbsp;kalp&nbsp;krizlerini, beyinde bazı elektriksel değişiklikleri, epilepsi&nbsp;ve&nbsp;benzeri durumları tetikleyebiliyor." dedi.</p>

<p style="text-align:left">Herkese aynı tedavinin uygulanamayacağına dikkati çeken Usta, her astım hastasının aynı ilacı kullanamadığını, bu&nbsp;nedenle en az 20-30 farklı astım ilacı olduğunu vurguladı.</p>

<p style="text-align:left">- "Yüksek doz C&nbsp;vitamini böbreklere ciddi zarar&nbsp;veriyor"</p>

<p style="text-align:left">İnsanların, mevsim geçişlerinde gereksiz yere&nbsp;vitamin&nbsp;ve&nbsp;takviyelere yönelebildiğini belirten Usta, "Bunun yerine doğru beslenin, kaliteli uyuyun, mevsimsel besinleri tüketmeye özen gösterin. Tedaviler&nbsp;ve&nbsp;takviyeler&nbsp;kişiye özgüdür. Bunun mutlaka uzman eller tarafından desteklenmesi gerekiyor. Portakal tüketmek yerine takviyesini alanlar var. Yüksek doz C&nbsp;vitamini, böbreklere ciddi zarar&nbsp;veriyor." diye konuştu.</p>

<p style="text-align:left">Usta, tetkikler yapıldıktan sonra hekim önerisiyle kişiye özgü&nbsp;vitamin&nbsp;ve&nbsp;takviyelerin kullanılması gerektiğini kaydetti.</p>

<p style="text-align:left">Sporculara da gereksiz yere amino asitler kullandırıldığını anlatan Usta, amino asitlerde glutamat olduğunu, bunun beyinde ciddi hasarlara yol açabildiğini söyledi.</p>

<p style="text-align:left">Usta, takviye ürünlerin imalatının çok iyi kontrol edilmesi, otoritelerce denetimler yapılması gerektiğini belirtti.</p>

<p style="text-align:left">Aralıklı oruç&nbsp;ve&nbsp;ekmeğin bırakılması gibi önerilerin de son yıllarda arttığını dile getiren Usta, "Diyabetik&nbsp;ve&nbsp;glüten sorunu olmayan birisinin ekmeği boşuna kesmesine gerek yok. Diyabetliysen,&nbsp;kalp&nbsp;yetmezliğin varsa, yaşlıysan, hamileysen aralıklı oruç yapamazsın.&nbsp;Kalp&nbsp;krizi, epilepsi geçirirsiniz, hipertansiyondan düşer, başınızı çarpar, hayatınızı da kaybedebilirsiniz." dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 06 Oct 2024 10:26:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2024/10/bilincsiz-kullanilan-vitamin-ve-takviyeler-ani-kalp-krizlerine-neden-olabilir-uyarisi-1728206159.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“İşitme kaybının kader olduğu algısını değiştirmeliyiz”</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/isitme-kaybinin-kader-oldugu-algisini-degistirmeliyiz-6025</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/isitme-kaybinin-kader-oldugu-algisini-degistirmeliyiz-6025</guid>
                <description><![CDATA[Kullanıcılarının yaşama kesintisiz bağlanmasına olanak tanıyan ve “Hear now. And Always” (Şimdi ve Her Zaman Duy) felsefesi ile yenilikçi işitme teknolojilerinin mimarı olan Cochlear, işitme sağlığı farkındalığı konusunda da çalışmalarını sürdürüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:start"><strong><em>Kullanıcılarının yaşama kesintisiz bağlanmasına olanak tanıyan ve “Hear now. And Always” (Şimdi ve Her Zaman Duy) felsefesi ile yenilikçi işitme teknolojilerinin mimarı olan Cochlear, işitme sağlığı farkındalığı konusunda da çalışmalarını sürdürüyor. Bireylerin yaşam kalitesini düşüren, sosyal yaşamı olumsuz etkileyen, hatta birçok başka hastalığa yol açabilen işitme kaybı konusunda farkındalık kazanmanın en az işitmek kadar kritik bir öneme sahip olduğunu söyleyen Cochlear Türkiye Genel Müdürü Gül Erden, inovatif teknolojiler sayesinde işitme kaybının kader olmaktan çıktığının altını çizdi.&nbsp;</em></strong><strong><em>23-29 Eylül&nbsp;</em></strong><strong><em>Uluslararası İşitme Engelliler Haftası kapsamında açıklamalarda bulunan Erden, ileri ve çok ileri derecede işitme kaybı yaşayanların bile tekrar duymasının mümkün olduğunu vurguladı.</em></strong></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start">İmplante edilebilir işitme çözümleri sunan Cochlear, 40 yılı aşkın süredir işitme kaybı olan bireyler için hayatı daha kolay hale getirme tutkusuyla öncü teknolojilere imza atıyor. İşitme kaybının sadece sesleri duyamama değil, aynı zamanda iletişimde zorluklar yaşama ve sosyal izolailerisyon riskiyle karşı karşıya kalma anlamına geldiğine dikkat çeken&nbsp;<strong>Cochlear Türkiye Genel Müdürü Gül Erden</strong>, işitme kaybı konusunda farkındalığın artırılmasının toplumsal bir kazanım olarak değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi.</p>

<p style="text-align:start"><strong>Dünyada toplam 430 milyon kişi işitme kaybı yaşıyor</strong></p>

<p style="text-align:start">İşitme sağlığının yaşam kalitesini belirleyen önemli unsurlardan biri olduğunu belirten&nbsp;<strong>Gül Erden</strong>; “İşitme sağlığımızın iyi olması, iletişim kurma, etkin ve üretken bir yaşam sürdürme ve sosyal etkileşimlerden tam anlamıyla faydalanabilme gücümüzü etkiler. İşitme kaybı ise okul hayatımızdan başlayarak yaşamımızın hangi evresinde olursak olalım iletişim ve etkileşim becerilerimizi zayıflatarak hem verimliliğimizi hem de sosyal ilişkilerimizi riske sokabilir, yaşam kalitemizi önemli ölçüde negatif yönde etkileyebilir.Bu nedenle işitme sağlığına dikkat etmek, işitme kaybını önlemek ve en önemlisi işitme kaybına çözüm sunabilecek imkânların farkında olmak kritik öneme sahip. Ancak bugün bilinç eksikliği nedeniyle dünya üzerinde binlerce insan yaşamın seslerinden mahrum kalıyor, üstelik seslere rahatlıkla ulaşabilecekken… Dünya Sağlık Örgütü’nün 2023 yılında yayınladığı işitme sağlığı özel raporu verilerine göre, 34 milyonu çocuk olmak üzere dünyada toplam 430 milyon kişi ileri veya çok ileri derecede işitme kaybı yaşıyor. 2050'ye kadar belli bir derecede işitme kaybı yaşayacak insan sayısı yaklaşık 2,5 milyar, ileri veya çok ileri derecede işitme kaybı nedeni ile rehabilitasyon hizmetlerine ihtiyaç duyacak insan sayısı ise en az 700 milyon kişi olarak öngörülüyor. En düşündürücü ve hızla önlem alınması gereken veri ise dünyada önlenebilir işitme kaybı riski altında bulunan genç sayısının 1 milyardan fazla olması. Gene tedavi edilebilir durumda olan ama bir aksiyon alınmamış kronik kulak enfeksiyonu olan kişi sayısı ise 200 milyon. Bu noktada tıp dünyasında çığır açan teknolojinin gücüne ihtiyacımız olduğu aşikâr. Önlenebilir işitme kayıplarının önüne geçmek ve mevcut durumda işitemeyen bireylerin tekrar sese kavuşmasını sağlamak için koklear implantların yaygınlaştırılarak daha fazla kişiye ulaştırılması ise şart” dedi.</p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><strong>Devlet geri ödemesi sayesinde maliyetsiz olarak işitme tedavisi yapılabiliyor</strong></p>

<p style="text-align:start">Koklear implant teknolojisinin ileri ve çok ileri düzeyde işitme kaybı yaşayan bireylerin tekrar işitmesi noktasında devrim yarattığını belirten&nbsp;<strong>Erden</strong>; “Bu teknoloji, işitsel sinirlere doğrudan ses sinyalleri ileterek işitme yetisini geri kazandırıyor ve bireylere seslerin büyüsünü yeniden deneyimleme imkânı veriyor. Koklear implantlar, işitme engelli bireylerin hayatlarını dönüştürürken, aynı zamanda onların aileleri ve çevreleriyle daha yakın bir bağ kurmalarına da yardımcı oluyor. Geleneksel işitme cihazlarını kullanamayan ya da geleneksel işitme cihazıyla yeterli fayda sağlayamayan ileri veya çok ileri derecede işitme kayıplı hastalar koklear implanttan yararlanabiliyor. Koklea içine yerleştirilen bir elektrod sistemi olan koklear implant, işitmenin geri kazandırılmasını sağlıyor. Ülkemizde birçok işitme kayıplı birey, koklear implant tedavisinin çok maliyetli bir tedavi olduğunu düşündüğü için bu seçeneği hiç değerlendirmiyor. Oysa koklear implant ameliyatı ülkemizde devlet geri ödemesi kapsamında ve yüzde 100 geri ödeniyor. Çocuklarda devlet dört yaşa kadar iki kulağı, erişkinlerde ise tek kulağı karşılıyor” diye belirtti.</p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><strong>Bilinçlendirmeden destek programlarına kadar her alanda çalışmalar yürütüyor</strong></p>

<p style="text-align:start">Cochlear olarak misyonlarının sadece cihaz sağlamanın ötesinde işitme engelli bireylerin yaşamlarını destekleyerek onların toplumda tam ve etkin bir şekilde yer almasını sağlamak olduğunu ifade eden&nbsp;<strong>Gül</strong>&nbsp;<strong>Erden</strong>; “Tam da bu noktada eğitim, bilinçlendirme ve destek programları düzenleyerek, işitme kaybı yaşayan bireylere ve ailelerine yol gösterip destek olmayı hedefliyoruz. İşitme sağlığı farkındalığı konusunda toplumsal bilinç düzeyinin artması, tedavide standardizasyon, aday ve hasta yolculuğunda tanımlanmış adımlar, klinisyen ve odyologların eğitiminde süreklilik, işitsel rehabilitasyon uygulamalarının ülke çapında yaygınlaştırılması ve eğitimlerle desteklenmesi gibi projelerde çalışmalar yürütüyoruz. Aynı şekilde ilgili sektör paydaşları ile çalıştaylar düzenliyor, danışma kurulları ile standart tedavi ve hizmet kılavuzu hazırlanması için projelerde yer alıyoruz. Ülkemizdeki erişkin bireylerde işitme sağlığı kalitesini ölçmek üzere 50 yaş ve üstü gruplarda işitme tarama çalışmaları sürdürüyor, sağlıklı yaşlanmanın önemli bir parçası olan ve bilişsel gücü de destekleyen işitme kalitesinin önemini anlatmak istiyoruz” şeklinde konuştu.</p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><strong><em>Cochlear Hakkında:</em></strong></p>

<p style="text-align:start"><em>İmplante edilebilir işitme çözümlerinde küresel bir lider olan Cochlear, her yaştan insanın duymasına ve yaşamın sunduğu fırsatlardan yararlanmasına yardımcı oluyor. 40 yıl önce dünyanın ilk Cochlear implant sistemini kullanıma sunmasından bu yana Cochlear 750 binden fazla implante edilebilir cihaz sağlayarak bireylerin işitmesine olanak tanıyor. Avustralya’da Genel Merkezi ve Belçika Mechelen’de Avrupa Ar-Ge merkezi bulunan şirket, dünyanın her yerinde işitmenin çözümsüz olmadığını kanıtlayan teknolojiler sunuyor. Cochlear’ın “Hear now. And always” (Şimdi ve Her Zaman Duy) vaadi, ürünlerini seçen kişilere yaşam boyu bağlılık felsefesinin yansıması olarak fark yaratıyor.</em></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><strong><em>Cochlear Türkiye Hakkında:</em></strong></p>

<p style="text-align:start"><em>Cochlear Türkiye, 1998 yılında Duysel firması aracılığı ile ülkemizde faaliyetlerine başladı. 10 yıllık iş birliğinin ardından Cochlear’in Türkiye pazarında direkt faaliyet gösterme kararı üzerine yeni organizasyon yapısı kuruldu. Bugün İstanbul merkezli ofisindeki 50 kişilik güçlü ve dinamik kadrosu, İstanbul, Ankara ve Diyarbakır’daki müşteri hizmetleri ofisleri ve 28 farklı ildeki Cochlear sertifikalı iş ortakları ile tüm Türkiye’de ürün satışı, cihaz ayar desteği ve satış sonrası hizmeti sunuyor.</em></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 20 Sep 2024 09:52:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2024/09/isitme-kaybinin-kader-oldugu-algisini-degistirmeliyiz-1726839032.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kadın Hastalıklarında Erken Tanı Hayat Kurtarıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/kadin-hastaliklarinda-erken-tani-hayat-kurtariyor-6016</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/kadin-hastaliklarinda-erken-tani-hayat-kurtariyor-6016</guid>
                <description><![CDATA[İzmir Özel Sağlık Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Hakan Yetimalar, kadın hastalıkları ve kanserlerinin tanı ve tedavi süreçleri hakkında ayrıntılı bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#222222"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">İ</span></span><span style="color:#222222"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">zmir Özel Sağlık Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Hakan Yetimalar, kadın hastalıkları ve kanserlerinin tanı ve tedavi süreçleri hakkında ayrıntılı bilgiler verdi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#222222"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Her kadının 7 yaşından yaşamının sonuna kadar jinekolojik açıdan takip edilmesi gerektiğini belirten Yetimalar, menopoz, miyom tanı ve tedavisi, adet düzensizlikleri, kemik erimesi, doğum kontrol yöntemleri gibi hastalıklarda erken tanının önemine dikkat çekti.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#222222"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif"><strong>ŞÜPHENİZ VARSA VAKİT KAYBETMEYİN</strong></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#222222"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Eğer bir kadının jinekolojik açıdan herhangi bir sıkıntısı varsa aynı gün vakit kaybetmeden uzman hekime görünmesi gerektiğini kaydeden Doç. Dr. Hakan Yetimalar, erken tedavinin birçok hastalıkta olduğu gibi kadın hastalıklarında da hayat kurtardığını söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#222222"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Her kadının herhangi bir rahatsızlığı bulunmasa bile jinekolojik muayeneden geçmesi gerektiğini belirten Yetimalar, “Eğer akıntı, siğil ve benzeri bir şikayetiniz oluştuysa vakit kaybetmeden uzman hekime görünün. Ne istediğinizi iyi bilin ve doktorunuzdan genel durumunuz hakkında da bilgi vermesi için ısrarcı olun. Yılda bir jinekolojik muayene, hastalıkların oluşmadan tedavi edilebilmesi için çok önemlidir. 24 yaşından büyük her kadın, rahim ağzı kanserine karşı Smear testi yaptırmalıdır. Her 5 yılda bir ise HPV testi yapılması önem taşımaktadır. Kadın hastalıkları branşı olarak diğer branşlara göre birçok hastalığın ortaya çıkmasını önleme açısından daha iyi bir noktadayız” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#222222"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif"><strong>ERKEN TEŞHİS ÖNEMLİ</strong></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#222222"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Hekimler olarak sağ kalım ve hayat kalitesini korumak için çalıştıklarını kaydeden Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Hakan Yetimalar, hastalıkların ortaya çıkmadan önlemenin ise esas olduğunun altını çizdi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#222222"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Yetimalar, sözlerini şöyle sürdürdü: “Özellikle kadın üreme sisteminde sık görülen ve ölümlere neden olabilen rahim ağzı-serviks kanserinin tedavisinde erken teşhis çok önemli. Hastalığa yakalanma oranı ülkemizde giderek artıyor. HPV virüsü kadınlardan daha fazla, yüzde 90 oranında erkekler tarafından taşınmaktadır ve erkekler de risk grubunda bulunmaktadır. HPV virüsü serviks hariç diğer kanser türleriyle de ilişkilendirilir. Vücutta, gırtlaktan kolona kadar farklı bölgelerde kansere neden olabilir. HPV virüsü dünyada görülen kanser vakalarının yüzde 5'ine sebep olmaktadır. Virüs uzun süre hiçbir belirti vermeyebilir; ancak vücut bağışıklığının düşmesi ile zamanla tahribata ve kansere yol açmaktadır”</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#222222"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif"><strong>HPV AŞISI HAYAT KURTARIYOR</strong></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#222222"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Aşılanmanın hastalıktan korunmak için çok önemli olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Hakan Yetimalar, “HPV olmadan serviks kanseri olmaz. Bu artık tamamen kesinleşmiş bir bilgidir. HPV virüsü ile mücadelede batı ile karşılaştırıldığında ne yazık ki daha gerilerdeyiz. Bunun nedeni ise 2007 yılından itibaren Avrupa, Avustralya, Kanada gibi ülkelerin kızları henüz çocuk yaşta aşılamaya devlet eliyle başlamış olmasıdır. Aşı takvimine alınan ve 9 - 13 yaşları arasında çocuklara yapılan 2 doz HPV aşısı ömür boyu yüzde 99,9 oranda kanserden korunma sağlamaktadır. Türkiye’de HPV aşısının ulusal aşı programına eklenmesi gerekmektedir. 13 yaşından sonra 3 doz yapılması gereken bu aşıyı 65 yaşına kadar tüm kadınların yaptırmasını tavsiye ediyoruz. Böylece bu hastalıktan korunmak büyük oranda mümkün olacaktır” ifadesini kullandı.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#222222"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif"><strong>RİSK FAKTÖRLERİNDEN UZAK DURUN</strong></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#222222"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Rahim, over, vulva ve serviks kanserleri gibi genital kanser türleri hakkında da açıklamalarda bulunan Doç. Dr. Yetimalar, “1. derecedeki anne kız kardeş gibi kadın akrabalarda kanser vakası varsa yüzde 5 oranında risk artmaktadır. Bu aslında çok büyük bir orandır. Doğum yapmamış olmak riski artırır. Cinsel yaşamla bulaşan hastalıklar kansere neden olabilir. Sigara kullanımı, yaş, obezite, periyodik kontrolleri yaptırmamak da kanser riskini artırıcı etkenler arasında yer almaktadır. HPV hastalığı serviks kanserine sebep olduğu için aşı ve taramanın uygun şartlarda yapılması ve sürecin takibi çok önemlidir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 17 Sep 2024 11:38:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2024/09/kadin-hastaliklarinda-erken-tani-hayat-kurtariyor-1726588516.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diş sağlığı için 6 öneri</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/dis-sagligi-icin-6-oneri-5997</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/dis-sagligi-icin-6-oneri-5997</guid>
                <description><![CDATA[Dişlerin daha uzun görünmesine ve diş hassasiyetine neden olabilen bu sorunun genellikle diş fırçalama sırasında sıcak, soğuk veya asitli yiyecek-içecek tüketirken ağrı ve hassasiyet oluşumuyla fark edildiğini belirten Diş Hekimi Arzu Tekkeli, “Rahatsızlığın ayrıca; diş etinde sıklıkla kanama, şişlik ve ağızda koku gibi hayat kalitesini düşüren belirtileri de bulunuyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dişleri çevreleyen dokunun kenarının aşınması diş eti çekilmesi olarak adlandırılır. Bunun her yaş grubunda oldukça sık karşılaşılan bir sağlık problemi olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Ağız ve Diş Sağlığı Bölümü Klinik Koordinatörü Dt. Arzu Tekkeli, “Diş eti çizgisinin geriye doğru çekilmesiyle sonuçlanan diş eti çekilmesi, genellikle ağız ve diş sağlığına yeterince dikkat edilmemesi sonucu ortaya çıkıyor. Tedavi edilmediğinde ise diş hassasiyetine, çürüklere ve hatta diş kaybına neden olabilen diş eti çekilmesi her yaşta görülebilse de bu sorunun özellikle 40 yaş ve üzerindeki bireylerde daha sık karşılaşıldığını söyleyebiliriz” açıklamasında bulundu.</p>

<p>Diş eti çekilmesi meydana geldiğinde dişler ve diş eti çizgisi arasında boşluklar oluşur. Bu boşlukların, hastalığa yol açabilecek zararlı bakterilerin birikmesine sebep olabileceğini açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı Bölümü Klinik Koordinatörü Dt. Arzu Tekkeli, “Diş eti çekilmesi yetersiz ağız içi temizliğinden genetik faktörlere, sigara kullanımından diş gıcırdatmaya kadar pek çok sebepten dolayı meydana gelebilir” dedi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Tedavi edilmezse diş kaybına sebep olabilir</strong></p>

<p>Dişlerin daha uzun görünmesine ve diş hassasiyetine neden olabilen bu sorunun genellikle diş fırçalama sırasında sıcak, soğuk veya asitli yiyecek-içecek tüketirken ağrı ve hassasiyet oluşumuyla fark edildiğini belirten Diş Hekimi Arzu Tekkeli, “Rahatsızlığın ayrıca; diş etinde sıklıkla kanama, şişlik ve ağızda koku gibi hayat kalitesini düşüren belirtileri de bulunuyor. Diş eti çekilmesi tedavi edilmediğinde diş hassasiyetine, çürüklere ve hatta diş kaybına neden olabiliyor. Diş eti çekilmesi tedavisi, diş eti nakli, kök yüzey düzleştirmesi, diş taşı temizliği ve diş eti cerrahisi gibi yöntemlerden oluşuyor. Hastanın mevcut durumuna en uygun tedavi yöntemi değişkenlik gösteriyor” şeklinde konuştu.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Diş Hekimi Arzu Tekkeli, diş etinin çekilmemesi için alınabilecek bazı önlemleri de paylaştı:</p>

<p>&nbsp;</p>

<ol>
	<li>Dişlerinizi her gün düzenli ve sert olmayan bir diş fırçası ile fırçalayın.&nbsp;</li>
	<li>Düzenli olarak diş ipi kullanın.</li>
	<li>Diş hekimi kontrollerinizi aksatmayın.&nbsp;</li>
	<li>Tütün ürünlerinden kaçının.&nbsp;</li>
	<li>Sağlıklı bir beslenme tarzını benimseyin.&nbsp;</li>
	<li>Stresten mümkün olduğunca uzak durun veya stres kontrolü konusunda kendinizi eğitin.</li>
</ol>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 09 Sep 2024 13:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2024/09/dis-sagligi-icin-6-oneri-1725900008.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Etkili diyabet yönetiminin yolu sensör teknolojilerinden geçiyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/etkili-diyabet-yonetiminin-yolu-sensor-teknolojilerinden-geciyor-5995</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/etkili-diyabet-yonetiminin-yolu-sensor-teknolojilerinden-geciyor-5995</guid>
                <description><![CDATA[Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Fatih Tanrıverdi, sürekli glukoz takibi teknolojilerinin diyabet yönetiminde hastalara ve hekimlere sunduğu faydalara dikkat çekti]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:start"><strong><em>Diyabet yönetiminde hekim ile hasta uyumu tedavide başarının en temel unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. Hasta ve hekimin etkin iş birliği, bireyselleştirilmiş tedavi planlarının doğru bir şekilde uygulanmasına ve komplikasyonların önlenmesine katkıda bulunuyor.</em></strong>&nbsp;<strong><em>Tam da bu noktada diyabetli bireylerin parmak delmeden sürekli glukoz takibi yapmasına imkân sunan sensörlerin tedavi sürecinde büyük avantajlar sağladığını belirten Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Fatih Tanrıverdi,</em></strong>&nbsp;<strong><em>bu teknolojinin</em></strong>&nbsp;<strong><em>hasta ve hekim arasındaki iletişimi güçlendirerek tedavi sonuçlarını iyileştirdiğini ve hastaların yaşam kalitesini artırdığını vurguladı.</em></strong></p>

<p style="text-align:start">Sürekli glukoz takibi sağlayan sensör teknolojisi sayesinde glukoz seviyelerinin anlık olarak izlenmesinin hem hastalara hem de sağlık profesyonellerine değerli veriler sunduğunu belirten&nbsp;<strong>Memorial Kayseri Hastanesi&nbsp;</strong><strong>Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Fatih Tanrıverdi</strong>,konuya ilişkin şu açıklamalarda bulundu: “Sürekli glukoz takibi; hekimlerin hastalarının glukoz eğilimlerini daha iyi anlamalarını, potansiyel riskleri önceden tespit etmelerini ve tedavi planlarını hastaların ihtiyaçlarına göre dinamik bir şekilde ayarlamalarını sağlıyor. Bilimsel çalışmalar ve klinik deneyimlerimiz, birçok diyabetik hastamızda tedavi değişikliği yapmadan doğru bir eğitim ve glukoz farkındalığı ile hastalığın seyrinin iyileştiğini gösteriyor. Bu noktada hastaların uzun soluklu takip edilebilmesi birçok avantajı da beraberinde getiriyor. Özetle, diyabete bağlı organ hasarlarının en aza indirilmesi ve hayat kalitesinin artırılması, karmaşık olmayan tanı ve tedavi yöntemlerinin yanı sıra hasta ve hekim uyumunun en üst düzeyde olmasına bağlı. Çünkü diyabette tedavi başarısı ve sürekliliğinde hasta ile hekim arasındaki güven ilişkisi ve uyum en önemli faktör. Hekimin rehberliği ve hastanın bu rehberliği takip etmesi diyabetin etkin bir şekilde kontrol altına alınması ve hastanın yaşam kalitesinin artması açısından kritik öneme sahip.”</p>

<p style="text-align:start"><strong>Sensör teknolojisi hastalara konforlu bir tedavi süreci sağlıyor</strong></p>

<p style="text-align:start">Sensör teknolojilerinin, diyabetik hastalar için sık aralıklarla parmak delerek glukoz seviyelerini takip etme zorluğunu ortadan kaldırdığını vurgulayan<strong>&nbsp;Prof. Dr. Fatih Tanrıverdi</strong>,“Hastalarımızdan glukometre yöntemiyle 10 gün içinde günde dört veya altı kez kapiller glukoz takibi istediğimizde çoğu zaman ölçüm saatlerini kaçırdıklarını veya parmak uçlarının ağrıdığını görüyoruz. Bu durum hastalarımızın günlük faaliyetlerini ve yaşam kalitesini de olumsuz yönde etkiliyor. Ancak özellikle çoklu insülin kullanan Tip-2 diyabetik hastalarda ve tüm Tip-1 diyabetik hastalarda gün içinde açlık, tokluk ve gece şeker değerlerinin seyrinin bilinmesi biz hekimlerin insülin dozu ayarlama ve tedavi düzenlemesi açısından birçok komplike laboratuvar verisinden daha değerli. Bu noktada sürekli glukoz takibi sağlayan sensörler, parmak delmeden ağrısız ölçüm yaparak her dakika glukoz verilerini takip edebilme avantajı sunuyor. Başta sürekli glukoz takibi (CGM) teknolojileri olmak üzere diyabet alanındaki tüm teknolojik gelişmeler hastaların hayatını kolaylaştırıyor. Tedavi ve beslenme düzeninde verilerin nasıl kullanılacağı konusunda eğitim alan hastalar kendi tedavilerine ve insülin dozlarına hâkim oluyor. Özellikle şeker düşüklüğü (hipoglisemi) korkusu nedeniyle tedavi uyumu azalan, gece uyumakta zorluk çeken ve sürekli gıda alma eğiliminde olan hastalar için bu teknoloji çok faydalı. Tüm bu parametreler daha etkili bir diyabet yönetimi ile hastalarımızın daha iyi bir yaşam kalitesine ulaşmasını sağlıyor” dedi.</p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><strong>Sürekli glukoz takip teknolojileri doktorlar için de eşsiz bir avantaj</strong></p>

<p style="text-align:start">Sensör cihazlarının doktorlar için de büyük avantajlar sunduğunu söyleyen&nbsp;<strong>Prof. Dr. Fatih Tanrıverdi</strong>; “Kalp hastalarında elektrokardiyografi (EKG) anlık kalp ritmini ve elektrik aktivitesini gösteriyor. Holter ise sürekli kalp ritmini ölçerek, EKG ile tanısı konamayan birçok kalp hastalığını netleştirmemize olanak sağlıyor. Bu noktada hastalarıma CGM teknolojisini tanıtırken genelde ‘şeker holteri gibidir’ şeklinde bir tanımlama yapıyorum. Gerçekten de diyabet ile ilgilenen doktorlar olarak CGM teknolojisi sayesinde diyabete bakışımız ve tedavi protokollerimiz değişti. Fark edilemeyen gece ve gündüz hipoglisemilerini tespit etmek ve buna göre insülin dozlarını ayarlamak hem hasta hem de doktor için eşsiz bir avantaj sağlıyor” şeklinde konuştu.</p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><strong>Sensör teknolojisinin yaygınlaşması için geri ödeme önemli</strong></p>

<p style="text-align:start">Sürekli veya aralıklı olaraksensör teknolojisini kullanan diyabet hastalarının çok memnun olduklarını dile getiren&nbsp;<strong>Prof. Dr. Fatih Tanrıverdi</strong>,“Hastalarımızın en önemli geri bildirimleri; hayat kalitelerinin artması, daha özgür hareket edebilmeleri, daha huzurlu uyuyabilmeleri ve daha dengeli beslenebilmeleri yönünde. Doktorların CGM teknolojileri konusundaki klinik deneyimleri arttıkça ve hastalar daha bilinçli hale geldikçe bu teknolojilerin ülkemizde kullanımı da hızla artacak. Ancak önümüzdeki en önemli engel bu teknolojilerin ülkemizde henüz geri ödemesinin bulunmaması. Tüm Tip-1 ve insülin gerektiren Tip-2 diyabetik hastaların bu sensör teknolojilerini kullanması modern diyabet yönetiminde artık bir zorunluluk haline geldi. Teknolojik gelişmeler ilerledikçe ve bu teknolojilere erişim dünya genelinde daha da kolaylaştıkça hem diyabet hastaları hem de doktorlar için her şey daha iyi olacak” diyerek sözlerini tamamladı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 09 Sep 2024 10:48:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2024/09/etkili-diyabet-yonetiminin-yolu-sensor-teknolojilerinden-geciyor-1725899409.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Göz Bozukluklarının Tedavisinde Yeni Yaklaşımlar</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/goz-bozukluklarinin-tedavisinde-yeni-yaklasimlar-5983</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/goz-bozukluklarinin-tedavisinde-yeni-yaklasimlar-5983</guid>
                <description><![CDATA[Kaşkaloğlu Göz Hastanesi Kurucusu Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu, gelişen teknolojiyle birlikte göz bozukluklarında lazer ve göz içi mercek tedavisinin başarılı sonuçlar verdiğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="color:#000000; font-size:medium; margin-bottom:0cm">Kaşkaloğlu Göz Hastanesi Kurucusu Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu, gelişen teknolojiyle birlikte göz bozukluklarında lazer ve göz içi mercek tedavisinin başarılı sonuçlar verdiğini söyledi.</p>

<p style="color:#000000; font-size:medium; margin-bottom:0cm">&nbsp;</p>

<p style="color:#000000; font-size:medium; margin-bottom:0cm">Göz bozukluklarında doğru tedavi sürecinin için doğru tanı konulması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu, göz bozukluğunun yaşam kalitesini de olumsuz etkilediğini dile getirdi.</p>

<p style="color:#000000; font-size:medium; margin-bottom:0cm">&nbsp;</p>

<p style="color:#000000; font-size:medium; margin-bottom:0cm">Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu, “ Son yıllarda göz bozukluklarının düzeltilmesi için çok sayıda başvuru oluyor. Uzağı, yakını görememe veya netlik kaybı olarak adlandırdığımız, miyopi, hipermetropi ve astigmat bunların başında geliyor. Göz bozukluklarında en basit çözüm gözlük ve kontakt lens kullanmaktır. Eğer hasta bunları kullanmak istemiyorsa lazer veya mercek ameliyatları tercih edilmelidir. Lazer ameliyatları en yaygın uygulanan ve sonuçları da kısa sürede aldığımız bir tedavi türüdür. Eğer kişinin göz yapısı lazer ameliyatı için uygun değilse mercek ameliyatı söz konusu olmaktadır. 40-50 yaşlar arasında ise hastanın durumuna göre lazer veya mercek operasyonlarından biri tercih edilmelidir” dedi</p>

<p style="color:#000000; font-size:medium; margin-bottom:0cm">&nbsp;</p>

<p style="color:#000000; font-size:medium; margin-bottom:0cm"><strong>GÖZ İÇİ MERCEKLER BAŞARILI SONUÇ VERİYOR</strong></p>

<p style="color:#000000; font-size:medium; margin-bottom:0cm">&nbsp;</p>

<p style="color:#000000; font-size:medium; margin-bottom:0cm">Lazer ameliyatlarında yüksek numaralarda uygulama yapılamadığı bilgisini veren Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu, şöyle devam etti: “ Bu gibi durumda ICL denen göz içi mercekleri tercih ediyoruz.</p>

<p style="color:#000000; font-size:medium; margin-bottom:0cm">Uygun hasta seçimi burada çok önemlidir. Akıllı lensler sayesinde kişiler gözlüksüz olarak yakını ve uzağı rahatlıkla görebilmektedir. Eğer kişide göz tansiyonu, glokom veya göz tembelliği varsa bu operasyon yapılması uygun değildir. Akıllı lens ameliyatlarında sonuçların olumlu olabilmesi için doktorun hastayı iyi muayene etmesi, göz yapısı, yaşı, mesleği hatta kişilik yapısı ile ilgili bilgi sahibi olması da önemlidir. En büyük avantajı kişinin gözlüksüz olarak her işini yapabilmesidir. Akıllı mercek kullananlar geceleri ışıkların etrafında hareler görebiliyor. Bu durum belli bir süre sonra hasta tarafından fark edilmiyor. Bu mercekler seçilirken özel cihazlarla merceğin numarası ve astigmat derecesi ölçülüyor. Uygun mercek temin edilip ameliyatla yerleştiriliyor. Bu aynı bir katarakt ameliyatı gibi yapılıyor. Dolayısıyla akıllı mercek ameliyatı olanlar katarakt olmuyorlar. Operasyon bir göz için yaklaşık 10 dakika kadar sürüyor. Hasta kısa süre içinde normal yaşamına geri dönebiliyor”</p>

<p style="color:#000000; font-size:medium; margin-bottom:0cm">&nbsp;</p>

<p style="color:#000000; font-size:medium; margin-bottom:0cm"><strong>YURTDIŞINDAN HASTALAR GELİYOR</strong></p>

<p style="color:#000000; font-size:medium; margin-bottom:0cm">&nbsp;</p>

<p style="color:#000000; font-size:medium; margin-bottom:0cm">Türkiye'nin hem hekim kalitesi hem de teknoloji ve maliyet avantajı nedeniyle sağlık turizmi konusunda tercih edildiğini ifade eden Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu, “Yurtdışından da önemli bir hasta potansiyeline sahibiz. Son iki yıldır pandemi nedeniyle sağlık turizminde bir azalma söz konusuydu. Bu yılın başından itibaren yabancı hasta sayısında yeniden artış gözlemliyoruz. En çok Avrupa ülkelerinden hastalar hastanemizi tercih ediyor. Burada tedavi olanlar ülkelerine döndüklerinde kendi çevrelerine de bizi tavsiye ediyor. Kurulduğumuz günden bu yana binlerce yabancı hastayı sağlık turizmi kapsamında tedavi ettik” diye konuştu.</p>

<p style="color:#000000; font-size:medium; margin-bottom:0cm">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 04 Sep 2024 01:54:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2024/09/goz-bozukluklarinin-tedavisinde-yeni-yaklasimlar-1725433364.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÇOCUKLARDAKİ YAZ İSHALİNİ ÖNLEMENİN YOLU EL YIKAMAK</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/cocuklardaki-yaz-ishalini-onlemenin-yolu-el-yikamak-5819</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/cocuklardaki-yaz-ishalini-onlemenin-yolu-el-yikamak-5819</guid>
                <description><![CDATA[Talatpaşa Laboratuvarlar Grubu Tıbbi Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Selma Göller, özellikle küçük çocuklarda görülen yaz ishalleri hakkında merak edilenler ve alınması gereken önlemlere ilişkin bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:start">Talatpaşa Laboratuvarlar Grubu Tıbbi Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Selma Göller, özellikle küçük çocuklarda görülen yaz ishalleri hakkında merak edilenler ve alınması gereken önlemlere ilişkin bilgiler verdi.</p>

<p style="text-align:start">Göller, sıcak havalarda artan su ihtiyacı nedeniyle enfekte suların içilmesi ya da bu sularla yıkanan meyve ve sebzelerin tüketilmesiyle ishallerin daha fazla görüldüğünü belirterek, önlem alınmazsa ishalin ciddi hastalıklara yol açabileceğini söyledi.</p>

<p style="text-align:start">Çocuk yaş grubunda ishalin önemli bir problem olduğunu ve ciddiye alınması gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Selma Göller, “Fakat bazen ebeveynler normal bir durumu ishal olarak da algılayabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü, ishali 24 saatte üçten fazla sulu dışkılama veya sadece anne sütü ile beslenen bebeklerde her zamankinden daha sık ve sulu dışkılama olarak tanımlıyor. Günlük dışkılama sayısı artmasına rağmen dışkı kıvamı normalse bu duruma ishal denmez” diye konuştu.</p>

<p style="text-align:start"><strong>Kirli havuz veya deniz suyunun yutulması ishal yapabilir</strong></p>

<p style="text-align:start">Uzm. Dr. Selma Göller, şu bilgileri paylaştı: “Erişkin yaşa erişinceye kadar hemen hemen her çocuk halk arasında mide bağırsak enfeksiyonu da denilen, yoğun ishal, karın ağrısı, ateş, kusma ve halsizlikle seyredebilen “akut gastroenterit” geçirebilir. Bu enfeksiyon virüs, bakteri, parazit veya toksinler nedeni ile olabilir ve genellikle iyi pişmemiş, yıkanmamış, hijyeni sağlanmamış gıdaların tüketilmesinden veya kirli, ilaçlanmamış içme sularının kullanılmasından kaynaklanır. Aynı zamanda yaz mevsiminde seyahatlerin artması ve beslenme düzeninin değişmesi, bu mevsimlerde artan sinek ve böcekle temas eden besinler de sebepler arasındadır. Mikrop içeren havuz veya deniz suyunun yutulması ishal oluşturabilir. Bazen insanlar ishal yapan bu mikropları dışkılarıyla, çevreye yakın temas halindeki diğer kişilere de bulaştırabiliyor”</p>

<p style="text-align:start"><strong>İshalleri önlemenin en önemli yolu el yıkama</strong></p>

<p style="text-align:start">İshallerin önlenmesinin en önemli yolunun hijyenden geçtiğini kaydeden Göller şöyle devam etti: “Bilinmeyen suların tüketilmemesi, kişisel temizliğe dikkat edilmesi, ellerin her yemekten önce ve sonra yıkanması çok önemlidir. Özellikle alt değiştirdikten ve tuvaletten çıktıktan sonra eller sabunla iyice yıkanmalı. Bu alışkanlık çocuklara da kazandırılmalı. Kullanılan ve içilen suların klorlanması pek çok mikrobun yaşamasını önler. Şüpheli sular kullanılmamalı, kaynatılmış su veya hazır kapalı su kullanılmalıdır. Alınan sebze ve meyveler bol temiz su ile yıkanmalı. Hazırlanan besinler mümkünse tek öğünde bitirilmeli. Yiyeceklerin taze olmasına, paketlenmiş olanların üzerindeki son kullanma tarihinin geçmemiş olmasına dikkat etmeliyiz. İyi ambalajlanmamış, açıkta satılan gıdalar, pişirilmemiş ya da az pişirilmiş gıdalar, pastörize olmayan süt ve süt ürünleri güvenli değildir, bunları tüketmemeliyiz. Pişirilmiş gıdalar uzun süre açıkta bırakılmamalı, hemen yenmeyecekse mutlaka buzdolabında kapalı kaplarda saklanmalı. Biberon ve bardakları bulaşık halde uzun süre tutmayın. Cam ürünleri tercih edin. Güvendiğiniz markaları alın. Açıkta satılan gıdaları almayın. Genel kullanıma açık tuvaletleri zorunda kalmadıkça kullanmamalı, eğer kullanılacaksa dikkatli olup, sık sık el yıkamayı unutmamalıyız”</p>

<p style="text-align:start"><strong>Anne sütü de koruma sağlıyor</strong></p>

<p style="text-align:start">Enfeksiyon durumunda ebeveynlere büyük iş düştüğüne dikkat çeken Uzm. Dr. Selma Göller şu tavsiyelerde bulundu: “Halk arasında yanlış bir inanış sonucu ishalli çocuklara, ishali artırır endişesiyle su ve sulu besinlerin kısıtlanması, ishalin uzamasına, ağırlaşmasına ve buna bağlı başka hastalıkların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu nedenle ishal olan çocuğa bol sıvı verilmelidir. Anne sütüyle beslenen bebeklerde, anne sütü ishalin en önemli ilacıdır. Büyük çocuklarda yoğurt çok önemli bir besin kaynağıdır. Ayran şeklinde de verilebilir. Az miktarda tuz atmalı, sık sık az miktarda beslenmeye dikkat edilmelidir. İshal olan çocuk asla aç ve susuz bırakılmamalı. Doktora danışmadan antibiyotik dahil herhangi bir ishal ilacı asla kullanılmamalıdır”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 31 Jul 2024 06:23:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2024/07/cocuklardaki-yaz-ishalini-onlemenin-yolu-el-yikamak-1722414306.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bastırılmış duygularla yaşamak ne kadar doğru?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/bastirilmis-duygularla-yasamak-ne-kadar-dogru-5796</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/bastirilmis-duygularla-yasamak-ne-kadar-dogru-5796</guid>
                <description><![CDATA[Aile Danışmanı Ebru Özer Özkul, bastırdığımız bu duygu ve düşüncelerin günlük hayatta dil sürçmeleri, yazım hataları, unutmalar şeklinde ve de rüyalarda karşımıza çıktığını söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><img alt="Ebru Özer Özkul" src="https://www.belturkhaber.be/public/images/detay/ebru-ozer-ozkul.JPG" style="float:left; height:600px; width:640px" />Günlük hayatta duygusal zorluk yaşadığımızda baş edemediğimiz arzu ve dürtüleri farkında olmadan bastırıp bilinç dışına gönderiyoruz. Aile Danışmanı Ebru Özer Özkul, bastırdığımız bu duygu ve düşüncelerin günlük hayatta dil sürçmeleri, yazım hataları, unutmalar şeklinde ve de rüyalarda karşımıza çıktığını söyledi.<br />
Aile Danışmanı Ebru Özer Özkul, farkında olmadan bastırdığımız şeylerin dönüşerek günlük hayatımızda farklı şekillerde karşımıza çıktığını kaydetti. Özkul, “Bilinçsizce gerçekleşen bastırma aslında hiçbir zaman yok olmaz. Bilinç dışına atılan dürtü bastırılarak dönüştürülür. Günlük hayatta rüyalar, dil sürçmeleri, yazım hataları, unutmalar ve şakalarla ortaya serilir” dedi.<br />
Aile Danışmanı Ebru Özer Özkul şu bilgileri verdi:<br />
“ Bastırma en temel savunma mekanizmalarımızdandır. Savunma mekanizmaları günlük hayatta duygusal zorluk yaşadığımız durumlarla başa çıkmamızda önemli bir role sahiptir. Bilince ağır gelen dürtüler arzular bastırma aracılıyla bilinç dışına gönderilir. Bu durum biz farkında olmadan gerçekleşir neyi bastırıp bastırmadığımızı bilincimizin kontrolünde değildir.<br />
Birey bu mekanizmanın işlediğini fark etmeden şunu fark edebilir aynı sorunları tekrar tekrar yaşar ve bu hayatında bir döngüye sebep olur. Kimi bu döngüyü kadermiş gibi yaşayıp kabul eder kimi bu far keder fakat değişmeyi bilmediği için şikâyetle olayın içinde katlanmayı seçer.<br />
Duyguları bastırmanın temeli çocukluğa dayanıyor<br />
Bireyin farkında olmadan dönüp durduğu eylemler kullandığı savunma mekanizmaları erken dönemde çocukluğumuzda tohumları atılmıştır. JUNG bunun öneminden şöyle bahseder “bilinçdışı bilince taşınana kadar hayatını yönetir ve sen ona kader dersin’ ’sözleriyle vurgular.<br />
Birey kullandığı savunma mekanizmalarını kurduğu ilişki kalıplarını kendini tanımaya başladığı zaman fark keder ve bu değişimin ilk öncülüdür. Tekrar zorlantısı olarak isimlendirilen bu durum erken dönemde edindiği şemaların çözümü ve sıklıkla kullandığı savunma mekanizmalarının bir ürünüdür.<br />
Bastırılmış duygular alışkanlığa dönüşüyor<br />
Ailesinde işlevsiz ilişkilerin bitmemesi ve ısrarla durulmasını erken dönemde öğrenen her insan bunu tekrar zorlantısında ama işinde ama ilişkilerinde devam ettirebilir. Hem devam ettirip hem de bunun zorluğundan yakınacak ve bu zorlukla bahsetmekten kendi içsel dinamiğinde gurur da duyabilir.<br />
Hem bu hikâyenin içindeki suçluluğu kendine kestiği ceza ile hafifletmeye çalışarak hem de bu mümkünsüz durumla yaşamayı rutin haline getirebilir. Bilinçsizce gerçekleşen bastırma aslında hiçbir zaman yok olmaz. Bilinç dışına atılan dürtü bastırılarak dönüştürülür. Günlük hayatta rüyalar, dil sürçmeleri, yazım hataları, unutmalar ve şakalarla ortaya serilir.<br />
Rüyalar bilinç dışına giden kral yolu<br />
Rüyaları bilinç dışına giden kral yolu olarak tanımlayan ilk kişi Freud dur. Bilinç dışında olan malzeme rüyalar yoluyla tanınmayacak şekle getirilir ve bilince çıkması sağlanır. Freud bu durumu Uygarlığın Huzursuzluğu kitabında şöyle açıklar “Dürtüsel bir çaba bastırmaya maruz kaldığında libidoya ilişkin kısımları semptomlara, saldırgan bileşenleri ise suçluluk duygusuna dönüşür” Buradaki semptoma çeşitli tanımları içerebilir takıntılar, kaygılar ve anksiyete gibi…<br />
Oyun terapisi bastırılmış duyguları ortaya çıkarmada etkili<br />
Rüyaların yanı sıra birey tekrarlayan eylemleri de bastırılan malzemenin ortaya çıkmasını sağlar. Örneğin; oyun terapisinde bir kayıp yaşamış bir çocuk kendi yasının içinden tekrar zorlantısıyla başa çıkmayı ve tekrar tekrar belirlediği oyuncağı gömerek ve gömdüğü yerden çıkararak bilincin farkındalığı için kullanır. Bunu yapması yas süreci için önemli bir durumdur bir süre sonra yası hafifletmeyi de sağlayacaktır.<br />
Kişinin farkındalık ile bastırılmış duygularıyla yüzleşmesi gerekiyor<br />
&nbsp; Tüm bunların farkındalığı yaşla gerçekten bir ilerleme sağlanabilir fakat en önemli bileşen iyi bir&nbsp; iç görüdür. Bu değişimin gerçekleşmesi farkında oluşla mümkündür farkında olmak değişimin öncüsüdür. Farkında olmadığımız bir durumu değiştiremeyiz. Tekrar zorlantısı ve bastırılan her şeyin ortaya çıkarmanın, seçimlerimizi daha bilinç alanına taşımamız hayat kontrolü açısından önemli bir mihenk taşıdır.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 23 Jul 2024 11:54:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2024/07/bastirilmis-duygularla-yasamak-ne-kadar-dogru-1721768267.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Akıllı Lens Ameliyatına Karar Verirken Uzman Hekime Danışın</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/akilli-lens-ameliyatina-karar-verirken-uzman-hekime-danisin-5783</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/akilli-lens-ameliyatina-karar-verirken-uzman-hekime-danisin-5783</guid>
                <description><![CDATA[Halk arasında akıllı lens olarak bilinen çok odaklı merceklerin, hem yakın hem de uzak görüş olanağı sunduğunu kaydeden Kaşkaloğlu Göz Hastanesi Kurucusu Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu, bu operasyon kararını uzman hekimlerin vermesi gerektiğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#111111">Halk arasında akıllı lens olarak bilinen çok odaklı merceklerin, hem yakın hem de uzak görüş olanağı sunduğunu kaydeden Kaşkaloğlu Göz Hastanesi Kurucusu Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu, bu operasyon kararını uzman hekimlerin vermesi gerektiğini söyledi.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#111111">Akıllı mercek (multifocal) operasyonunun 40 yaşından sonra uygulanması gerektiğine dikkat çeken</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#111111">Kaşkaloğlu, hastanın durumuna göre yapılan göz içi mercek ameliyatlarının başarılı sonuçlar verdiğini dile getirdi.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#111111">Son dönemde sosyal medyada ve televizyonlarda akıllı mercekle ilgili tanıtımlar yapıldığını hatırlatan Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu, “Bu durum, akıllı mercek ameliyatı herkese uygunmuş gibi bir algıya neden oluyor. Fakat bu operasyon gözünde göz tembelliği gibi rahatsızlığı olanlara uygun olmuyor. Veya pilot, şoför gibi belli meslek gruplarına yapılması olumsuz sonuçlar doğurabiliyor. Ameliyatın komplikasyonsuz yapılması için uzman hekim tarafından mutlaka hastanın yaşı, mesleği, yaşam tarzı ve gözün yapısı gibi kriterler göz önünde bulundurulması gerekiyor. Böylece hastaya en uygun tedavi yöntemi de belirlenebiliyor. Katarakt ameliyatına benzer şekilde mercek alınıyor ve yerine çok odaklı lens konuluyor. Bu kalıcı ve başarı oranı yüksek bir operasyon türü. Hastalar akıllı lens sayesinde uzağı ve yakını herhangi bir gözlük kullanmadan görebiliyor” diye konuştu.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:medium"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#111111"><span style="font-size:medium"><strong>BAŞARILI SONUÇLAR VERİYOR</strong></span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:medium"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#111111">Gelişen teknolojiyle birlikte göz bozukluklarının ülkemizde başarılı şekilde tedavi edilebildiği bilgisini veren Kaşkaloğlu, göz içi mercek ameliyatlarının mutlaka bu konuda tecrübeli bir hekim tarafından yapılması gerektiğini vurguladı.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#111111">Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu</span><span style="color:#111111">&nbsp;sözlerini şöyle sürdürdü: “Çok odaklı lens teknolojisi aynı anda yakın, orta ve uzak mesafeleri görebilmenizi sağlıyor. Özellikle gözlük kullanmak istemeyen hastalar bu operasyonu olmak istiyor. Gözlerinde miyop, hipermetrop gibi göz bozukluğu olanlarda görme kusurları tedavi edilebiliyor. Hastaya uygun mercek belirlendikten sonra operasyon tecrübeli ellerde 6 - 8 dakika kadar sürüyor. Hastalar operasyon sonrasında yürüyerek evine gidebiliyor. Gözünü kapatmaya da gerek kalmıyor. Beynin bu yeni görme şekline alışması için belli bir süre geçmesi gerekebiliyor. Genellikle bir iki gün arayla yapılıyor. Fakat aynı gün içinde de yapılması mümkün”</span></span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 16 Jul 2024 09:25:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2024/07/akilli-lens-ameliyatina-karar-verirken-uzman-hekime-danisin-1721157544.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sosyal platformlar, yalnızlık hissini tatmin edebiliyor…</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/sosyal-platformlar-yalnizlik-hissini-tatmin-edebiliyor-5779</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/sosyal-platformlar-yalnizlik-hissini-tatmin-edebiliyor-5779</guid>
                <description><![CDATA[Yalnızlık çeken ve özgüven problemi yaşayan kişilerin, genellikle sosyal medya üzerinden tanışmaya yöneldiklerini dile getiren Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Sosyal medya üzerinden tanışmak, yalnızlık hissini gidermek ve motivasyon sağlamak için bir yöntem olabilir.” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sosyal platformların evlilik ve ilişkiler üzerinde hem olumlu hem de olumsuz etkileri olduğunu ifade eden&nbsp;Özgenur&nbsp;Taşkın, “Ortak hobi veya iş bağlantıları üzerinden tanışma, pozitif yönde katkı sağlayabilirken, arkadaşlık uygulamalarının güvenlik ve derinlik açısından negatif etkileri de bulunur. Arkadaşlık sitelerinde çok çeşitli vaatler olabilir ve kişiler flört şiddetine maruz kalabilirler.” uyarısında bulundu.</strong></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Özgenur&nbsp;Taşkın, sosyal platformlar ve arkadaşlık uygulamalarının ilişkiler ve evlilik üzerindeki etkilerinden bahsetti.</p>

<p><strong>Özgüven problemleri ve yalnızlık arkadaşlık platformlarına yönlendiriyor</strong></p>

<p>Birçok insana ulaşmaya olanak sağlayan çeşitli arkadaşlık uygulamaları olduğunu hatırlatan&nbsp;Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın,&nbsp;insanların neden bu uygulamalara ihtiyaç duyduğu sorusunu, “Dijitalleşen bir dünyada yaşıyoruz ve insanlar olarak ilişki kurmaya ihtiyaç duyarız. Sosyal platformlar, kolay iletişim ve ilişki ortamları oluşturarak yalnızlık hissini tatmin edebiliyor.” şeklinde yanıtladı.</p>

<p>Kliniklerde sıklıkla ‘kendimi yalnız hissediyorum, ilişki kuramıyorum, özgüven problemim var’ diyen danışanlarla karşılaştıklarını dile getiren&nbsp;Özgenur Taşkın, “Bu kişiler, özgüven problemlerini çözmek amacıyla, ‘bir arkadaşım var, biriyle flört ediyorum, biriyle görüşeceğim’ ya da ‘hayatıma alabileceğim birisi var’ gibi düşüncelerle bu platformlara yöneliyorlar.” dedi.</p>

<p><strong>“Sosyal platformlarda tanışan, aşkı bulan ve evlenen insanlar da var”</strong></p>

<p>Bu platformları doğru ve verimli kullanmanın ya da sadece haz odaklı kullanmanın farkını anlamanın önemli olduğunu vurgulayan&nbsp;Özgenur&nbsp;Taşkın, “Haz odaklı kullanım kişilere daha sonra büyük sıkıntılar yaşatabilir, kandırılma veya aldatılma risklerini artırabilir.” uyarısında bulundu.</p>

<p>Sosyal çevresi dar olan kişilerinse başkalarına ulaşma şansı olabileceğini belirten&nbsp;Özgenur&nbsp;Taşkın&nbsp;sözlerine şöyle devam etti:</p>

<p>“Sosyal platformlarda tanışan, aşkı bulan, ilişki kuran ve evlenen insanlar da var. Danışanlarım arasında da sosyal platform üzerinden tanışıp evlenen ya da ilişkisini sürdüren kişiler var. Ancak burada filtreleme yapmak gerekiyor; beklentilerimizin ne olduğunu, bir arkadaşlık mı, aşk mı, flört mü ya da iş için bir buluşma mı aradığımızı iyi değerlendirmeliyiz. Ayrıca sosyal medyada tanıştığımız kişilere karşı biraz şüpheci olmalıyız çünkü insanlar çevrimdışı ortamlarda jest, mimik ve konuşma tarzlarından anlaşılabilirken, sosyal platformlar üzerinden bu mümkün olmayabilir. Güvenli buluşmalar yapmak, açık alanlarda buluşmak ve yakınlarımıza haber vermek önemlidir.”</p>

<p><strong>İlişki arayışında sosyal medya dikkatli kullanılmalı&nbsp;</strong></p>

<p>Sosyal medya platformlarında tanışmak ile arkadaşlık uygulamalarını ayırmak gerektiğini de ifade eden&nbsp;Özgenur&nbsp;Taşkın, “Örneğin&nbsp;ortak bir hobi üzerinden tanışan kişiler, bu aktiviteye katıldıklarında sosyal bir ortamda olmalarında bir mahsur görülmeyebilir. Ancak arkadaşlık sitelerinde çok çeşitli vaatler olabilir ve kişiler flört şiddetine maruz kalabilirler. Flört şiddeti, aşk bombardımanı, ardından kaybolma ve kişinin değersizlik hissini tetikleme gibi durumlara yol açabilir. Bu yüzden ilişki arayışında sosyal medyayı şüpheli ve filtreleme sistemi üzerinden kullanmalıyız.” dedi.</p>

<p>Yalnızlık çeken ve özgüven problemi yaşayan kişilerin, genellikle çevresinde tanışabileceği kişi sayısı az olduğu için sosyal medya üzerinden tanışmaya yöneldiklerini de dile getiren&nbsp;Özgenur&nbsp;Taşkın, “Sosyal medya üzerinden tanışmak, yalnızlık hissini gidermek ve motivasyon sağlamak için bir yöntem olabilir. Ancak bu kişiler, sosyal fobi nedeniyle yüz yüze buluşmaktan kaçınabilirler.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Sosyal platformların, evlilik ve ilişkiler üzerinde hem olumlu hem de olumsuz etkileri var</strong></p>

<p>Bağlanma kuramları ve ilişki kurma ihtiyacının, doğduğumuz günden itibaren başladığını söyleyen&nbsp;Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “İlk bağlandığımız kişi annemizdir ve bu bağlanma kuramı zamanla çevremizdeki diğer kişilerle kurduğumuz ilişkilerle devam eder.” dedi.</p>

<p>Haz odaklı ilişkilerin hızlı tükendiğini ve flört şiddetine neden olabildiğini vurgulayan&nbsp;Özgenur&nbsp;Taşkın sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Karşımızdaki kişinin niyetinden emin olmak, ilişkinin derinliği ve bağlanma stilini anlamak açısından önemlidir. Bağlanma kuramları, derinliği olan ilişkilerin insan ruhunu besleyip iyileştirdiğini göstermektedir.</p>

<p>Sosyal platformların yaygınlaşması, evlilik ve ilişkiler üzerinde hem olumlu hem de olumsuz etkiler yaratmaktadır. Ortak hobi veya iş bağlantıları üzerinden tanışma, pozitif yönde katkı sağlayabilirken, arkadaşlık uygulamalarının güvenlik ve derinlik açısından negatif etkileri de bulunmaktadır. Dolayısıyla, bu platformların verimli ve bilinçli bir şekilde kullanılması gerekmektedir.”</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 15 Jul 2024 14:23:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2024/07/sosyal-platformlar-yalnizlik-hissini-tatmin-edebiliyor-1721046304.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bedenimiz 54, ruhumuz 42’sinde yaşlanıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/bedenimiz-54-ruhumuz-42sinde-yaslaniyor-5768</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/bedenimiz-54-ruhumuz-42sinde-yaslaniyor-5768</guid>
                <description><![CDATA[Dünya genelinde yapılan araştırmaya göre, insanlar 54 yaşında fiziksel olarak yaşlı hissetmeye başlıyor, ancak ruhen genç hissetmeyi 42 yaşında bırakıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1><span style="font-size:14px"><strong>Dünya genelinde yapılan araştırmaya göre, insanlar 54 yaşında fiziksel olarak yaşlı hissetmeye başlıyor, ancak ruhen genç hissetmeyi 42 yaşında bırakıyor. Kültür ve coğrafya farklarının yaş ve gençlik algılarını şekillendirmede büyük rol oynadığı araştırmada; Avrupa kıtası haricinde her bölge her geçen yıl daha erkenden yaşlı hissediyor. Finler yaşlanma hissine 72 yaşında kapılırken&nbsp;Filipinliler daha 30 yaşından genç hissetmeyi bıraktıklarını söylüyor. Türkler ise, globale benzer şekilde, 54 yaşında yaşlanmış hissettiklerini, 44 yaşında da genç hissetmeyi bıraktıklarını söylüyor.</strong></span></h1>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:14px">BAREM’in global ortağı WIN International, dünya çapında 39 ülkeden 33.866 katılımcının görüş ve düşüncelerine dayanarak insanların yaş ve gençlik algısını anlamak için kapsamlı bir araştırma gerçekleştirdi. Türkiye ayağı BAREM tarafından gerçekleştirilen araştırma, Türklerin 54’e gelince yaşlı hissettiğini, 44 yaşında da artık kendini genç görmeyi bıraktığını ortaya çıkarıyor ve ülke nüfusunun genç hissetmeyi bıraktığı yaş ile yaşlı hissetmeye başladıkları yaş arasındaki on yıllık farkın altını çiziyor.</span></p>

<p><span style="font-size:14px"><span style="background-color:#ffffff; color:#222222; font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><strong>Avrupalılar dışında tüm dünya, her geçen yıl daha erkenden yaşlı hissediyor</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px"><span style="background-color:#ffffff; color:#222222; font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Araştırma, dünya genelinde insanların yaşlı hissetmeye 54 yaşında başladığını ve genç hissetmeyi 42 yaşında bıraktığını gösteriyor. Amerika kıtası, 2018 yılında 57 yaşında yaşlı hissetmeye başlarken şimdi 53 yaşında bu hisse kapılıyor. Benzer şekilde, MENA bölgesinde bu yaşın 59'dan 52'ye, Afrika kıtasında ise 54'ten 51'e düştüğü görülüyor. Kısacası; 59 yaşında yaşlı hissetmeye başlayan Avrupalılar dışında, dünya genelinde insanlar geçmiş yıllara göre daha erken yaşlı hissetmeye başlıyor. Genç hissetmeyi bırakma yaşına bakıldığında, Amerika kıtasında bu yaş 2018’de 46 iken şimdi 40'a düşerek 6 yıllık bir gerileme gösteriyor. Afrika'da ise bu yaş 40'tan 43'e yükseliyor. Avrupalılar, daha geç yaşlı hissetmelerine rağmen, 2018'den bu yana 3 yıl gerileyerek şimdi 43 yaşında genç hissetmeyi bırakıyorlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px"><span style="background-color:#ffffff; color:#222222; font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><strong>Güney Koreliler 52’ye kadar genç hissediyor</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px"><span style="background-color:#ffffff; color:#222222; font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Finlandiya, 72 yaş ile insanların en geç yaşlı hissetmeye başladığı ülke olarak birinci sırada yer alıyor. Finlandiya’yı İspanya (65), İsveç (64) ve İtalya (64) takip ediyor. Buna karşılık, en erken yaşta yaşlı hissetmeye başlayan ülke, 45 ile Laos. Laos'u Yunanistan (46) ve Malezya (47) izliyor. İlginç bir şekilde, Finler 47 yaşında, İsveçliler ise 34 yaşında genç hissetmeyi bırakıyor. Güney Koreliler 52 yaşına kadar genç hissetmeye devam ederek bu alanda listenin başında yer alıyor. Filipinler ise 30 yaş ile insanların en erken genç hissetmeyi bıraktığı ülke olarak dikkat çekiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px"><span style="background-color:#ffffff; color:#222222; font-family:Arial,Helvetica,sans-serif">Türkiye’de de insanlar, globalle aynı şekilde, 54 yaşında yaşlanmış hissettiklerini, 44 yaşında genç hissetmeyi bıraktıklarını söylüyor.</span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:14px"><strong>Araştırma künyesi:</strong>&nbsp;Çalışmada 39 ülkede 33,866 kişiyle görüşüldü. Araştırma Türkiye’de 26-30 Ocak 2024 tarihleri arasında CATI (Bilgisayar Destekli Telefon Görüşmesi) yöntemiyle Türkiye temsili bir örneklemde 523 kişi arasında gerçekleştirildi.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 12 Jul 2024 10:34:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2024/07/bedenimiz-54-ruhumuz-42sinde-yaslaniyor-1720803500.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Göz Kapağı Ameliyatları Başarılı Sonuçlar Veriyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/goz-kapagi-ameliyatlari-basarili-sonuclar-veriyor-5758</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/goz-kapagi-ameliyatlari-basarili-sonuclar-veriyor-5758</guid>
                <description><![CDATA[Kaşkaloğlu Göz Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Beyza Tekin Altınbay, genellikle yaşla birlikte ortaya çıkan üst göz kapağındaki sarkma ve alt göz kapaklarında torbalanmaların estetik ve fonksiyonel problemlere neden olduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000">Kaşkaloğlu Göz Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Beyza Tekin Altınbay, genellikle yaşla birlikte ortaya çıkan üst göz kapağındaki sarkma ve alt göz kapaklarında torbalanmaların estetik ve fonksiyonel problemlere neden olduğunu söyledi.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000">Göz kapağı sarkmasının hastaların görmesini de olumsuz etkilediğini ve günlük hayatlarında rahatsızlığa neden olabildiğini dile getiren Op. Dr. Altınbay, Blefaroplasti ve Browplasti adı verilen ameliyatlarla göz kapaklarının ve kaşların konumunun düzeltilebildiğini ifade etti.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000">Operasyon hakkında bilgi veren Op. Dr. Beyza Tekin Altınbay, “Yaşla birlikte ve yapısal nedenlerle üst göz kapağında sarkmalar ve alt göz kapaklarında torbalanmalar oldukça sık görülen bir durum. Alt göz kapağındaki gevşeme ve bozulmaların sonucunda gözyaşı kalitesi bozulup göz kuruluğu nedeniyle hayat kalitesi bozulabilir. Aynca üst göz kapağı düşüklüğü nedeniyle kişiler kaşlarını kaldırarak kapaklarını açmak istediklerinden, bu durum yorgunluk ve baş ağrısı yaratabileceği gibi, hastanın dış görünüşünü de etkiler. Bazen bu kapak düşüklüklerine kaş düşüklüğü de eşlik edebilir. Blefaroplasti ve Browplasti adı verilen ameliyatlarla göz kapaklarının ve kaşların konumu düzeltilir. Ameliyatlar lokal anestezi altında yapılır. Aynı seansta üst göz kapakları, kaşlar veya hem alt hem üst göz kapakları birlikte ameliyat edilebilir. Ameliyat sonrasında kapaklarda hafif ödem ve morarma olabilirse de birkaç hafta içinde bu durum düzelir” diye konuştu.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><strong>GÖZ KAPAĞI DÜŞÜKLÜĞÜ ERKEN YAŞTA TEDAVİ EDİLMELİ</strong></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000">Op. Dr. Beyza Tekin Altınbay,Göz kapağı düşüklüğü, (pitozis) hastalığının çocuklarda ve erişkinlerde farklı rahatsızlıklara neden olduğunu belirterek erken tedavinin önemli olduğunu söyledi.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000">Altınbay, şu bilgileri verdi: “Çocuklarda göz kapağı düşüklüğü, estetik ve psikolojik sorunların ötesinde kalıcı göz tembelliğine neden olduğundan, özellikle göz bebeğini örtüyorsa mümkün olduğu kadar erken ameliyat edilmelidir. Erişkinlerde ise göz tembelliği yapmaz, ancak göz bebeğini örterse görmeyi bozar, yorgunluk ve sosyal problemlere neden olur. Göz kapağı düşüklüğü tek gözde olabileceği gibi her iki gözde de olabilir. Yaşlanmayla birlikte olan göz kapağı düşüklüğü ameliyatları Blefaroplasti operasyonuyla birlikte yapılmalıdır. Yoksa sadece Blefaroplasti yapıldığında görmenin rahatlaması tam olarak gerçekleşmeyecektir. Bu nedenle bireyler kapak ameliyatlarından önce ayrıntılı bir göz muayenesinden geçmeli ve kişiye özel ameliyat planlanmalıdır. Pitozis ameliyatları lokal anesteziyle hasta ile iletişim halinde yapılan ameliyatlardır. Ameliyat sırasında birkaç kez hastanın kapaklarını açması, hareket ettirmesi istenir ve ince ayarlarla iki göz kapağının da eşit olması sağlanır. Ameliyat sonrasında ödem ve rahatsızlık vermeyecek ölçüde morluklar oluşabilir. Birkaç hafta içine bu durum düzelir. Ameliyat sonrası kişiler genellikle yaşam kalitelerinin arttığını, sosyal ilişkilerinin düzeldiğini ve görünüşlerinin olumlu yönde değiştiğini ifade etmektedir "</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Jul 2024 13:47:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2024/07/goz-kapagi-ameliyatlari-basarili-sonuclar-veriyor-1720450189.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Biz Tatildeyiz Ama Beynimiz Tatil Yapmıyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/biz-tatildeyiz-ama-beynimiz-tatil-yapmiyor-5739</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/biz-tatildeyiz-ama-beynimiz-tatil-yapmiyor-5739</guid>
                <description><![CDATA[Eğitim Danışmanı Barış Balcı, beynimiz için mevsim geçişlerinin ve tatillerin pek bir anlam taşımadığını belirterek, “Biz tatildeyiz ama beynimiz tatil yapmıyor. Yazın da tüm fonksiyonlarıyla çalışmaya devam ediyor. Beyninizi bu dönemde neyle meşgul ederseniz, o alanda kendini geliştirir” dedi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Eğitim Danışmanı Barış Balcı, beynimiz için mevsim geçişlerinin ve tatillerin pek bir anlam taşımadığını belirterek, “Biz tatildeyiz ama beynimiz tatil yapmıyor. Yazın da tüm fonksiyonlarıyla çalışmaya devam ediyor. Beyninizi bu dönemde neyle meşgul ederseniz, o alanda kendini geliştirir” dedi. Balcı, yaz döneminde yapılabileceklerle ilgili öğrencilere önerilerde bulundu.<br />
Eğitim Danışmanı Barış Balcı, mevsim geçişlerinin ve tatillerin beynimiz için özel bir anlamı olmadığını vurgulayarak, "Tatilde olduğumuzu düşünsek de, aslında beynimiz tatil yapmaz. Yaz aylarında da beynimiz tüm fonksiyonlarıyla çalışmaya devam eder. Bu dönemde beyninizi hangi aktivitelerle meşgul ederseniz, o alanlarda kendinizi geliştirebilirsiniz" şeklinde konuştu. Balcı, öğrencilere yaz döneminde yapabilecekleri konusunda çeşitli önerilerde bulundu.Yaz aylarında insanlarda rehavet olduğunu ve vites düşürdüklerini belirterek, “Bir takım koşullar veya zorunluluklar oluşturulmadığında beyin rehavete ve yılgınlığa da alışabiliyor. Bir tarlayla ilgilenmediğinizde nasıl dikenler, otlar biter, taşlarla dolar verimsiz bir araziye dönerse beyin için de bu böyle” dedi.<br />
Beynimizden her gün 60 ila 80 bin düşünce geçtiğini kaydeden Barış Balcı, ‘Nasıl bir sporcu antrenman yaptıkça becerisini geliştiriyor güçleniyorsa beyin de öyle. Çalıştırdığı alan doğrultusunda daha aktif ve daha etkili oluyor. İyi bir şey için mi çalışıyor kötü bir şey için mi çalışıyor bunu sorgulamıyor, sadece yerine getirmeye çalışıyor.&nbsp; Bu nedenle yaz döneminde beyninizi neye yönlendirirseniz o alanda gelişim sağlayacaktır” diye konuştu.<br />
Eğitim Danışmanı Barış Balcı, yaz döneminin özellikle öğrenciler için fırsat olduğunu belirterek önerilerde bulundu. Balcı şunları söyledi:<br />
“Beynimiz 24 saat öğrenmeye açık. Beyin kendini sürekli yeniliyor. Biz düşündükçe, ürettikçe, yeni bir şeyler öğrendikçe beynimizi daha iyi çalıştırmış oluyoruz. Beyni düşünmeye, sorgulamaya, öğrenmeye itmediğimizde ise daha pasif, daha durağan hale geliyor.<br />
<strong>Yaz döneminde becerilerinizi geliştirebilirsiniz</strong><br />
Beynimiz öğrenmekten yeni bir şey deneyimlemekten keyif alıyor. Yaz döneminde öğrencilerin dersi ödevi olmayabilir ama kitap okumaya zaman ayırabilir. Becerilerini geliştirmek için zaman ayırabilir. Bir enstrüman çalmak, yabancı dil öğrenmek, bir spor dalı ile ilgilenmek, satranç oynamak gibi. Beyni aktif tutmayla ilgili bir şeyler yapmasını öneriyorum. Yeni insanlarla etkileşimde bulunabileceği alanlarda bulunmak da beyin için çok faydalı.<br />
Tatilinizi telefon, bilgisayar başında geçirmeyin<br />
Tatilde sadece telefon, tablet, bilgisayarla zaman geçirmek doğru değil. Teknolojinin varlığı güzel, ama kişi bunu kendisini geliştirmek için kullanırsa faydalı. Örneğin bir dil öğrenmek için teknolojiden yararlanılabilir. Telefonda sürekli oyun oynadığınızda bu zihninizi meşgul ediyor ama beyninize bir kazanım sağlamıyor. Yaratıcılığınızı, üretkenliğinizi sınırlamış oluyorsunuz.<br />
<strong>Beyin kapalı alanları sevmiyor</strong><br />
Sürekli rutinde kalıp aynı şeyleri yapmaktan keyif almıyor. Beyin hareket halindeyken çok iyi çalışıyor. Durağan kalmak ise beyin sağlığı açısından çok iyi değil. Evde, okulda, ofiste, arabada sürekli Küçük kapalı alanlarda kalıyoruz.. Beyin açık alandayken daha iyi çalışıyor. Görüş alanımız genişken, ufku gördüğümüz anlarda zihinsel performansı daha iyi daha aktif oluyor. Fırsat buldukça uzaklara bakmak, biraz yürümek gerekiyor. Haftanın belirli günlerinde açık alana çıkmak iyi gelir. Güzel bir resme bakmak, güzel bir şiir okumak, güzel bir müzik dinlemek de beyni farklı yönleriyle uyarıyor ve iyi geliyor.<br />
Yabancı Dil, Hızlı Okuma, Mental Aritmetik gibi kurslara katılabilirsiniz<br />
Öğrenciler yaz döneminde becerilerini geliştirebilecekleri kurslara ve yaz okullarına katılmalılar. Belediyeler ve Gençli Spor İl Müdürlüğü gibi kurumlar birçok ücretsiz kurslar açıyorlar. Bunlara katılabilirsiniz.<br />
Ben de yaz döneminde öğrencilere ”Anlayarak Hızlı Okuma” seminerleri veriyorum. Burada yapılan çalışmalar çocukların akademik süreçlerine katkı sağlıyor, yaz döneminde zihinlerini daha dinç tutmalarını sağlıyor. Bu programda Dikkat, odaklanma, verimli çalışma, zaman yönetimi buna benzer etkili öğrenme ile ilgili becerilerini de geliştirmiş oluyorlar. Bu nedenle hızlı okuma programına katılmalarını öneririm.<br />
Bununla birlikte mental aritmetik, yabancı dil kursu da yaz aylarında öğrencilerin kendilerini geliştirmeleri için tercih edilebilir.<br />
Folklör ve takım sporları ise kişiye takım çalışmasını öğretiyor. Bunlar ileride iş hayatı için çok güzel kazanımlar sağlıyor. Bunları yapmayanlar ileriki yaşlarında takım çalışmalarına uyum sağlamakta zorluk çekiyorlar.<br />
Sınav öğrencileri yaz okullarına gidebilir<br />
Diğer yandan seneye sınava girecek olan öğrenciler yani 7. Sınıftan 8’e geçenler ve 11’den 12’ye geçenler yaz döneminde kamplara katılabilirler. Dershanelerin yaz kursları, yaz okulları var Bunlara katılma şansları olursa, burada yapacakları geçmiş konuların tekrarı ve gelecek konularla ilgili ön hazırlık çalışmaları faydalı olacaktır.<br />
<strong>Evde kendi kendine sınava nasıl hazırlanılır?</strong><br />
Dershaneye gitme fırsatı olmayıp kendi kendine evde çalışmayı düşünen sınav adaylarına ise önerim, kendi sınava hazırlık programlarını oluştursunlar. Öğleden önce, öğleden sonra ve akşam olmak üzere günü 3’e bölerek değerlendirebilirler. Birer saat bile çalışsalar günde 3 saat eder. Ancak bunu istikrarlı bir şekilde sürdürmeleri, programa uymaları gerekir. Programı eksik ve güçlü yönlerini belirleyerek yapsınlar. Bunun için okuldaki rehber öğretmenlerinden destek alabilirler.<br />
Ben de sınav koçluğu yapıyorum. Öğrencilerin kendilerini görmelerini sağlıyorum. Deneme analizleri yapmak, zaman yönetimi, günlük plan yapma, gelecekle ilgili hedef ve amaç belirlemeleri için onlara rehber oluyorum. Onların alacakları kararları, atacakları adımları daha iyi belirlemelerine katkı sağlıyor.<br />
Sabah 8 ile 11 arası zihnin çok iyi çalıştığı bir zaman aralığıdır. Sabah saatlerinde zorlandıkları derslerle ilgili konu tekrarı yapmalarını öneriyorum. Öğleden sonra test çözümü yapılabilir. Akşam saatlerinde ise video izleme, özet çıkarma gibi pasif öğrenmeye zaman ayırabilirler.<br />
Öğrenciler daha çok güçlü oldukları dersle ilgileniyorlar. Ama sınavda alanlarındaki bütün derslerden soru soruluyor. Bu nedenle zayıf ve geliştirmeleri gereken derslere ve konulara daha fazla zaman ayırmaları gerekiyor. Ne kadar erken güçlenirlerse kendilerine o kadar avantaj olur.<br />
<strong>Kitap okumayı alışkanlık edinin</strong><br />
Günde 15-20 sayfa kitap okumak, bunu rutin haline getirmek, düzenli ve sistemli sürdürüyor olmak çok değerli. İlköğretim öğrencileri sabah ve akşam saati günde iki kez 20-30 sayfa okumalarını öneriyorum. Ortaokul ve lise öğrencileri biraz daha fazla okuyabilirler. Yetişkinler de düzenli kitap okumalı.<br />
Yaz aylarında iş tecrübesi edinmek<br />
Öğrencilerin için yaz döneminde birkaç hafta da olsa bir işte çalışmalarını öneriyorum. İş öğrenmek, para kazanmaktan ziyade deneyim elde etmeleri önemli. Mutlaka ilerideki mesleğiyle ilgili, işle ilgili olmak zorunda değil. Bir kuaförün yanında, bir eczacının yanında olabilir, nerede olduğu çok da önemli değil. Hayatla ne kadar erken tanışırlarsa ileride liseyi, üniversiteyi bitirdiklerinde iş hayatına adaptasyonları çok daha kolay olur.<br />
Gelecekte yapmak isteğini işle ilgili, hedefi hayaliyle ilgili bir alanda çalışırsa tabii ki çok daha iyi olur. O alanda işinde iyi olan birini görmek ona ilham ve motivasyon sağlar.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 04 Jul 2024 19:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2024/07/biz-tatildeyiz-ama-beynimiz-tatil-yapmiyor-1720111150.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Katarakt ve Görme Kusurları Tek Operasyonla Tedavi Ediliyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/katarakt-ve-gorme-kusurlari-tek-operasyonla-tedavi-ediliyor-5707</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/katarakt-ve-gorme-kusurlari-tek-operasyonla-tedavi-ediliyor-5707</guid>
                <description><![CDATA[Kaşkaloğlu Göz Hastanesi hekimlerinden Op. Dr. Sedat Selim, trifokal göz içi lenslerinin hem katarakt hem de görme kusurlarının tedavisinde tek operasyonla başarılı sonuçlar verdiğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="color:#111111">Kaşkaloğlu Göz Hastanesi hekimlerinden Op. Dr. Sedat Selim, trifokal göz içi lenslerinin hem katarakt hem de görme kusurlarının tedavisinde tek operasyonla başarılı sonuçlar verdiğini söyledi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="color:#111111">Halk arasında 'Akıllı Lens' olarak bilinen trifokal göz içi lenslerinin uzak, orta ve yakın mesafede büyük görüş kolaylığı sağladığı bilgisini veren Op. Dr. Sedat Selim, özellikle 40 yaşın üzerindeki kataraktı olan veya miyop, astigmat, hipermetrop gibi görme kusurları bulunan hastalarda Refraktif lens değişiminin uygulandığını belirtti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="color:#111111">Covid19 nedeniyle herkesin maske taktığı günümüzde gözlük kullananların camlardaki buharlaşma nedeniyle sıkıntı yaşadığına dikkat çeken Dr. Selim, trifokal göz içi lenslerin bu soruna da çare olabildiğini kaydetti.</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="color:#111111"><strong>BAŞARILI SONUÇLAR VERİYOR</strong></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:medium"><span style="color:#000000"><span style="color:#111111">Operasyon hakkında da bilgi veren Op. Dr. Sedat Selim, şunları söyledi: “Göz numaralarından kurtulmak isteyenler için mercek değişim ameliyatı (refraktif lens değişimi) ve katarakt ameliyatlarında uygulanan trifokal lenslerde ameliyat yaklaşık 10 dakika sürüyor. Hasta aynı gün normal yaşantısına dönebiliyor. Refraktif lens cerrahisi uzman hekim gözetiminde uygulandığında başarılı sonuçlar veriyor. Hastanın gözlüksüz bir yaşama başlamasını sağlıyor. Her bireyin göz yapısı farklı olduğu için trifokal lens kullanmaya uygun olmayabilir. Eğer kişide glokom, göz tembelliği diyabetik retinopati ve şaşılık gibi rahatsızlıklar varsa trifokal lens kullanılması uygun değildir”</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 21 Jun 2024 10:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2024/06/katarakt-ve-gorme-kusurlari-tek-operasyonla-tedavi-ediliyor-1718984627.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gözlerinizi güneş ışığından koruyun...</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/gozlerinizi-gunes-isigindan-koruyun-5660</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/gozlerinizi-gunes-isigindan-koruyun-5660</guid>
                <description><![CDATA[Kaşkaloğlu Göz Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, gözlerin yaz aylarında güneşin zararlı ışınlarından en fazla etkilenen organ olduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:medium"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#222222"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Kaşkaloğlu Göz Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, gözlerin yaz aylarında güneşin zararlı ışınlarından en fazla etkilenen organ olduğunu söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#222222"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Yaz aylarında dünyamıza ulaşan ultraviyole ışın miktarının kış mevsimine oranla 3 kat daha fazla olduğunu belirten Asena, güneş gözlüğü seçimi, havuz ve denizlerde gözlerin korunmasının bu dönemde çok fazla önem kazandığına dikkat çekti.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#222222"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Her yaştan insanın yaz tatilinde denizin yanı sıra; havuzları da tercih ettiğini kaydeden Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, hijyen kurallarına uyulmayan yerlerde göz rahatsızlıklarının ortaya çıkabileceğini dile getirdi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#222222"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif"><span style="font-size:medium"><strong>KORUYUCU YÜZME GÖZLÜĞÜ TAKIN</strong></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#222222"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Havuz ve denize girerken koruyucu yüzme gözlüğü takılması gerektiğini vurgulayan Asena, “Özellikle kalabalık havuzlarda mikroplar daha fazla üremektedir. Bu nedenle havuzda uzun süre kalınmaması gerekir. Kontakt lens kullananların denize veya havuza mümkün olduğu ölçüde kontakt lensle girmemelerini öneriyoruz. Havuzlarda mikrop ürememesi için kullanılan klor, uzun yüzme sonrası göz sağlığına zarar verebilir. Bu nedenle yüzme gözlüğü kullanmak önemlidir. Havuzdan çıktıktan sonra duş alarak yüzünüzü yıkamanız da bir diğer önemli konu. Güneş kremi kullanırken de gözlerimizi iyi korumalıyız.&nbsp;</span></span><span style="color:#000000"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Güneş kremi gözlerimize kaçtığı zaman içindeki kimyasallar tahrişe neden olabiliyor. Eğer krem gözümüze kaçarsa mutlaka bol suyla yıkamalıyız</span></span><span style="color:#222222"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">”&nbsp;</span></span></span></span></span></span><span style="font-size:medium"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#222222"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#222222"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif"><span style="font-size:medium"><strong>KALİTELİ GÜNEŞ GÖZLÜĞÜ TERCİH EDİN</strong></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif"><span style="background-color:#ffffff"><span style="color:#000000"><span style="color:#222222"><span style="font-family:Times New Roman,Times,serif">Yaz aylarında etkisi artan ultraviyole ışınlarının, gözlerimiz üzerinde olumsuz etkileri bulunduğunu kaydeden Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena sözlerine şöyle devam etti: “Güneşin uzun yıllar içinde göz kapağında yaratabileceği hasar kansere uzanan ciddi hasarlara yol açabiliyor. Güneş ışınlarına maruz kalan gözde birçok hastalık meydana gelebileceği gibi, güneş ışınları göz kapağında ben, leke, tümör oluşumuna kadar varabilecek sonuçlara da neden olabiliyor. Özellikle çocuklar yazın, güneş ışınlarının altında fazla kalmamalı. Çocuklar güneşe mutlaka şapka ve kaliteli güneş gözlüğüyle çıkmalı. Zararlı güneş ışınlarından korunmak için de mutlaka kaliteli bir güneş gözlüğü kullanılması gerekiyor”</span></span></span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 06 Jun 2024 13:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2024/06/gozlerinizi-gunes-isigindan-koruyun-1717692561.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dikkat! Kaygılarınızın sebebi Anksiyete olabilir</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/dikkat-kaygilarinizin-sebebi-anksiyete-olabilir-5653</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/dikkat-kaygilarinizin-sebebi-anksiyete-olabilir-5653</guid>
                <description><![CDATA[Aile Danışmanı Ebru Özer Özkul, anksiyetenin kişinin kaygı, korku gibi duygulara karşı kontrol edemediği tepkiler vermesine neden olan ve yaygın görülen bir rahatsızlık olduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Aile Danışmanı Ebru Özer Özkul, anksiyetenin kişinin kaygı, korku gibi duygulara karşı kontrol edemediği tepkiler vermesine neden olan ve yaygın görülen bir rahatsızlık olduğunu söyledi. Anksiyete türleri ile ilgili bilgi veren Özkul, anksiyete ile nasıl başa çıkılabileceğini anlattı.<br />
Aile Danışmanı Ebru Özer Özkul, toplumda yaygın bir rahatsızlık olan anksiyete ve türleri ile ilgili önemli bilgiler verdi. Özkul, anksiyetenin kişinin kaygı korku gibi duygulara karşı kontrol edemediği tepkiler vermesine neden olan bir rahatsızlık olduğunu dile getirdi.<br />
Anksiyete Belirtileri<br />
Anksiyete bozukluklarında; kişilerin genellikle zihin ve beden birbirinden bağımsızmış gibi hareket ettiğini ve çoğu zaman kontrolü yitirme ilekarşı karşıya geldiğini kaydeden Aile Danışmanı Ebru Özer Özkul, “Anksiyete yaşayan kişilerde birtakım fiziksel ve duygusal tepkiler ortaya çıkar. Birçok kişi gergin ve huzursuz hisseder. Kalp atışları hızlanır. Hızlı solunuma aşırı terleme gibi fiziksel belirtiler eşlik eder. Bazen titreme, halsiz ve bitkin hissetme yaşadığı endişe ve korku duygusundan dolayı hiçbir işe konsantre olamaz. Bazen de uykusuzluk yaşar” diye konuştu.<br />
Anksiyete bozukluğunun türüne göre risk gruplarının farklı olduğunu anlatan Ebru Özer Özkul, örneğin Yaygın Anksiyete Bozukluğu daha çok kadınlarda görülürken, gelecek kaygısı ve sosyal anksiyetenin daha çok erkeklerde görüldüğünü dile getirdi.<br />
Ebru Özer Özkul, anksiyete rahatsızlığı olan kişilere şu önerilerde bulundu:<br />
Anksiyeteden nasıl kurtulabiliriz?<br />
“Çeşitli, yaşam tarzı değişiklikleri ile kişi anksiyete bozukluğu üzerinde olumlu gelişmeler yaşayabilir. Uyku ve beslenme alışkanlıklarının sağlanması egzersiz yapmak, alkol ve kahve tüketimini azaltmanın kaygı bozukluğunun hafiflemesinde önemli etkileri olduğu araştırmalarda belirtilmiştir.<br />
Bu fiziksel uygulamalardan başka kişi anksiyete ile ilişkili düşünce kalıplarını önce gözden geçirmeli ve kalıpları nasıl değiştirebileceği ile ilgili çaba sarf etmelidir. Eskisinden farklı olarak yaşadığı her yeni durumla, ilgili tehlikeli ve zor olacak önyargısından kaçınmalıdır. ‘’Şöyle bir olayla karşılaşırsam baş edemem dağılırım’ deyip kendini programlamaktan uzak durmalıdır. ‘Geçmişte böyle bir durumla karşılaştım, her şey yine çok kötü olacak’ şeklinde kaygılarını artıracak iç konuşmalardan uzak durmalıdır.<br />
Düşündüğümüz felaket senaryolarının gerçekleşme ihtimalleri düşüktür. Fakat olumsuz ihtimallere odaklandığımızda o ihtimallerin gözükmesi daha olası hale gelebilir. Kendisinin ve başkalarının mükemmel olmasını beklememeli ve baş edemediğinde bir uzmandan yardım almalıdır.<br />
Ebru Özer Özkul nedenleri ile birlikte anksiyete türleri ile ilgili ise şu bilgileri verdi: &nbsp;<br />
İmpulsif Anksiyete<br />
İmpulsif anksiyete bilinçdışındaki dürtüsel yapının aktive olmasından kaynaklanır. Libidinal yapıdan kaynaklanan cinsel arzular ve agresyon biriminden gelen saldırganlık dürtüleri bu yapının kaynağını oluşturur. Bu dürtülerin bastırılması gerekir. Bazı dürtülerin bilince çıkması kişi için çok tehlikeli algılanır. Bu durumda kullanılan savuma mekanizmaları devreye girer.<br />
Bastırma yansıtma gibi savunma mekanizmaları her insanın zaman zaman kullandığı savunma düzeneklerindendir. Bastırma bu dürtüyü hatırlatmaz yansıtma ile bir başkasının yapıp ettiğini eleştirir. Dürtünün değer yargılarına ve dünya gerçeğine göre deşarj olması psişenin yapısına göre dengelenip düzenlenir.<br />
Seperasyon Anksiyetesi (Ayrılma Anksiyetesi)<br />
Seperasyon anksiyetesi ayrılma anksiyetesi anlamına gelir. Bebeğin anneden ayrılma süreci sancılı bir süreçtir. Bu ilk ayrılma sevgi enerjisinden ayrılma ki; anne bebeğin yaşam enerjisidir.<br />
Yetişkinlik yaşamında, anne ve çocuk arasındaki ilişki anne ve türevlerine dönüşür. Bağlı olduğumuz her nesneden bu sevgili, memleket, okul, vb ayrılmakla ilgili içsel tehdit hissettiğimizde yaşadığımız anksiyete türüdür. İlkokulda başlayan çocuğun anneden ayrılamaması, eşinden ayrılmak isteyen bireyin ayrılmakta zorlanması veya işinden ayrılıp bir türlü emekli olamaması gibi örnekler verilebilir.<br />
Kastrasyon Anksiyetesi &nbsp;<br />
Kastrasyon anksiyetesi Freud’un gelişimsel teorisine göre 3- 6 yaşlar arasında ortaya çıkan bir anksiyete türüdür. Erkek çocuk annesine duyduğu arzuların babası tarafından cezalandırılacağından endişe duyar. Ödipal karmaşa yaşanmalıdır ve bunun çözüme kavuşup babayla özdeşim kurması gerekmektedir.<br />
Yetişkin yaşamında bu dönemin yansıması kişi büyüyüp geliştikten sonra baba yerine koyduğu figürler tarafından cezalandıracağım korkusu ile anksiyete yaşar. Bu durum bir iş yapılacağı, biriyle birlikte olacağı zaman tehdit algılamalarıyla belirir.<br />
Kişi içsel dünyasında düşüncelerinden ve duygularından ötürü bir yakalanma korkusu yaşar. Kişi otoritenin onu yargılayacağından korkarak potansiyelinin altında çalışmaya razı olur. Rekabetten kaçınma bu durumun en sık yansıması olarak görülür.<br />
Süperego Anksiyetesi (Suçluluk anksiyetesi)<br />
Süperego anksiyetesi suçluluk hissiyle ilgili bir anksiyete türüdür. Kişi içsel yapıdan gelen arzu ve dürtülere karşı koyamazsa, süperegodan gelen değer inanç ve kurallara göre hareket etmezse kendini suçlu hisseder. Böyle bir durumda yeterince mükemmel yapamazsa hep kendini suçlar.<br />
Burada kişi süperego tarafından suçlanacağını hisseder. Tam ve mükemmel yapma anksiyetesi kişinin sosyal yaşamını ve esnek olmasını zorlaştırır. Dürtü harekete geçip alınan haz artıkça birey cezalandırılacağına dair inancı artar ve bu da anksiyeteyi doğurur.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 05 Jun 2024 15:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2024/06/dikkat-kaygilarinizin-sebebi-anksiyete-olabilir-1717597455.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tütün bağımlılığını yenmeye çalışan gençten &quot;elektronik sigara&quot; uyarısı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/tutun-bagimliligini-yenmeye-calisan-gencten-elektronik-sigara-uyarisi-5624</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/tutun-bagimliligini-yenmeye-calisan-gencten-elektronik-sigara-uyarisi-5624</guid>
                <description><![CDATA[Günde bir pakete çıkan sigara bağımlılığından Bilkent Şehir Hastanesinde gördüğü tedaviyle kurtulmaya çalışan lise öğrencisi Elif Irengün, "daha masum" düşüncesiyle kullandığı elektronik sigaranın çok daha zararlı olduğuna dikkati çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ankara Bilkent Şehir Hastanesi bünyesindeki 18 Yaş Altı Sigara Bırakma Polikliniği, psikososyal destek ve ilaç tedavisi ile çok sayıda gencin sigaradan kurtulmasına destek oluyor.</p>

<p>Poliklinikteki tedavi süreciyle sigara bağımlığından kurtulmaya çalışan gençlerden biri de 17 yaşındaki lise öğrencisi Elif Irengün.</p>

<p>AA muhabirinin görüştüğü İrengün, sigarayla 14 yaşındayken tanıştığını belirterek, "Liseye yeni başladığım zamanlarda arkadaşımın teklifiyle sigaraya başladım. Ona mahcup olmamak için teklif ettiğinde 'hayır' diyemedim, kabul ettim ve aldım. Yaklaşık 3,5 yıldır sigara kullanıyorum, günde bir paketi buluyor." ifadesini kullandı.</p>

<h3>Futbol sevdası sigarayı yendi</h3>

<p>Ailesinin kendisine olan desteği ve spor sevgisi sayesinde sigaradan kurtulmaya karar verdiğini, bunun üzerine Sigara Bırakma Polikliniğine başvurduğunu aktaran Elif, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>"Poliklinikteki sigara bırakma tedavime yeni başladım. Ben profesyonel olarak futbol oynuyorum ve kendimi bu alanda ilerletmek istiyorum. Bunun için sigarayı bırakmak istiyorum, polikliniğe bu nedenle başvurdum. Bütün akranlarıma önerim de çekinmemeleri, gerektiğinde kendilerine böyle tekliflerde bulunan arkadaşlarına 'hayır' demeleri."</p>

<h3>"Bana sigara teklif eden arkadaşımı da buraya yönlendirmek istiyorum"</h3>

<p>Sigara kullanmaya başladıktan bir süre sonra olumsuz etkilerini de görmeye başladığını dile getiren Elif, "Sigara bende sabahları çok kötü öksürük yapıyordu. Zaman zaman nefessiz kalıyordum, saçım, ağzım çok kötü kokuyordu. Kesinlikle herkese sigarayı bırakmasını öneriyorum." diye konuştu.</p>

<p>Kendisini sigaraya alıştıran arkadaşına da seslenen Elif, "Bana sigara teklif eden arkadaşımı da 18 Yaş Altı Sigara Bırakma Polikliniğine yönlendirmek istiyorum." dedi.</p>

<h3>"Türkiye'de satışı yasak ama biz kolayca ulaşabiliyoruz"</h3>

<p>Sigarayı bırakabileceği düşüncesiyle bir dönem "elektronik sigara" kullandığını da dile getiren Elif, şöyle konuştu:</p>

<p>"Elektronik sigarayı ilk olarak bir arkadaşımda gördüm. Bu 'sigara isteğimi azaltır' diye düşünerek elektronik sigaraya da başladım. Fakat asla böyle bir etkisi olmadı, sigara içmemi önlemedi. Türkiye'de elektronik sigara satışı yasak ama biz gençler, bunları nerede bulabileceğimizi biliyoruz, kolayca da ulaşabiliyoruz. Elektronik sigara başlangıçta bana çok masum gelmişti ama Sigara Bırakma Polikliniğine başvurduğumda sigaradan çok daha zararlı olduğunu öğrendim. Bu sayede bilinçlendim."</p>

<h3>Ne kadar erken yaşta başlanırsa o denli kuvvetli bağımlılık gelişiyor</h3>

<p>18 Yaş Altı Sigara Bırakma Polikliniği Sorumlusu Doç. Dr. Demet Taş da bugünün Dünya Tütünsüz Günü olduğuna ve DSÖ'nün 2024'ü "Çocuk ve ergenleri tütün endüstrisinden koruma yılı" olarak ilan ettiğine dikkati çekti.</p>

<p>Tütün ürünlerine ne kadar erken başlanırsa bağımlılık riskinin de o denli arttığına dikkati çeken Taş, "Sigara, elektronik sigara, nargile gibi tütün ürünlerine ne kadar erken başlanırsa beyinde o kadar fazla değişim oluyor ve o kadar kuvvetli bir bağımlılık gelişiyor." uyarısında bulundu.</p>

<p>18 Yaş Altı Sigara Bırakma Polikliniğine başvuran ergenlere öncelikle nabız, akciğer, tansiyon, EKG gibi tetkiklerin yapıldığını, kandaki karbonmonoksit düzeyinin belirlendiğini, psikolog görüşmelerinin gerçekleştirildiğini anlatan Taş, tütün bağımlılığı düzeyini belirleyen bir test de uygulandığını söyledi.</p>

<h3>"Elektronik sigaralar tütün sektörünün bir oyunu"</h3>

<p>Doç. Dr. Taş, ergenlere bağımlılık düzeyine göre, davranışsal terapi ve nikotin yerine koyma tedavilerinin uygulandığını belirterek, tedavi, kontrol sürecine tam uyulduğu takdirde sigaranın bırakılabildiğinin altını çizdi.</p>

<p>Meyve aromaları ve renkli tasarımlarıyla özellikle gençler arasında giderek popüler hale gelen tek kullanımlık elektronik sigaraların da ciddi bir risk olduğunu vurgulayan Taş, şöyle devam etti:</p>

<p>"Elektronik sigaralar da tütün sektörünün bir oyunu. Tütün sektörü, beyinde kalıcı değişiklik yaparak ömür boyu bağımlılık oluşturmak için devamlı gençleri hedefine alıyor. Elektronik sigaraların içinde çok fazla tatlandırıcı konuluyor. Albenili renkler, tatlandırıcılarla bunlar masummuş, zararsızmış gibi pazarlanıp ergenler kandırılıyor. Oysa bu ürünler sigara kadar zararlı hatta çok daha ciddi akciğer hasarı yapabiliyor. Elektronik sigaraların içerisine tütün, nikotin dışında farklı bağımlılık yapıcı maddeler kolaylıkla konabiliyor, içindeki nikotin düzeyi de tam olarak bilinmiyor. Bu çok ciddi bir tehlike."</p>

<p>Demet Taş, 18 yaş altında sigara kullanımının en önemli nedenleri arasında arkadaşlarına "hayır" diyememenin, anne-babanın sigara kullanmasının yer aldığını belirterek, ailelere, sigaradan uzak durma, çocuklarının yanında sigara içmeme ve gençlere, gerektiğinde "hayır" deme becerisi kazandırmalarını önerdi.</p>

<h3>"Marketlerde, AVM'lerde sigara satışı yasaklanmalı"</h3>

<p>Erişkin Sigara Bırakma Polikliniği Sorumlusu Doç. Dr. Mükremin Er de sigarayı bırakmayı birkaç kez deneyip yeniden başlayan kişilerin ümitsizliğe kapılmaması gerektiğini, destek tedaviler, düzenli kontrollerin de katkısıyla sigaranın birkaç deneme sonucu bile olsa mutlaka bırakılabileceğini anlattı.</p>

<p>Çocukları, gençleri tütün endüstrisinden uzak tutmanın önemine vurgu yapan Er, "Marketlerde, bakkallarda, AVM'lerde sigara satışının engellenmesi veya yasaklanması gerekiyor. Sigara bir zehir ve şayet günümüzde, yeni üretilmiş olsaydı asla yiyecek, içecek satılan bir yerde satışına izin verilmezdi. Belki sadece 'tobacco shop' gibi özel yerlerde satılabilir, isteyen de gidip oradan alabilir. Ayrıca sigaraya yönelik vergiler ne kadar artırılırsa içme oranı da o denli azalıyor." görüşünü paylaştı.</p>

<p>Er, çocukların, gençlerin pasif içicilikten korunmasının, internet ortamındaki dizilerde sigara, alkol, madde bağımlılığını özendirici içeriklere de daha sıkı düzenlemeler getirilmesinin önem taşıdığını kaydetti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 31 May 2024 10:18:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2024/05/tutun-bagimliligini-yenmeye-calisan-gencten-elektronik-sigara-uyarisi-1717147619.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GÖZLERDEKİ SİS PERDESİ: KATARAKT</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/gozlerdeki-sis-perdesi-katarakt-5561</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/gozlerdeki-sis-perdesi-katarakt-5561</guid>
                <description><![CDATA[Özel Çağın Göz Hastanesi'nden Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Tural Babashlı, kataraktın etkileri ve tedavi yöntemleri hakkında önemli bilgileri bizler için yazdı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><strong><img alt="katarakt" src="https://www.belturkhaber.be/public/images/detay/cataract-rupture.jpg" style="float:left; height:320px; width:480px" />KATARAKT NEDİR?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Katarakt, gözbebeğinin arkasındaki doğal göz merceğinin&nbsp;şeffaflığını kaybetmesi, kesifleşmesidir. Dışarıdan gelen ışığın görme&nbsp;merkezine ulaşması için gözümüzde tüm tabakaların saydam, yani ışık geçirgen, olması&nbsp;gerekir. Kataraktlaşan mercek opaklaştığından ışığın net şekilde görme&nbsp;merkezine geçmesini engeller ve kişinin görmesi azalır. Özel Çağın Göz&nbsp;Hastanesi'nden Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Tural Babashlı, kataraktın&nbsp;etkileri ve tedavi yöntemleri hakkında önemli bilgileri bizler için yazdı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><strong>KATARAKT KİMLERDE&nbsp;GÖRÜLÜR?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Katarakt doğuştan veya sonradan oluşabilir. Doğuştan olan&nbsp;kataraktlar soyaçekim nedeni ile, bazı hastalıklar sebebi ile ya da anne&nbsp;karnında ilaç veya zararlı maddeye maruz kalma sebebiyle olabilir. Sonradan&nbsp;olan kataraktlar ise en sık yaşa bağlı olarak oluşurlar. 60 yaşının üzerindeki&nbsp;kişilerde göz merceği şeffaflığını kaybetmeye başlar.&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Kataraktın oluşma sebepleri arasında; yaşlanma, ailesinde&nbsp;katarakt hikâyesi olması, diyabet hastalığı, travma ve göz yaralanmaları,&nbsp;kortizon gibi bazı ilaçlar kullanımı, göz içi iltihaplanmaları, radyasyon ve&nbsp;ultraviyole gibi zararlı ışınlara maruz kalınmasını sayabiliriz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><strong>KATARAKTIN BELİRTİLERİ&nbsp;NELERDİR?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Katarakt olan kişilerde en belirgin şikâyet görmenin&nbsp;azalması ve bulanık görmedir. Bunun dışında gözde ışıkta kamaşma, güneşli&nbsp;havada görüşün azalması, gece görüşün bozulması, ışıklar etrafında yansımalar&nbsp;görme, çift görme gibi belirtilerden bir veya birkaç tanesi görülebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Yakını eskisinden daha iyi görmeye başlama da kataraktın&nbsp;belirtilerindendir. Bazı hastalar artık yakın gözlüklerini takmadan gazete&nbsp;okumaya başlarlar, bu durum sevindirici olsa da kataraktın gözde miyoplaşma&nbsp;yaptığı balayı dönemidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Bebeklerde göz bebeğinde beyaz leke, cisimleri takip&nbsp;edememe, gözde kayma katarakt belirtisi olabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><strong>KATARAKT NASIL TEDAVİ&nbsp;EDİLİR?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Kataraktın tedavisi ameliyattır. Ameliyat haricinde bir&nbsp;tedavisi yoktur, ilaç veya gözlük ile katarakt yok edilemez. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><strong>KATARAKT AMELİYATI NE&nbsp;ZAMAN YAPILIR?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Katarakt hastalarında fako yöntemi başladığından beri, eskiden&nbsp;olduğu gibi görmenin tamamen kaybolmasını beklemiyoruz. Önce detaylı göz&nbsp;muayenesi, tetkik ve incelemeler yapıyor ve hastamızın durumunu analiz ettikten&nbsp;sonra bunların sonucuna göre ameliyat zamanına karar veriyoruz. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Günümüzde ameliyat için gözün tamamen görmesinin yok olması&nbsp;beklenmez. Kişinin görme düzeyi istek ve ihtiyaçlarının altında ise ameliyat&nbsp;olunabilir.&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><strong>KATARAKT AMELİYATI&nbsp;OLMAZSAM NE OLUR?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Görme düzeyi gittikçe azalır ve en sonunda göz kör olur.&nbsp;Katarakt göz tansiyonunu yükseltebilir buna bağlı da görme kaybına yol&nbsp;açabilir. Gözde uveit dediğimiz göz içi iltihabına sebep olabilir. Gözün retina&nbsp;dediğimiz arka kısmı detaylı muayene edilemeyeceğinden bu bölgenin hastalıklarında&nbsp;( sarı nokta gibi) teşhis gecikebilir. Bebeklerde ise tedavi gecikmesi göz&nbsp;tembelliğine ve ileride de görüşün az olmasına sebep olabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><strong>KATARAKT AMELİYATI&nbsp;NASIL YAPILIR?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Günümüzde katarakt ameliyatı iğne yapılmadan sadece damla&nbsp;ile uyuşturularak yapılmaktadır.&nbsp; Hastanın&nbsp;hastanede kalmasını gerektirmeyen, &nbsp;günübirlik&nbsp;gelip gittiği, aynı gün gözün görmeye başladığı, kısa süren, ağrısız, acısız,&nbsp;hasta için rahat geçen bir ameliyattır. Hastalarımız genellikle ameliyatın&nbsp;başladığı ve bittiği anı hissetmemektedirler. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Kataraktlaşan, şeffaflığı kaybolan mercek, gözün içinde ses&nbsp;dalgaları ile eritilip alınır. Bu yönteme FAKO adı verilir. FAKO yöntemi ile&nbsp;göz içinde eritilip alınan merceğin yerine yeni bir mercek konulmazsa hasta iyi&nbsp;göremez, bu nedenle bu merceğin yerine yapay mercek konulur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><strong>SARI NOKTA VE GÖZ&nbsp;TANSİYONU HASTALARI KATARAKT AMELİYATI OLABİLİR Mİ?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Sarı nokta hastalığı olanlar katarakt ameliyatı olabilir.&nbsp;Filtre yeteneği yüksek, kaliteli bir mercek kullanıldığında sarı nokta&nbsp;hastalığının ilerlemesinde katarakt ameliyatının etkisi yoktur. Yalnız sarı&nbsp;nokta hastaları ameliyat olsalar da olmasalar da göz doktorunun yakın takibinde&nbsp;olmalıdırlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Göz tansiyonu (glokom hastaları) olanlar da katarakt ameliyatı&nbsp;olabilirler. Hatta bu hastalıkta bazen tansiyonu düşürmek için katarakt ilerlemeden&nbsp;ameliyat önermekteyiz. Bu durumda hekim hastanın durumuna göre karar&nbsp;verecektir. Katarakt ameliyatı, göz tansiyonu üzerinde genellikle düşürücü etki&nbsp;yapar. İleri göz tansiyonunda ise hem tansiyon hem katarakt ameliyatı aynı anda&nbsp;yapılabilir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><strong>KATARAKT AMELİYATI&nbsp;İLE GÖZLÜKLERİMDEN KURTULABİLİR MİYİM?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Evet, katarakt ameliyatı ile gözlük kullanan kişilerin numaraları&nbsp;da yok edilebilir. Hipermetrop, miyop, astigmat, presbiyop kişiler yeni gelişen&nbsp;mercek teknolojileri ile gözlüklerini çıkarabilirler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Son 20 yılda teknolojinin hızla ilerlemesi ile yapay merceklerde&nbsp;büyük gelişmeler oldu. İleri teknoloji sonucu göz içine konulan mercekler&nbsp;kişinin kendi doğal merceğine çok yakınlaştı. Kendi merceğimizin güneş ve&nbsp;zararlı ışınları filtre etme yeteneği artık yapay merceklerde de mevcut. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Katarakt ameliyatı ile hastalığı tedavi etmemizin yanında göz&nbsp;numarasındaki bozukluğunu da yok edilebiliyoruz. Örneğin bir kişi çocukluğundan&nbsp;beri kullandığı yüksek numaralı gözlüklerinden katarakt ameliyatı ile&nbsp;kurtulabilir.&nbsp; Uzak – orta – yakın (akıllı)&nbsp;mesafeli merceklerle,&nbsp; kişinin kullandığı&nbsp;okuma gözlüklerinden de kurtulması mümkün olabiliyor. Bu mercekler ile kişi gözlük&nbsp;takmadan günlük aktif yaşantısına devam edebilmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Uzak yakın mesafeli merceklerin, astigmatı olan kişiler için&nbsp;de üretilmesi her türlü göz kusurunun katarakt ameliyatında tedavi&nbsp;edilebilmesine olanak sağladı.&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><strong>AKILLI MERCEĞE ALIŞMA&nbsp;SÜRESİ VAR MI?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Akıllı mercekler gözü bu durum için uygun kişilere takılır,&nbsp;bu nedenle ameliyat sonrası kişi hemen görmeye başlar, gözlükten farklı olarak&nbsp;bu merceklere uyum sorunu yaşaması nadirdir. Ama en iyi performans birkaç aylık&nbsp;süre alabilir. Daha iyi bir görüş için bu merceklerin iki göze de takılmasını&nbsp;önermekteyiz. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><strong>AMELİYAT SONRASI&nbsp;DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN DURUMLAR NELERDİR?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Hekimin önereceği damla tedavisini düzenli yapmak&nbsp;gerekmektedir. Ameliyat sonrası birkaç gün göze su değdirmemek, gözü&nbsp;ovuşturmamak, çok ağır işlerden kaçınmak gibi bazı kurallara dikkat edilerek&nbsp;kişi işini ve günlük hayatını rahatça sürdürebilir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><strong>SONUÇ OLARAK;</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Katarakt ameliyatı günümüzde teknolojinin getirdiği&nbsp;yenilikler ile çok konforlu bir ameliyat haline gelmiştir. Şikâyetleri olan&nbsp;kişilerin hastalığını geciktirmeden hekime başvurması daha sonra&nbsp;karşılaşılabilecek sorunları çok azaltır. Ameliyat hekimin deneyimi, ileri&nbsp;teknolojik cihazlar, hijyenik bir ortam olduğunda hastanın endişe etmesine&nbsp;gerek olmayacak kadar az riske sahiptir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Hastalarımıza öncelikle sağlıklı bir yaşam diliyoruz ama&nbsp;sağlıkları bozulduğu zaman beklemeden bir hekime muayene olmalarını tavsiye&nbsp;ediyoruz. Her hastalıkta olduğu gibi kataraktta da zamanında müdahale başarı&nbsp;için çok önemli bir anahtardır.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 15 May 2024 08:13:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2024/05/gozlerdeki-sis-perdesi-katarakt-1715757474.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Psikolojik destek almak sorun ve zorluklarla baş etmeyi öğretiyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/psikolojik-destek-almak-sorun-ve-zorluklarla-bas-etmeyi-ogretiyor-5543</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/psikolojik-destek-almak-sorun-ve-zorluklarla-bas-etmeyi-ogretiyor-5543</guid>
                <description><![CDATA[İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Suna Ömerbaşoğlu, psikolojik destek almanın kimi zaman zayıflık, yetersizlik ya da başarısızlık olarak değerlendirilebildiğini, ruhsal sağlık okur yazarlığının artmasıyla beraber bu önyargıların azaldığını söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Suna Ömerbaşoğlu, 10 Mayıs Psikologlar Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada ruh sağlığının korunmasında psikologların rolüne ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>

<p><strong>Psikologlar, baş etme becerilerini geliştirmeye yardımcı olurlar</strong></p>

<p>Psikologların ruh sağlığı hizmeti sunan en önemli meslek gruplarından biri olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Suna Ömerbaşoğlu, “Psikologlar, bireylerin baş etmekte zorlandığı yaşam olaylarında ya da anlam arayışlarında süreçlerine eşlik eden profesyonellerdir. Bireylerin baş etme becerilerini geliştirmeleri ve kendi anlam dünyalarını inşa etmelerini kolaylaştırmak için yargısız ve destekleyici bir tutumla psikoterapi süreçlerini yürütürler. Bu süreçte birey adına karar vermeyen ya da bireyin kararlarına müdahale etmeyen psikologların temel amacı bireyin, terapiye veya terapiste bağımlı olmadan, karşılaştığı sorunların türünden bağımsız olarak olay ya da durumlar karşısında daha güçlü ve bağımsız hissedebilmesi ve daha çözüm odaklı olabilmesidir” diye konuştu.</p>

<p><strong>Psikoterapi süreci herkes için farklılık gösterir</strong></p>

<p>Psikoterapi sürecinin herkes için farklı ve kendine özgü olduğunu kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Suna Ömerbaşoğlu, bu sürecin bir yolculuğa benzediğini belirterek şunları söyledi: “Bu süreci şu metaforla açıklamak daha da somutlaşmasına yardımcı olacaktır. Psikoterapi sürecini iki şehir arasında yapılacak bir yolculuk olarak ele aldığımızda, yolculuk yapılan aracın şoför koltuğunda danışan (psikoterapiye başvuru yapan birey), kopilot koltuğunda ise psikolog (terapist) oturmaktadır. Her ne kadar iki şehir arasındaki mesafe kilometre olarak bilinse de her yolculukta varılmak istenen şehre ulaşma süresi birçok faktöre bağlı olarak nasıl değişiyorsa her bir danışanın terapi süresi de kendine özgüdür.</p>

<p><strong>Terapist danışan yerine kararlar almaz</strong></p>

<p>Terapist yol boyunca var olan dinlenme tesislerine, akaryakıt istasyonlarına, yolların özelliklerine ya da alternatif yollara hâkim olmakla birlikte danışanın bu konularla ilgili seçimlerine müdahale etmez, onun yerine kararlar almaz. Danışanın bu konularla ilgili yaptığı seçimler ve karar alma süreçlerini gözlemler. Bu süreçler birlikte sorgulanarak kişinin kendi zihinsel süreçlerine dair farkındalığının artırılması ve işlevsel şekilde yeniden yapılandırılması hedeflenir. Bu sayede kişinin karar alma ve sorun çözme kapasitesi süreç içinde artar.”</p>

<p><strong>Etiketlenme kaygısı oluşabiliyor</strong></p>

<p>Psikolojik destek almanın kimi zaman bazıları tarafından zayıflık, yetersizlik ya da başarısızlık olarak değerlendirilebildiğini kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Suna Ömerbaşoğlu, “Günümüzde giderek değişmekle birlikte çoğu kişi için psikolojik destek aldığını söylemek utanç kaynağı olabilmektedir. Bireyler, ‘deli’ damgası yemekten eskisi kadar kaygılanmasa da psikolojik destek almayı zayıflık, yetersizlik ya da başarısızlık olarak nitelendirebilmektedir” dedi.</p>

<p><strong>Ruhsal sağlık okur yazarlığı arttıkça bakış açısı değişiyor</strong></p>

<p>Ruhsal sağlık okur yazarlığının artmasıyla beraber kişilerin sadece doktor yönlendirmesi olmadan da psikoloğa başvurabildiğini ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Suna Ömerbaşoğlu, “Psikolojik destek alma söz konusu olduğunda toplumumuzda doğru bilinen yanlışlardan bir tanesi de sadece depresyon, kaygı bozukluğu gibi klinik bir durum söz konusu olduğunda ve doktor yönlendirirse psikoloğa gidilmesi gerektiği yönündeki inanıştır. Bir hekim tarafından gerekli görülmesi, kişilerin başvuru yapmalarını genellikle hızlandırmakla birlikte ruhsal sağlık okur yazarlığının yavaş yavaş da olsa giderek yükselmesiyle kişiler artık hekim yönlendirmesi olmadan da bu tür başvurular için uzman arayışına girebilmektedir” diye konuştu.</p>

<p><strong>İki haftadan uzun süren şikayetlerde psikoloğa başvurulmalı</strong></p>

<p>Ruh sağlığı ile ilgili şikayetlerin iki haftadan uzun sürmesi halinde uzman bir psikoloğa başvurulması gerektiğini söyleyen Dr. Öğretim Üyesi Suna Ömerbaşoğlu, “Depresyon, travma sonrası stres bozukluğu, kaygı bozuklukları gibi klinik tabloların yanı sıra bu tabloları düşündürecek uyku sorunları, iştahta dikkat çeken bir artış ya da azalma ve buna bağlı olarak kiloda artış ya da azalma, bunalmışlık hali, her şeyin yük gelmesi, kişinin hiçbir şey yapmak istememesi, keyif alamama, sık sık ağlamaklı hissetme, huzursuzluk ve her an kötü bir şey oluverecekmiş gibi hissetme gibi durumlar psikolojik destek için en sık başvuru sebepleri arasında yer almaktadır. Zaman zaman kişilerin böyle hissetmesi normal olmakla birlikte bu durumların iki haftadan uzun sürmesi ve kişinin günlük yaşam kalitesini düşürmesi söz konusu olduğunda alanında uzman bir psikoloğa başvurulmalıdır” tavsiyesinde bulundu.</p>

<p><strong>Kronik hastalıkların tedavi süreçlerinde destek önemli</strong></p>

<p>Psikolojik desteğin kronik ağrılar, kanser ve ömür boyu devam eden kronik hastalıkların yönetilmesi sürecinde önemli bir yeri olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Suna Ömerbaşoğlu, “Daha az bilinen bir durum olmakla birlikte migren, fibromiyalji ve miyofasial ağrı sendromları gibi kronik ağrı problemleri, kanser, kronik böbrek yetmezliği, yüksek tansiyon gibi kronik hastalık yaşayan bireylerin hastalığa uyum süreçlerinin sağlıklı yönetiminde psikolojik destek önemli bir yer tutmaktadır. Çünkü bu hastalıkların nedenleri arasında psikolojik zorlanmalar olabildiği gibi tedavi sürecine uyum sağlanmasında ve kişinin işlevselliğinin yükseltilmesinde de psikolojik destek önemli rol oynar” dedi.</p>

<p><strong>Günlük yaşamda karşılaşılan sorunlarla başa çıkmak için destek alınabilir</strong></p>

<p>İletişim sorunları ve cinsel sorunlar başta olmak üzere ilişkisel sorunlar yaşayanların da psikolojik destek alabileceğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Suna Ömerbaşoğlu, “İş stresini yönetememe gibi durumların yanı sıra günlük hayatın akışı içinde herhangi bir konuda belirsizlik yaşayan, karar almakta zorlanan, stresini işlevsel şekilde yönetemeyen herkes psikolojik destek almak için başvurabilir. Tüm bunların yanı sıra aktif herhangi bir sorun tanımlamasa da yaşam kalitesini yükseltmek, kendi iç dünyasını daha yakından tanıyarak kendi anlamlarını inşa etmek isteyen herkes psikoloğa başvurabilir” diye konuştu.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 May 2024 15:29:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2024/05/psikolojik-destek-almak-sorun-ve-zorluklarla-bas-etmeyi-ogretiyor-1715284480.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kalp sağlığınız için spor yaparken bu hatalara düşmeyin!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/kalp-sagliginiz-icin-spor-yaparken-bu-hatalara-dusmeyin-5502</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/kalp-sagliginiz-icin-spor-yaparken-bu-hatalara-dusmeyin-5502</guid>
                <description><![CDATA[Yazın yaklaşmasıyla özellikle fazla kilolardan kurtulmak ya da sıkı bir vücuda sahip olmak amacıyla pek çok kişi spora yöneliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yazın yaklaşmasıyla özellikle fazla kilolardan kurtulmak ya da sıkı bir vücuda sahip olmak amacıyla pek çok kişi spora yöneliyor.</p>

<p>Yapılan bilimsel çalışmalar; düzenli yapılan sporun genel vücut sağlığıyla birlikte kalp sağlığını da önemli ölçüde desteklediğini gösteriyor. Ancak dikkat! Zira bazı kurallara dikkat etmezseniz kalbinize fayda yerine zarar verebilir hatta kalp krizi riskini artırabilirsiniz!&nbsp;<strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Turfan&nbsp;</strong>“Türkiye, kalp hastalıkları açısından riskli bir ülke konumundadır. Bu durum, kalp sağlığını korumak için spor yapmanın ne kadar önemli olduğunu açıkça gösteriyor. Buna karşın bazı kurallar göz ardı edildiğinde istenmeyen sonuçlara neden olabilir ki özellikle kalp hastalığı öyküsü olan kişiler için bu risk daha fazladır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre, Türkiye'de her 10 ölümden 4'ü kalp ve damar hastalıklarına bağlıdır. Türkiye'de her yıl yaklaşık 200 bin kişi <a href="https://www.belturkhaber.be/haber/kalp-sagliginiz-icin-spor-yaparken-bu-hatalara-dusmeyin-5502" rel="tag" title="Kalp sağlığınız için spor yaparken bu hatalara düşmeyin!">kalp krizi</a>, 100 bin kişi de beyin kanaması ve felç geçirmektedir” diyor. Prof. Dr. Murat Turfan spora başlamadan önce ihmale gelmez 3 kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. &nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<ul>
	<li><strong>Doğru sporu seçin!</strong></li>
</ul>

<p>Sağlık durumunuza, yaşınıza ve kondisyonunuza uygun olmayan sporları yapmaktan kaçının. Bu kriterler açısından kendinize en uygun sporu seçmeniz önemlidir. Ayrıca, &nbsp;keyif almanızı sağlayacak ve günlük yaşantınızı zora sokmayacak programlama yapabileceğiniz bir spor seçmeniz de motivasyonunuzu yüksek tutacaktır. Prof. Dr. Turfan “Yeni başlayanlar için yürüyüş, bisiklete binme veya yüzme gibi düşük yoğunluklu egzersizler idealdir. Daha deneyimli sporcular koşu, tenis veya basketbol gibi daha yüksek yoğunluklu <a href="https://www.belturkhaber.be/haber/kalp-sagliginiz-icin-spor-yaparken-bu-hatalara-dusmeyin-5502" rel="tag" title="Kalp sağlığınız için spor yaparken bu hatalara düşmeyin!">egzersiz</a>ler yapabilir. Kronik bir hastalığınız varsa, doktorunuza hangi sporların sizin için uygun olduğunu sorabilirsiniz” diyor.&nbsp;<strong>&nbsp;</strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<ul>
	<li>Yavaş başlayın!</li>
</ul>

<p>Ani ve yoğun egzersizlere başlamak kalp hastalıklarına hatta kalp krizine neden olabilir! Bu nedenle kademeli olarak ilerleyen bir program uygulamak önemlidir. Vücudunuzun yeni egzersiz programına uyum sağlaması için ilk haftalarda kısa süreli ve düşük yoğunluklu egzersizler yapmanız önerilir. Yavaş başlamak; sakatlanma riskini azaltır, motivasyonunuzu korumanıza yardımcı olur, vücudunuzun egzersiz programına uyum sağlamasına zaman tanır. Prof. Dr. Turfan bu noktada şu önerilerde bulunuyor: “İlk hafta 10-15 dakikalık egzersizlerle başlayabilirsiniz. Her hafta egzersiz sürenizi ve yoğunluğunuzu kademeli olarak artırabilirsiniz. Vücudunuzun sinyallerini mutlaka dinleyin. Özellikle göğüs, kas, baş ağrısı, baş dönmesi ya da nefes darlığı gibi şikayetleriniz olursa dinlenmeli ve mutlaka doktora başvurmalısınız. Vücudunuzun susuz kalmaması için de bol su içmeye özen göstermelisiniz.”&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<ul>
	<li>Düzenli olun!</li>
</ul>

<p>Haftada en az 3-5 gün, en az 30 dakika egzersiz yapmak <a href="https://www.belturkhaber.be/haber/kalp-sagliginiz-icin-spor-yaparken-bu-hatalara-dusmeyin-5502" rel="tag" title="Kalp sağlığınız için spor yaparken bu hatalara düşmeyin!">kalp sağlığı</a>nız için idealdir. Düzenli egzersiz; kalp kaslarını güçlendirmeden kan basıncını düşürmeye, kolesterolü dengelemeden stresi azaltmaya dek vücuda birçok fayda sağlar. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Turfan egzersizleri bazen hiç yapmayıp bazen de aşırı yüklenmenin kalbi olumsuz etkileyebildiğini belirterek, egzersizin günlük rutinin bir parçası haline getirilmesi gerektiğini vurguluyor.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 27 Apr 2024 00:52:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2024/04/kalp-sagliginiz-icin-spor-yaparken-bu-hatalara-dusmeyin-1714208120.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mutluluk ve başarının sırrı; psikolojik sağlamlık</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/mutluluk-ve-basarinin-sirri-psikolojik-saglamlik-5474</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/mutluluk-ve-basarinin-sirri-psikolojik-saglamlik-5474</guid>
                <description><![CDATA[Aile Danışmanı Ebru Özer Özkul, psikolojik sağlamlıkla ilgili bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:start"><img alt="Ebru Özer Özkul" src="https://www.belturkhaber.be/public/images/detay/ebru-ozer-ozkul.jpg" style="float:left; height:446px; width:640px" />Hayatta çeşitli risk ya da zorluklarla karşılaşıldığında, zorlu yaşam olayları ile baş etme ve sağlıklı uyum gösterme psikolojik sağlamlığı gündeme getiriyor. <a href="https://www.belturkhaber.be/haber/mutluluk-ve-basarinin-sirri-psikolojik-saglamlik-5474" rel="tag" title="Ebru Özer Özkul,Aile danışmanı,psikoloji,cinsiyet,mutluluk,">Aile Danışmanı</a> Ebru Özer Özkul, psikolojik sağlamlıkla ilgili bilgi verdi.</p>

<p style="text-align:start">Aile Danışmanı <a href="https://www.belturkhaber.be/haber/mutluluk-ve-basarinin-sirri-psikolojik-saglamlik-5474" rel="tag" title="Ebru Özer Özkul,Aile danışmanı,psikoloji,cinsiyet,mutluluk,">Ebru Özer Özkul</a>, psikolojik sağlamlığın; travma, zorlu yaşam olayları ya da belirgin bir risk altında baş etme, sağlıklı uyum gösterme ya da yeterlilik geliştirebilme süreçlerini içerdiğini söyledi.</p>

<p style="text-align:start">Bazen başarıyla bazen de başarısızlıkla baş edebilmek gerektiğini kaydeden Özkul, ”Risk ya da zorluğa maruz kalma durumunda <a href="https://www.belturkhaber.be/haber/mutluluk-ve-basarinin-sirri-psikolojik-saglamlik-5474" rel="tag" title="Ebru Özer Özkul,Aile danışmanı,psikoloji,cinsiyet,mutluluk,">psikolojik</a>sağlamlık gündeme geliyor. Kişinin duruma uyum sağlayarak mevcut tüm olumsuz koşullara rağmen yaşamın farklı alanlarında başarı elde edebilmesi gerekiyor. Bu da psikolojik sağlamlık gerektiriyor” dedi.</p>

<p style="text-align:start">Psikolojik sağlamlığın alt başlıklarında; eğitimsel sağlamlık, akademik sağlamlık, duygusal sağlamlık, davranışsal sağlamlık, ego sağlamlığı gibi kavramların bulunduğunu anlatan Ebru Özer Özkul şunları söyledi:</p>

<p style="text-align:start"><strong>Psikolojik sağlamlığı olan kişilerin özellikleri</strong></p>

<p style="text-align:start">“Eğer kişide yeterlilik ve yetenekleri ile doğru orantılı kendine güven varsa, uyum becerisi, sosyal beceri, özyetkinlik, özerklik, problem çözme becerisi, yüksek benlik saygısı ve ego kontrolü varsa psikolojik sağlamlıktan söz edebiliriz. Otokontrolün olması çok önemli. En önemlisi de yüksek benlik saygısı. Etkili problem çözme becerilerine sahip olmak, özerklik, iyimserlik, geleceğe umutla bakıyor olabilmek psikolojik sağlamlığı olan kişilerde bulunan özellikler. Zeka da psikolojik sağlamlıkla doğru orantılı. Ayrıca daha uyumlu bir mizaca sahip olmak da psikolojik sağlamlık açısından bir avantaj”.</p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start">Psikolojik sağlamlığı olan bireylerin daha mutlu olduğunu ifade eden Ebru Özer Özkul, mizah ve espri anlayışlarının da üst düzeyde olduğunu ifade etti.</p>

<p style="text-align:start">Aile Danışmanı Ebru Özer Özkul psikolojik sağlamlık konusunda şu bilgileri verdi:</p>

<p style="text-align:start">“Psikolojik sağlamlığı olanlar, zorlu yaşantıları tehdit olarak algılamak yerine becerilerini sınayabileceği bir fırsat olarak algılayan, kontrolünü kaybetmeyen, karşılaştıkları olumsuzlukları kendi lehine çevirebilen ve böylece stres seviyelerini düşürebilen insanlar olarak tanımlanıyor. Tüm risk faktörlerine rağmen koruyucu faktörlerle olumlu sonuçlar elde etmeleri söz konusu.</p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start"><strong>Mutlu çocukluk geçirenlerin psikolojik sağlamlığı daha fazla</strong></p>

<p style="text-align:start">Ailede psikolojik sağlamlık çok önemli. Aile içindeki duygusal bağlar, okuldaki veya toplumdaki sosyal destek varlığı psikolojik sağlamlığı olumlu etkileyen faktörler. Sosyal bir çevrenin içinde yer alma, iyi okullarda okuma. Bir gruba ait olmak. Sevildiğin sevdiğin ilişkilerin olması, öyle bir ortamda olmak önemli.</p>

<p style="text-align:start">Diğer yandan; destekleyici sıcak bir ailede büyümeyen çocuğun psikolojik sağlamlığa ulaşması daha zor. Aile içi iletişimin sıkıntılı olması, düşük sosyoekonomik düzey, iyi ebeveynlerin olmaması, bunların hepsi psikolojik sağlamlıkla ilgili bir risk oluşturuyor.</p>

<p style="text-align:start">Yapılan bir araştırmada; psikolojik sağlamlığı olan, mizah ve espri anlayışı olan çocuk ve ergenlerin diğerlerine göre daha sağlıklı, daha az çocukluk hastalığı geçirmiş, fiziksel olarak daha güçlü, uyku ve yeme örüntüleri daha düzenli bireyler olduğu tespit edilmiş.</p>

<p style="text-align:start"><strong>Cinsiyete göre psikolojik sağlamlık</strong></p>

<p style="text-align:start">&nbsp;</p>

<p style="text-align:start">Cinsiyet de psikolojik sağlamlıkla ilişkili görülüyor. Kızların psikolojik sağlamlığı erkeklere oranla daha fazla. Erkekler aile parçalanmalarına, toplumsal etkilere, davranışsal anlamda kızlara oranla daha olumsuz şekilde tepki gösteriyorlar. Bu durumlar erkeklerde davranış bozukluğuna yol açabiliyor, akademik başarılarını olumsuz yönde etkiliyor. Kızlar ise zorluklara rağmen akademik başarıya daha yatkınlar.</p>

<p style="text-align:start">Fakat, genç yaşlarda kız çocuklarının psikolojik sağlamlığı daha fazla iken, ilerleyen yaşlarda erkeklerin psikolojik sağlamlığı kızları geçiyor.</p>

<p style="text-align:start"><strong>Psikolojik sağlamlığı etkileyen faktörler</strong></p>

<p style="text-align:start">Psikolojik sağlamlığı belirleyen birçok bireysel ve çevresel faktör var. Aile, okul, toplum ve çevrenin iyi olması, kişinin kendisiyle ilgili olumlu atıfları, entelektüel kapasitenin yüksek olması, yumuşak başlı ve herkes tarafından sevilen biri olması, iyi sosyoekonomik düzey, hepsi psikolojik sağlamlığı olumlu etkiliyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 18 Apr 2024 10:12:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2024/04/mutluluk-ve-basarinin-sirri-psikolojik-saglamlik-1713433601.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gençlerde artan kalp hastalıkları aşıdan mı yoksa yaşam tarzından mı?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/genclerde-artan-kalp-hastaliklari-asidan-mi-yoksa-yasam-tarzindan-mi-5459</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/genclerde-artan-kalp-hastaliklari-asidan-mi-yoksa-yasam-tarzindan-mi-5459</guid>
                <description><![CDATA[Covid aşıları milyarlarca insana uygulandı, sorun yaratsa gözden kaçar mıydı?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:center"><strong>BMJ Journals’da yayımlanan araştırmayı değerlendiren Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Başkanı Prof. Dr. İ. Tayfun Uzbay, “Covid aşıları milyarlarca insana uygulandı. Bir sorun yaratsaydı bu kadar geniş bir popülasyonda gözden kaçırmak mümkün değildi.” dedi.</strong></p>

<p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:center"><strong>Özellikle gençlerde son günlerde arttığı tartışılan kalp hastalıkları ve pıhtıların altında başka önemli nedenler de olabileceğini ve maalesef bunların Covid aşıları kadar gündeme gelip tartışılmadığını kaydeden Prof. Dr. Uzbay, “Günümüz gençlerinde obezite yaygın, iyi ve sağlıklı beslenmiyorlar, daha hareketsizler. Kafein, enerji içecekleri ve amfetamin benzeri stimülanların ve bazı uyuşturucuların kullanımı yaygınlaşıyor. Bütün bunlar gençlerde <a href="https://www.belturkhaber.be/haber/genclerde-artan-kalp-hastaliklari-asidan-mi-yoksa-yasam-tarzindan-mi-5459" rel="tag" title="Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Başkanı, Rektör Danışmanı Prof. Dr. İ. Tayfun Uzbay"> kalp krizi</a> ve pıhtı gibi sorunları tetikleyebilir.” diye bilgi verdi.</strong></p>

<p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:justify">Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Başkanı, Rektör Danışmanı Prof. Dr. İ. Tayfun Uzbay, BMJ Journals’da yayımlanan araştırmaya göre, koronavirüs aşısının, koronavirüs geçiren kişilerde kalp hastalıkları oluşma riskini azaltmasını değerlendirdi.</p>

<p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:justify"><strong>“Medyada da yer alan iddialar toplumda aşı kararsızlığına yol açtı”</strong></p>

<p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:justify">Covid-19 aşılarının kalp hastalığı ve pıhtıya yol açtığına dair çok spekülasyon yapıldığını hatırlatan Prof. Dr. Uzbay, “Bu tür iddialar medyada da yer aldı ve toplumda aşı kararsızlığına yol açtı. Ancak aşıların <a href="https://www.belturkhaber.be/haber/genclerde-artan-kalp-hastaliklari-asidan-mi-yoksa-yasam-tarzindan-mi-5459" rel="tag" title="Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Başkanı, Rektör Danışmanı Prof. Dr. İ. Tayfun Uzbay,">Kalp hastalığı</a>na veya pıhtıya yol açtığına dair iddiaların bilimsel bir dayanağı yoktu ve kanıtlanmış bir bilgi değildi. Kurallara uygun, yeterli denek sayısı içeren, düzgün bir araştırmaya dayanmıyordu. Daha çok medya ve özellikle sosyal medya destekli algı yönetmeye dayalı iddialardı.” dedi.&nbsp;</p>

<p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:justify"><strong>“Aşılanarak hastalıktan korunmak daha sağlıklı bir yaklaşımdı”</strong></p>

<p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:justify">İnsanların normal zamanlarda da çevrelerinde olabilecek olguları sürekli olarak Covid aşılarına bağlanarak korkutulduğunu da kaydeden Prof. Dr. Uzbay, “Bu iddiaların ortaya atıldığı dönemlerde bizim sahip olduğumuz kanıta dayalı bilimsel bilgiler Covid-19’un nedeni olan virüsün ve hastalığın kalpte hasar oluşturabileceğini ve insanları pıhtıya yatkınlaştırdığına işaret ediyordu. Yani aşılanarak hastalıktan korunmak daha sağlıklı bir yaklaşımdı.” diye konuştu.&nbsp;</p>

<p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:justify"><strong>“Aşılar kalp hastalığı ve pıhtıya neden olsaydı bunu görürdük”</strong></p>

<p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:justify">Bugün gelinen noktada BMJ Journals’da yayımlanan çalışmanın sonuçlarının aklı selim bilim insanlarının önerilerini doğruladığını ifade eden Prof. Dr. Uzbay, “Yirmi milyon kişinin bir yıl boyunca takip edildiği çalışmanın sonuçlarına göre aşıların bırakın neden olmayı, insanları kalp hastalıkları ve pıhtı riskinden koruduğunu gösteriyor. Çalışmadaki örneklem sayısı oldukça yüksektir ve çalışma bilimsel olarak aşıların böyle bir riski olmadığına önemli bir kanıt sunmaktadır. Aşılanmış ve aşılanmamış kişilerin karşılaştırılması da olabilir, ancak şart değil. Aşılar kalp hastalığı ve pıhtıya neden olsaydı bunu aşılanmış grubun içinde de ciddi bir artış olarak görürdük.” şeklinde bilgi verdi.</p>

<p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:justify"><strong>“Kalp hastalıklarının görülme sıklığı belli”</strong></p>

<p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:justify">Kalp hastalıklarının toplumda görülme sıklıklarının belli olduğunu da kaydeden Prof. Dr. İ. Tayfun Uzbay, “Genel toplumda görülme sıklıklarının aşı alanlarda anlamlı ölçüde artması beklenirdi. Öte yandan Covid aşıları milyarlarca insana uygulandı. Bir sorun yaratsaydı bu kadar geniş bir popülasyonda gözden kaçırmak mümkün değildi. Çünkü özellikle bilimi önemseyen ülkelerde aşılananlar ve aşı etkileri yakından izlendi. Olumsuz bir durum aşılamanın durdurulması ve iznin askıya alınması ile sonuçlanırdı.” dedi.&nbsp;</p>

<p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:justify"><strong>Gençlerde artan kalp hastalıkları…</strong></p>

<p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:justify">Aşı karşıtı lobilerin toplum sağlığına zarar verecek şekilde algı yönetimi yapmaya çalıştığını ifade eden Prof. Dr. Uzbay, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:justify">“Özellikle gençlerde son günlerde arttığı tartışılan kalp hastalıkları ve pıhtıların altında başka önemli nedenler de olabilir ve maalesef bunları Covid aşıları kadar gündeme getirip tartışmıyoruz. Günümüz gençlerinde obezite yaygın, iyi ve sağlıklı beslenmiyorlar, daha hareketsizler ve boş zamanlarında bilgisayar başında daha çok zaman geçiriyorlar.&nbsp;</p>

<p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:justify">Kafein, <a href="https://www.belturkhaber.be/haber/genclerde-artan-kalp-hastaliklari-asidan-mi-yoksa-yasam-tarzindan-mi-5459" rel="tag" title="Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Başkanı, Rektör Danışmanı Prof. Dr. İ. Tayfun Uzbay">enerji içecekleri </a> ve amfetamin benzeri stimülanların ve bazı uyuşturucuların kullanımı yaygınlaşıyor. Bugünlerde metamfetamin yakalamalarının arttığını da görüyoruz. Bütün bunlar özellikle gençlerde kalp krizi ve pıhtı gibi sorunları tetikleyebilir. Ancak aşılarla uğraşırken bunları neredeyse hiç konuşmuyoruz.”</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 14 Apr 2024 19:17:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2024/04/genclerde-artan-kalp-hastaliklari-asidan-mi-yoksa-yasam-tarzindan-mi-1713118853.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ramazan Bayramında Nasıl Beslenmeliyiz?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/ramazan-bayraminda-nasil-beslenmeliyiz-5441</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/ramazan-bayraminda-nasil-beslenmeliyiz-5441</guid>
                <description><![CDATA[Ramazan bayramında beslenme hedeflerinizi, porsiyon kontrolü ve dengeleme yönteminin dışında hunharca yeme dürtüsünü tetikleyen bir tarzda sürdürürseniz vücudun yağlanması kaçınılmaz olacaktır.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Elbette diğer zamanlara göre Ramazan Bayramındaki beslenme rutinlerimiz farklılaşacaktır. Fakat zamansal olarak zaten kuralları belli olan bu süreçten hemen sonrası için bayramdaki kaçamaklara yer vermeden, doğru ve düzenli beslenme alışkanlıklarını sürdürmek kilo yönetimi ve sağlığı korumak adına çok önemlidir.&nbsp;</p>

<p><strong>Bayramda bunlara dikkat edelim;</strong></p>

<ul>
	<li>Ramazan döneminde özlem duyulan ve bayramda daha kolay ulaşılabilen yiyecekleri tüketirken porsiyon kontrolü sağlamayı ihmal etmeyin.&nbsp;</li>
</ul>

<ul>
	<li>Biliyoruz ki Ramazan Bayramının bir diğer adı şeker bayramı, bu dönemde şekerleme veya çikolataların tüketimini kontrol altına alın.</li>
	<li>Bayram ziyaretlerinde geleneksel olarak ikram edilen tatlıları kontrollü halde tüketin. Dengelemek amacıyla daha fazla fiziksel aktivite yapabilir ve öğünlerinizde bulunan karbonhidratları azaltabilirsiniz.</li>
	<li>Bayram ziyaretlerine mümkünse yürüyerek gidin, ikramlıklardan nezaketen küçük porsiyonlarda tüketin. İkramlıkları dengelemek amacıyla öncesi veya sonrasındaki öğünlerinizi hafif yiyeceklerle planlayın.&nbsp;</li>
	<li>Basit karbonhidratlardan zengin, besin değeri düşük fakat kalorisi yüksek besinlerden uzak durun.</li>
	<li>Özellikle bayram kahvaltılarında ultra işlenmiş, trans yağ içeren kızartma ve şarküteri ürünlerine yer vermeyin.</li>
	<li>Sağlıklı beslenmeye ve porsiyonlarınızı küçültmeye özen gösterin çünkü porsiyon kontrolü sağlayamadığınızda sağlıklı besinler tercih ediyor olmanıza rağmen kilo kontrolü sağlayamayabilirsiniz.&nbsp;</li>
	<li>&nbsp;Bayram sofralarında uzun vakitler geçirmeyin, normal yeme hızınızda besinleri iyice çiğneyerek tüketin.&nbsp;</li>
	<li>Öğün atlamayın. Yemeklere aşırı aç şekilde başlamak, yeme kontrolü sağlayamamaya ve kan şekeri dengesizliğine sebep olabileceğinden belirli aralıklarla ana ve ara öğünler yapmaya çalışın.</li>
	<li>Öğünlerinizin dengeli ve yeterli olmasına dikkat edin. Taze sebze, meyvelere, sağlıklı yağlara, tam tahıllı ürünlere, az yağlı kaliteli proteinlere ve baklagillere yer verin.</li>
	<li>Bayram ziyaretlerinde su haricindeki kahve, çay, meşrubat gibi sıvıların tüketimi artabilir dolayısıyla su ihtiyacı hissetmeyebilirsiniz. Ama diğer sıvılar su yerine saymayıp yeterince su içmelisiniz.&nbsp;</li>
	<li>Tatil günlerinde uyku düzeninizi bozup, vücudun sirkadiyen ritmini olumsuz etkilemeyin, gece geç saatlerde yemek veya atıştırmalıklar tüketmeyin.</li>
</ul>

<p>Mutlu ve sağlıklı bayramlara..&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Apr 2024 14:54:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2024/04/ramazan-bayraminda-nasil-beslenmeliyiz-1712593570.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bilim insanları, obeziteye yol açan yeni genetik varyantlar belirledi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/bilim-insanlari-obeziteye-yol-acan-yeni-genetik-varyantlar-belirledi-5432</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/bilim-insanlari-obeziteye-yol-acan-yeni-genetik-varyantlar-belirledi-5432</guid>
                <description><![CDATA[Bilim insanları, obezite riskini artıran 2 yeni genetik varyant belirlediklerini bildirdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:left">Nature Genetic dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, obez olma olasılığını 6 kata kadar artıran ve çocuklarda kilo alımını etkileyen bilinen diğer varyantların aksine, yalnızca yetişkinlerde rol oynayan varyantlar tespit etti.</p>

<p style="text-align:left">Cambridge Üniversitesi Tıbbi Araştırma Konseyi'nden bilim insanları Birleşik Krallık Biyobanka veri tabanında kayıtlı 500 binden fazla kişinin verilerini inceledi ve BSN ile APBA1 adlı iki genin varyantlarının yetişkinlerde obezite riskini artırdığını belirledi.</p>

<p style="text-align:left">Araştırmacılar, Bassoon olarak da bilinen BSN'deki varyantların yüksek diyabet ve yağlı karaciğer hastalığı riskiyle ilişkilendirdiğini ve her 6 bin 500 yetişkinden 1'ini etkilediğini kaydetti.</p>

<p style="text-align:left">Time'e konuşan araştırma yazarlarından Profesör Giles Yeo, bu gen varyantlarını taşıyan kişiler yaşlanınca beyinlerindeki nöronların bozulmaya başlamasıyla beyinde gıda alımını kontrol eden temel devreleri kaldırdığını, bu nedenle bu kişilerin obeziteyle karşılaştığını ekledi.</p>

<p style="text-align:left">Yeo, bu varyantın ilaç şirketlerinin önleyici tedavi geliştirmesine olanak sağlayacağını ifade etti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 06 Apr 2024 01:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2024/04/bilim-insanlari-obeziteye-yol-acan-yeni-genetik-varyantlar-belirledi-1712415821.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kırılan Diş Su veya Sütte Muhafaza Edilmeli</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/kirilan-dis-su-veya-sutte-muhafaza-edilmeli-5423</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/kirilan-dis-su-veya-sutte-muhafaza-edilmeli-5423</guid>
                <description><![CDATA[Travmalara bağlı diş yaralanmaları, bebeklikten genç erişkinliğe kadar sıklıkla karşılaştığımız bir acil durum olmakla birlikte, tüm yaralanma türlerinin de %5’ini oluşturmaktadır. “Okul çağındaki çocukların %25’inde dental travma öyküsü olduğu ve travmatik diş yaralanmalarının dünyada en yaygın görülen hastalıklar arasında 5. sırada yer aldığı biliniyor” açıklamasında bulunan Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir “Bu sayısal değerler de bize gösteriyor ki travma kaynaklı diş kayıplarını önlemek için, herhangi bir diş yaralanması durumunda ne yapmamız gerektiğini bilmek gerekiyor” dedi.           ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Travmalara bağlı diş yaralanmaları, bebeklikten genç erişkinliğe kadar sıklıkla karşılaştığımız bir acil durum olmakla birlikte, tüm yaralanma türlerinin de %5’ini oluşturmaktadır. “Okul çağındaki çocukların %25’inde dental travma öyküsü olduğu ve travmatik diş yaralanmalarının dünyada en yaygın görülen hastalıklar arasında 5. sırada yer aldığı biliniyor” açıklamasında bulunan&nbsp;<strong><span style="font-family:’calibri’">Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir&nbsp;</span><span style="font-family:’calibri’">“</span></strong>Bu sayısal değerler de bize gösteriyor ki travma kaynaklı diş kayıplarını önlemek için, herhangi bir diş yaralanması durumunda ne yapmamız gerektiğini bilmek gerekiyor” dedi.&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</p>

<p>Diş hekimi koltuğuna sınırlı düzeyde tolerans gösterebilen çocuk hastalarda, üzerine bir de düşme, çarpma gibi kazalar yaşandığı zaman, zarar görmüş diş veya dişlere anında müdahale etmek çok kolay olmayabiliyor; ancak travmaya maruz kalan dişlerin ağızda tutulmaya devam edilebilmesi ve tedavi başarısının arttırılabilmesi için mümkün olan en kısa sürede müdahale etmek büyük önem taşıyor. Bu hem çocuk hem ebeveynler açısından yönetilmesi zor bir durum olsa da; süt dişlenme döneminde, altta gelişmeye devam eden daimi diş tomurcuklarının zarar görmüş olabileceğini göz önünde bulundurmak gerekiyor. “Karma veya daimi dişlenme döneminde ise, kalıcı diş kaybı riskinin artabileceği düşünülerek, travma meydana geldikten sonra, en kısa süre içinde, çocuk diş hekimine başvurulması gerekmektedir” açıklamasında bulunan <strong>Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir</strong> sözlerine şöyle devam etti: “Gömülü kalma, konum ve sürme bozuklukları ağız bölgesine gelen kuvvetle, süt dişlenmeye ve çene kemiklerine iletilen ciddi travmaların sonuçlarına bağlı olarak daimi dişlerde görülebilecek sorunlardan bazılarıdır. Hızlı ve doğru müdahale, travmaya bağlı olarak oluşabilecek diş kaybı riskini ve diğer sert, yumuşak doku hasarlarını azaltacağı gibi, diş hekiminin uygulayacağı tedavinin başarı şansını da yükseltir.”</p>

<p><strong>Kırılan diş su veya sütte muhafaza edilmeli</strong></p>

<p>Ağız bölgesine gelen travmalarda ebeveynlerin bilmesi gereken en önemli şeyin, dişin tamamen yerinden çıkması veya diş sert dokularında kırık oluşması olduğunun altını çizen <strong>Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir&nbsp;</strong>“Dış ortamda kalan dişin veya kırık diş parçasının, su veya sütte muhafaza edilerek, en kısa sürede diş hekimine götürülmesi durumunda; yerinden çıkan dişin eski konumuna yerleştirilebileceği, kırık diş parçasının ise yapıştırılabileceğinin unutulmaması gerekiyor. &nbsp;Travma anı ile diş hekimine gidilen zaman arasında harcanan süre ne kadar kısa olursa, uygulanacak olan tedavinin başarı oranı o kadar yükselir” dedi.</p>

<p><strong>‘ToothSOS’ ile gelen ilk yardım</strong></p>

<p>Uluslararası Dental Travmatoloji Derneği (IADT)’nin ağız bölgesine gelen travmaların oluşturabileceği hasarı aza indirmek için geliştirdiği uygulamanın da önemine dikkat çeken <strong>Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir”&nbsp;</strong>IADT, çocuk veya genç yetişkin hastaların travmaya ilk maruz kaldıkları anda yapabilecekleri acil müdahalelerde yönlendirici olması amacıyla, herhangi bir ticari kaygı güdülmeksizin, bir telefon uygulaması geliştirmiştir. ‘ToothSOS’ isimli bu uygulamada, hastalar ve hekimler için ayrı ayrı bilgilendirme linkleri yer almaktadır. IADT yönergeleri doğrultusunda uygulama düzenli olarak güncellenmektedir. Uygulamaya giriş yapıldığında kullanıcıların karşısına ‘Dişim Yaralandı’ ve ‘Diş Yaralanmaları Nasıl Önlenebilir’ seçenekleri çıkıyor. ‘Dişim Yaralandı’ linkine giriş yapıldığında, ebeveynleri, travma kaynaklı oluşabilecek hasarları fotoğraflarla açıklayan bir ekran karşılıyor. Mevcut travma görüntüsüne benzer olduğu düşünülen travma linkine giriş yapıldığında ise, çocuk diş hekimine gidene kadar geçecek olan süreçte yapılması gereken acil müdahaleler için bilgilendirmeler yer alıyor. ‘Diş Yaralanmaları Nasıl Önlenebilir?’ linkinde ise travma riski yüksek olan çocuk ve genç yetişkin hastalar için gerekli olan bilgilendirmeler ve alınabilecek önlemler yer alıyor. Aktif spor hayatı olan bireyler, dişleri normale göre daha önde konumlanan hastalarımız veya ağzına kalem, oyuncak alma gibi alışkanlıkları olan çocuklarda diş travması riski daha fazladır” ifadelerini kullandı. <strong>Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir&nbsp;</strong>travma anında yapılması gereken diğer konu başlıklarını ise şu şekilde sıraladı:</p>

<ol>
	<li>‘ToothSOS’ isimli uygulamanın erişimi hem ios hem de android işletim sistemlerinde ücretsizdir. Ağız ve diş bölgesine alınan travmalarda oluşan yaralanma tiplerine göre çocuk diş hekimine gidene kadar geçecek olan süreçte yapılması gereken acil müdahaleler için bilgilendirmeler yer alır.&nbsp;</li>
	<li>Dişin tamamen yerinden çıkması veya diş sert dokularında kırık oluşması halinde; dış ortamda kalan dişin veya kırık diş parçası, diş hekimine gidene kadar geçen süreçte, su veya sütte muhafaza edilmelidir.</li>
	<li>Yerinden çıkan dişin eski konumuna yerleştirilebileceği, kırık diş parçasının ise yapıştırılabileceği göz önünde bulundurularak; ulaşılabilen diş parçaları eksiksiz olarak diş hekimine iletilmelidir.</li>
	<li>Travma anı ile diş hekimine gidilen süreç arasında harcanan zaman ne kadar kısa olursa, uygulanacak olan tedavinin başarı oranı o kadar yükselir, travmaya bağlı oluşabilecek kalıcı hasarların oranı ise düşer.</li>
	<li>Aktif spor hayatı olan bireyler, dişleri normale göre daha önde konumlanan hastalarımız veya ağzına kalem, oyuncak alma gibi alışkanlıkları olan çocuklarda diş travması riski daha fazladır.&nbsp;</li>
</ol>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 01 Apr 2024 19:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2024/04/kirilan-dis-su-veya-sutte-muhafaza-edilmeli-1711993094.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KANSERDEN KORUNMAK İÇİN RİSK FAKTÖRLERİNİZİ GÖZDEN GEÇİRİN</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/kanserden-korunmak-icin-risk-faktorlerinizi-gozden-gecirin-5422</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/kanserden-korunmak-icin-risk-faktorlerinizi-gozden-gecirin-5422</guid>
                <description><![CDATA[Memorial Bahçelievler Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Hakan Harputluoğlu, “1-7 Nisan Kanser Farkındalık Haftası”nda kanserden korunma yolları ile önemli ilgili bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">İnsan vücudu&nbsp;milyarlarca hücreden oluşuyor. Sağlıklı bir vücutta hücreler yavaş ve düzenli&nbsp;bir şekilde yenilenirken, kanser, bu hücrelerin anormal ve kontrolsüz bir&nbsp;şekilde büyümesiyle ortaya çıkan hastalıklar olarak biliniyor. Hücrelerin bu&nbsp;kontrolsüz büyümesi, tümör adı verilen bir yumru veya kitlenin oluşmasına neden&nbsp;olabiliyor. Kanserin yaşam kalitesi ve süresini olumsuz etkilememesi için her&nbsp;geçen gün bilimsel çalışmalar yapılıyor ve yeni yöntemlerle hasta konforu&nbsp;artırılıyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü’nden Prof.&nbsp;Dr. Hakan Harputluoğlu, “1-7 Nisan Kanser Farkındalık Haftası”nda kanserden korunma&nbsp;yolları ile önemli ilgili bilgi verdi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Kansere zemin hazırlayan 10 risk&nbsp;faktörü</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Kanserle&nbsp;mücadelede aktif rol üstlenen birçok kuruluşun ve bilim insanlarının&nbsp;gerçekleştirdiği araştırmalardan elde edilen bulgulara göre, kanserin&nbsp;gelişmesinde çeşitli faktörler vardır. Bunlar aşağıdaki şekilde sıralanabilir;</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">&nbsp; &nbsp; &nbsp;<strong> 1.</strong> Sigara&nbsp;ve tütün kullanımı&nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">&nbsp; &nbsp; &nbsp;<strong> 2.</strong> Alkol&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">&nbsp; &nbsp; <strong>&nbsp; 3.</strong> Fiziksel&nbsp;aktivite eksikliği&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">&nbsp; &nbsp; &nbsp; <strong>4.&nbsp;</strong>&nbsp;Beslenme&nbsp;alışkanlıkları veya kilo kontrolsüzlüğü</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">&nbsp; &nbsp; &nbsp;<strong> 5.</strong> Aile&nbsp;geçmişi ve genetiği&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">&nbsp; &nbsp; &nbsp;<strong> 6. </strong>Kronik&nbsp;iltihap&nbsp;&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">&nbsp; &nbsp; &nbsp; <strong>7. </strong>Hormonlar&nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">&nbsp; &nbsp; &nbsp; <strong>8.</strong>İmmünosupresyon&nbsp;(Bağışıklık sistemi bozukluğu)</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">&nbsp; &nbsp; &nbsp;<strong> 9. </strong>Yaş&nbsp; &nbsp;&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">&nbsp; &nbsp; &nbsp;<strong> 10. </strong>Çevresel faktörlere maruziyet (radyasyon,&nbsp;güneş ışınları, kimyasal faktörler, virüs veya enfeksiyonlar)</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Kanser çevresel&nbsp;faktörlerin tetiklemesiyle gelişebilecek bir hastalık olmasının yanı sıra&nbsp;kalıtsal olarak da aktarılmaktadır. Özellikle birinci dereceden yakınlarının medikal&nbsp;öykülerinde bu hastalıkla ilgili bir geçmiş varsa, kişinin hastalığa yakalanma&nbsp;ihtimalinin diğerlerine kıyasla yüksek olduğu anlamına gelmektedir.&nbsp; Kansere yakalanmamak için yapılması gereken,&nbsp;diğer risk faktörlerini en aza indirgemektedir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Alkol sigara&nbsp;gibi zararlı ürünlerin tüketilmemesi, düzenli spor alışkanlığı, dengeli ve&nbsp;sağlıklı beslenme gibi hususlarda dikkat edilmesi, hem kansere yakalanma&nbsp;oranının azaltılmasına hem de yaşam kalitesinin artmasına olanak sağlamaktadır.&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Ayrıca çevresel&nbsp;faktörlerin etkileri de kanser üzerinde etkili olmaktadır. Teknolojinin&nbsp;gelişmesiyle birlikte bilgisayar, akıllı telefonlar, tabletler vb. cihazlar ile&nbsp;gün içerisinde çok fazla etkileşim kurulmaktadır. Bu doğal olarak radyasyon&nbsp;maruziyetini, buna bağımlı olarak da kansere yakalanma oranını artırmaktadır.&nbsp;Yine aynı şekilde insanoğlunun ekosisteme verdiği zarar kendilerine kanser&nbsp;başta olmak üzere birçok hastalığın etkeni olarak geri dönmektedir. Basit bir&nbsp;örnek verecek olunursa, ozon tabakasının delinmesi zararlı güneş ışınları ile&nbsp;maruziyete neden olmuştur.&nbsp; Kısacası,&nbsp;kansere yakalanmamak için kalıtımımızı değiştirmek şuan ki şartlarda mümkün&nbsp;değildir. Fakat yaşam kalitemizi artıracak faaliyetlerde bulunmamız, kendimize&nbsp;dikkat etmemizin yanı sıra ekosisteme zararı en aza indirgememiz bu hastalığa&nbsp;yakalanma oranının düşmesini sağlayacaktır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Teknoloji gelişiyor,&nbsp;tedavi yöntemleri değişiyor</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Kanserle&nbsp;tedavide en geleneksel ve yaygın olarak kullanılan 3 ana yöntem mevcuttur.&nbsp;Bunlar cerrahi yöntem, kemoterapi/immunoterapi ve radyoterapi olarak&nbsp;sıralanmaktadır. Cerrahi yöntemde ana amaç tümörlü bölgenin ameliyat ile&nbsp;temizlenmesidir. Kemoterapi veya immünoterapide ise hastalığın seyrine göre&nbsp;tedavi planı yapılarak hastaya belirli dozlarda ilaç verilir. Cerrahi yöntemin&nbsp;uygulanmasından sonra yine hastalığın seyrine göre kemoterapi/ immünoterapi ve&nbsp;radyoterapi uygulanmasına gerek kalmazken, bazı durumlarda bu tedavi&nbsp;yöntemlerinin kombine bir şekilde kullanılması gerekebilmektedir. Kanser&nbsp;tedavisi konusunda bilim insanları tarafından farklı tedavi stratejileri&nbsp;geliştirilmeye devam etmektedir. Bunlar akıllı ilaçların geliştirilmesi,&nbsp;dokuya/hedefe yönelik ilaç taşıyıcı sistemlerin geliştirilmesi, yeni nesil ilaç&nbsp;formülasyonlarının geliştirilmesi, hormon tedavi uygulamaları olarak&nbsp;sıralanabilir.&nbsp; Ayrıca son yıllarda&nbsp;nanoteknoloji alanında, kanser tedavisi üzerinde önemli gelişmeler&nbsp;yaşanmaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Kişiye özel tedavi yöntemi yaklaşımları&nbsp;uygulanıyor</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Her hastanın&nbsp;uygulanan tedavi yöntemine, aynı şekilde yanıt vermesi mümkün değildir. Ancak&nbsp;araştırma sonuçları genele göre belirlenmektedir. Örneğin mesane kanseri için&nbsp;incelenen bir araştırmada, yeni nesil ilacın uygulandığı hasta grubunun sağ&nbsp;kalım oranının, diğer gruba kıyasla yaklaşık 2 kat arttığı gözlenmiştir. Başka&nbsp;bir çalışmada safra yolu kanseri üzerine etkili olduğu düşünülen bir ilaç&nbsp;araştırılmıştır. Safra yolu kanserinin standart tedavisinde bulunan kemoterapi&nbsp;ilaçlarıyla birlikte bir çalışma ilacı da eklenmiş ve iki ayrı kol&nbsp;oluşturulmuş, hastalar bu çalışma kollarına rastgele atanarak, ilaç etkinliği&nbsp;araştırılmıştır. Sağ kalım oranları incelendiğinde çalışma ilacında sağ kalım&nbsp;12.7 ay iken, kontrol grubunda bu oran 10.9 ay olarak belirlenmiştir.&nbsp;Böylelikle her hastada kişiye özel olarak uygulanan ve geliştirilen yeni nesil&nbsp;ilaçlar kanserle mücadelede ve hastaların sağ kalım oranlarında büyük bir&nbsp;pozitif etki göstermiştir.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 29 Mar 2024 16:18:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2024/03/kanserden-korunmak-icin-risk-faktorlerinizi-gozden-gecirin-1711725797.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Oruçluyken ağız kokusu kader değil!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/orucluyken-agiz-kokusu-kader-degil-5406</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/orucluyken-agiz-kokusu-kader-degil-5406</guid>
                <description><![CDATA[Ramazan ayı boyunca, günlük ağız hijyenini korumanın önemine işaret eden uzmanlar, sahur sonrası yapılan normal diş fırçalama ve diş ipi kullanımı, diş arası temizlik ve dil fırçalama gibi rutin uygulamaların, ağız sağlığını korumak için gerekli olduğuna vurgu yaptı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ramazan ayı boyunca, günlük ağız hijyenini korumanın önemine işaret eden uzmanlar, sahur sonrası yapılan normal diş fırçalama ve diş ipi kullanımı, diş arası temizlik ve dil fırçalama gibi rutin uygulamaların, ağız sağlığını korumak için gerekli olduğuna vurgu yaptı. </strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Yemek artıklarının dil yüzeyinde kalması halinde ağızda kötü koku oluşabildiğini dile getiren Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Bu durumda dil kazıyıcılar veya diş fırçası kullanarak dil temizlenmeli ve ağız içi iyice temizlenmelidir. Özellikle diş eti hastalığına yatkın olan kişiler, dikkatli olmalıdır.” dedi.</strong></p>

<p>Üsküdar Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “20 Mart Dünya Ağız Sağlığı Günü” dolayısıyla, ramazan ayında ağız ve diş bakımının nasıl olması gerektiğini anlattı.</p>

<p><strong>Sahur sonrası rutin uygulamalar, ağız sağlığını korumak için gerekli</strong></p>

<p>Ramazan ayı boyunca, günlük ağız hijyenini korumanın önemine işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Sahur sonrası yapılan normal diş fırçalama ve diş ipi kullanımı, diş arası temizlik ve dil fırçalama gibi rutin uygulamalar, ağız sağlığını korumak için gereklidir.” dedi.</p>

<p><strong>Yemek artıklarının dil yüzeyinde kalması halinde kötü koku oluşabilir</strong></p>

<p>Ramazanda açlık nedeniyle oluşabilecek fizyolojik kokuların normal olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, şöyle devam etti:</p>

<p>“Ancak yemek artıklarının dil yüzeyinde kalması halinde kötü koku oluşabilir. Bu durumda dil kazıyıcılar veya diş fırçası kullanarak dil temizlenmeli ve ağız içi iyice temizlenmelidir. Özellikle diş eti hastalığına yatkın olan kişiler, dikkatli olmalıdır. Aksi halde, ani diş eti hastalığına ‘gingivitis’ yol açabilirler, bu da diş etlerinde kanamayla başlayan ve zamanla kemik kaybına neden olan bir durumdur. Bunun önlenmesi için en etkili yöntem, düzenli ve doğru ağız hijyeni uygulamaktır.”</p>

<p>Ramazan boyunca iftar ve sahur arasında etkili bir temizlik sağlamanın önemli olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, böylece ağız sağlığının korunarak, diş problemlerinin önlenebileceğini söyledi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 20 Mar 2024 16:25:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2024/03/orucluyken-agiz-kokusu-kader-degil-1710947505.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Şikayet etme harekete geç!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/sikayet-etme-harekete-gec-5400</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/sikayet-etme-harekete-gec-5400</guid>
                <description><![CDATA[Aile Danışmanı Ebru Özer Özkul, şikayet etmenin sorumluluktan kaçmak anlamına geldiğini söyledi. Özkul, bir şeyden şikayet edip kurtarıcı beklemenin sağlıklı bir yaklaşım olmadığını ifade etti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bazı insanlar neden sürekli şikayet eder?<br />
Şikayet eden sorumluluktan kaçıyor demektir<br />
Şikayet etme harekete geç!</strong><br />
Bazı insanların havanın sıcaklığından, yolun kalabalığından, pahalılıktan, her şeyden şikayet ettiğini belirten Aile Danışmanı Ebru Özer Özkul, şikayet etmenin sorumluluktan kaçmak anlamına geldiğini söyledi. Özkul, bir şeyden şikayet edip kurtarıcı beklemenin sağlıklı bir yaklaşım olmadığını ifade etti.<br />
Aile Danışmanı Ebru Özkul, bazı insanların her şeyden şikayet ettiğini ve kendini haklı çıkarma gayretiyle birlikte sürekli sorumluluk almaktan kaçtığını ifade etti. Şikayet etmede kendini haklı çıkarma gibi bir haz duygusu olduğunu kaydeden Özkul, “Havanın sıcaklığından, yolların kalabalığından, ekonomik durumdan her şeyden şikayet olabiliyor. Şikayet eden şunu demek istiyor: ‘Ben sorumluluk sahibi değilim. Bunun sorumlusu başkaları’&nbsp; Şikayetlenmede topu başkalarına atıp kendini haklı çıkarma gibi bir haz duygusu var” diye konuştu.<br />
Aile Danışmanı Ebru Özer Özkul, çok şikayet eden insanlarla ilgili şu bilgileri verdi:<br />
<strong>Şikayet etmek bir baş etme yöntemi</strong><br />
“Her şeyden şikayet eden insanlar bunu bir baş etme yöntemi olarak sık sık kullanıyorlar. Bir şeyi ne kadar sık yaparsanız, ne kadar çok düşünürseniz otomatik yapma olasılığınız çoğalır. Bir süre sonra bu davranış şekli kişiyle bütünleşiyor. Bir davranış çok fazla yapıldığında kişiyi ona doğru çeken bir sistem ve bu sistemden beslenen bir mekanizma var.<br />
Şikayeti alışkanlık haline getirenleri sürekli; ‘burada bir yanlış yok mu? Ben haksız mıyım?’ gibi söylemlerde bulunuyorlar. Şikayet ediyor ama sorumluluk almıyorlar. Şikayet ettikleri şeyi sahiplenmiyor, sadece bir yanlışlığı, bir eksikliği ortaya koyuyorlar. Şikayet etmek çözüme yönelik bir şey değil. Kişi şikayet etmekle üzerine düşeni yaptığını düşünerek o sorumluluktan da sıyırmış oluyor. Riske girmemiş, karar almamış, sorumluluktan da kurtulmuş oluyor.<br />
<strong>Şikayet eden aslında haksız değil</strong><br />
Şikayet eden kişi aslında haksız değil. Hatta genellikle doğru tespitler yapıyor, bir sorunu ortaya koyuyor.&nbsp; Fakat çözüme yönelik bir adım atmıyor, sorumluluktan kaçıyor. Sorunun çözümünü bir başkasından bekliyor.<br />
Kontrol edemediği şeyleri de şikayet ediyor. Hava çok sıcak, hava çok soğuk gibi. Oysa evimizi arabamızı ısıtabiliriz. Kontrol edebildiği küçük alanları yönetmek yerine kontrol edemediği alanları da şikayet ediyor. &nbsp;<br />
<strong>Kurtarıcı beklemek sorunu çözmüyor</strong><br />
Bir yandan da şikayet etmek kurtarıcı beklemek gibi. ‘Benim dışımda bir kötü başka bir iyi tarafından bertaraf edilirse kendimi iyi hissedeceğim. Dışardaki kötüyü dışardaki iyi halletsin’ düşüncesindeler. Sorunu tespit etmeyi ve ortaya koymayı çok iyi biliyorlar. Ancak sorunun çözüm noktasında kendilerine düşen dinamiği bilmiyorlar. Topu başkalarına atarak sorumluluktan kaçıyorlar. Kişi şikayet enerjisinde kalmaya devam ederken sorun da yerinde duruyor. Ortada bir kısır döngü, bir çözümsüzlük var. Çözüm üretememek ve çözümü başkalarından beklemek sorunun çözülmesine bir katkı sağlamıyor.<br />
<strong>Şikayet mutluluk ve başarı ile ters orantılı</strong><br />
Şikayetin mutluluk ve başarı ile ters orantısı var. Haklı olmayla ilgili bir saplantı olunca kişi fırsatları ve hayatı kaçırıyor. Kişi kendi etki alanında bir konuyla ilgili bir durumu şikayet ettiğinde onu görme potansiyeli de olmuyor. Kendisiyle ilgili bir değişim potansiyeli de olmuyor. Şikayet pasif kalmasına, harekete geçememesine sebep oluyor. Hayatlarındaki fırsatları, yenilikleri şikayet modunun pasifliği nedeniyle göremiyor. Aslında o konuda yapabileceği birçok şey varken, pasif kalıyor. Belki de denese yapacak ve onun üstüne başka bir şey koyacak. Şikayet yeniliklere açık olmayı tamamen aşağıya çekiyor.<br />
Kişiyi zarardan kaçındırıyor ama gelişimini de engelliyor. Zarar görmemek için hep savunma pozisyonunda. olduğunuzda kazanamazsınız. Dolayısıyla şikayet enerjisi; kişinin yaşam düzeyine, kişiliğine, hayatına da olumsuz etki ediyor.<br />
Şikayet eden insanlarda umut diye bir şey yok. Şikayet onu o kadar dolduruyor ki umut ve iyimserlik kalmıyor ortada. Bu hayatta iyi ve güzel şeyler de var.&nbsp; İyi şeyleri de görmek lazım.<br />
<strong>Şikayette sürekli bir haklı olma çabası var</strong><br />
Çok şikayet edenler; haklı olma konusuna, adalet konusuna, haksızlığa uğrama konusuna çok takılıyorlar. Başkalarının ne dediğiyle, arkadan konuşma ile çok fazla meşguller. Sanki onlara bir mutluluk vaat edilmiş gibi. Oysa öyle bir vaat yok. Sanki mutluluk vaadiyle gelmiş de hayal kırıklığına uğramış psikolojisi içindeler. Bizim mutluluğu inşa etme gibi bir sorumluluğumuz var. Eğer sorumluluğu fark etmiyorsan, sana vaat edilen şeyin verilmemiş olması gibi bir hayal kırıklığı yaşıyorsun.<br />
Şikayet; her şeyin mükemmel olmadığı, her şeyin iyi ve düzgün gitmediği, bazı kötülüklerin hataların, yanlışların, haksızlıkların da olabildiğini kabul etmekten uzaklaştırıyor bizi.<br />
<strong>Sürekli şikayet etmek sağlığa zarar</strong><br />
Şikayet etmenin negatif bir duygu yönü de var. Ne kadar negatif bir duyguda kalırsanız, beyin o negatif duygunun içinde kaldığı zamana göre bir direnç oluşturuyor. Stres kortizon hormonlarınız aktive edilmeye başlıyor. Şikayet bir süre sonra kendimize zarar vermeye başlıyor. Beden stres hormonunu bir noktaya kadar tolore ediyor ama stres sürekli olduğunda artık baş edemez duruma geliyor. Bağışıklık sisteminde sıkıntı yaratmaya başlıyor.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 16 Mar 2024 22:18:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2024/03/sikayet-etme-harekete-gec-1710625217.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ramazan&#039;da sindirim problemi yaşamamak için 8 öneri</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/ramazanda-sindirim-problemi-yasamamak-icin-8-oneri-5394</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/ramazanda-sindirim-problemi-yasamamak-icin-8-oneri-5394</guid>
                <description><![CDATA[Ramazan ayında sahuru atlamak veya iftarda çok hızlı ve yağlı yiyecekler tüketmek sindirim sorunlarına yol açabiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ramazan ayında sahuru atlamak veya iftarda çok hızlı ve yağlı yiyecekler tüketmek sindirim sorunlarına yol açabiliyor. Yağlı ve hızlı yemek yemekle birlikte yüksek kalorinin boş mideye bir anda alınmasının hazımsızlık, şişkinlik gibi sindirim problemlerinin yaşanmasına neden olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, Ramazan ayında sindirim problemi yaşamamak için 8 öneride bulundu:&nbsp;</strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<ol>
	<li>İftarınızı açarken 2 bardak oda ısısında su ile 4-5 zeytin veya 1-2 hurma tüketin. Bu sayede kan şekeriniz yavaş yavaş yükselmeye ve vücudun sıvı dengesi sağlanmaya başlar.</li>
	<li>Sindirim için en önemli kural iftarınızı ikiye bölün. Önce başlangıç sonra ana yemek tüketin.&nbsp;</li>
	<li>Başlangıç menüsünde sindirimi kolay besinler olmalı. Örneğin 1 kâse çorba, 4-5 yemek kaşığı zeytinyağlı sebze yemeği ile 1 dilim tam buğday ekmeği tüketilebilir.</li>
	<li>Başlangıç menüsü ile ana yemek arasında 15 dakika dinlenilmeli ve bu sayede başlangıç menüsünde tüketilen besinlerin sindirimine zaman tanınmalı.&nbsp;</li>
	<li>Ana yemekte ise mutlaka et, tavuk, balık, kurubaklagiller gibi protein içeriği yüksek besinler tüketilmeli. Bu sayede vücudun protein ihtiyacı karşılanmalı.</li>
	<li>Ramazan ayı birlik ve beraberlik ayıdır. İftar ve sahur yapılırken sohbet ederek yemekler yavaş tüketilmeli ve iftar sofrasında uzun kalmaya özen gösterilmeli.</li>
	<li>İftar 1-2 saat sonrasında vücudun kan şekerini dengeleyerek tatlı ihtiyacını kesen, vitamin deposu meyve tüketimi mutlaka olmalı. Meyve ile kefir tüketerek sindirim sisteminize katkı sağlayabilirsiniz.</li>
	<li>Sindirim problemi yaşamamak için siyah çay yerine 1 fincan rezene, nane, zencefil çayı tüketilebilir.&nbsp;</li>
</ol>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 13 Mar 2024 12:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2024/03/ramazanda-sindirim-problemi-yasamamak-icin-8-oneri-1710343485.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlık uzmanları Ramazan&#039;a karşı uyardı...</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/saglik-uzmanlari-ramazana-karsi-uyardi-5383</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/saglik-uzmanlari-ramazana-karsi-uyardi-5383</guid>
                <description><![CDATA[Ramazan'a çok az bir süre kala, hazırlıklar sürüyor. Ramazan için hazırlık denince mutfak hazırlığı akla geliyor. Peki, vücudumuzu nasıl hazırlıyoruz?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan ayı yaklaşırken, bazı kişiler için bu dönem zorlayıcı olabilir.</p>

<p>Ramazan öncesinde doğal detoks yaparak, bu döneme daha sağlıklı ve hazır bir şekilde girmek isteyenler için çok önemli bir fırsat var. 26-27 ve 29 Şubat’ta yılın en önemli hacamat günlerinden biri olarak biliniyor.</p>

<p>Bu yöntem sayesinde, “Ramazan beni sarsıyor”, “Ramazan’ın ilk günlerinde zorlanıyorum”, “Ramazan’da sinirli oluyorum”, “Ramazan’a tam odaklanamıyorum.” diyenler için ideal bir çözüm olabilir.</p>

<p>Doğal detoks olan hacamatın bugünlerde yapılmasının önemini değerlendiren Dr. Mehmet Portakal, vücudu arındırmanın ve sağlıklı bir yaşam tarzına geçiş yapmanın Ramazan ayında yaşanan zorlukları hafifletebileceğini belirtiyor. Hacamat gibi doğal yöntemlerle vücudu temizleyerek, dolaşımı düzenleyerek ve metabolizmayı hızlandırarak Ramazan’a hazırlık yapmanın önemine dikkat çekti.</p>

<div>
<div>
<p><strong>RUHSAL FİZİKSEL ZİHİNSEL DENGE İÇİN HACAMAT</strong></p>

<p>Ramazan öncesinde kendini sarsılmış, zorlanmış, sinirli veya odaklanamamış hissedenler için doğal detoksun önemi büyük. Sağlık Bakanlığı’nın geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarından biri olan hacamat güvenilir ellerde şifa kaynağı oluyor. Vücuttaki toksinleri temizleyerek, ruhsal ve fiziksel dengeyi sağlayarak Ramazan ayına daha hazır ve sağlıklı girmenin yolunu açıyor.</p>

<p>Ramazan’ın yaklaştığı bu dönemde, kendinizi daha iyi hissetmek ve bu özel ayın getirdiği manevi değerlerden tam anlamıyla faydalanmak için hacamat çok önemli bir seçenek olarak karşılarına çıktığını belirten Dr. Portakal, "Ayın hareketlerine göre, toksik maddelerin cilt yüzeyine en yakın olduğu zamanlarda yaptırmak daha etkili olduğu biliniyor. Bütünsel sağlığın önemi konusunda çalışmaların özellikle pandemiyle arttığını belirten Dr. Mehmet Portakal, “Koruyucu hekimliğin ne kadar önemli olduğu ve bizim geçmişten gelen ve unutulmaya yüz tutmuş kadim bağlarımızı daha iyi anlamaya başladık. Pandemiyle birlikte temizliğin aslında bizim kendi öğretimiz olduğu, sorunlarla başa çıkmanın geleneksel şifa hazinelerini hayatımızın parçası yapmayı ve modern yaşamın ortaya çıkardığı sorunlarının önemli bir bölümünün aslında kendimize dönerek azaltabileceğimizi gördük. Hacamat da kadim öğretilerimizden biri. Hayatımızı ruhsal, fiziksel ve zihinsel açıdan dengeleyecek önemli bir araç. Ramazan ayıyla birlikte her yıl 11 ayda şaşıran dengemizi yeniden sağlıyoruz. Ancak, dengeyi kurduk derken ayın sonu geliyor. Bu yıl böyle olmaması için vücudumuzu dengeleyecek doğal detoks hacamat ile Ramazan’a daha hazırlıklı girerek farkı görmenizi tavsiye ediyorum" diye konuştu.</p>
</div>
</div>

<div>
<p>Kaynak: İGFA</p>
</div>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 28 Feb 2024 16:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2024/02/saglik-uzmanlari-ramazana-karsi-uyardi-1709136095.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bağımlılığın önlenmesi için kısır döngü aşılmalı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://belturkhaber.be/haber/bagimliligin-onlenmesi-icin-kisir-dongu-asilmali-5382</link>
                <guid>https://belturkhaber.be/haber/bagimliligin-onlenmesi-icin-kisir-dongu-asilmali-5382</guid>
                <description><![CDATA[Aile içi çatışmalar madde kullanımına, madde kullanımı ise çatışmalara yol açıyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h2>Aile içi çatışmaların madde kullanım bozukluklarının tedavisinde önemli bir engel olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’ndan Dr. Öğretim Üyesi Sibel Bolluk, aile içi çatışmalar ile madde kullanımı arasındaki ilişkiye dikkat çekiyor.</h2>

<div>
<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Aile içi çatışmaların madde kullanım bozukluklarının tedavisinde önemli bir engel olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’ndan Dr. Öğretim Üyesi Sibel Bolluk, aile içi çatışmalar ile madde kullanımı arasındaki ilişkiye dikkat çekiyor. Aile desteğinin sağlanması ve kullanıcının bu desteği kabul etmesinin tedavi sürecini hızlandırdığını vurgulayan Dr. Öğretim Üyesi Sibel Bolluk, “Aile içi çatışmalar madde kullanımına, madde kullanımı ise aile içi çatışmalara yol açar” uyarısında bulundu. Hem kullanıcı hem de ailenin diğer üyelerinin birbirlerini suçlamalarının önlenmesi gerektiğini belirten Bolluk’a göre bağımlılığın bir hastalık olarak kabul edilmesi ve tedavi edilebilir bir durum olduğu bilinmeli…</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’ndan Dr. Öğretim Üyesi Sibel Bolluk, 1-7 Mart Yeşilay Haftası dolayısıyla madde ve alkol bağımlılığı konusunda değerlendirmede bulundu.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Kullanımın kontrol edilebileceği düşünülüyor</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Alkol ya da madde bağımlılarının çoğunlukla kullanımı kontrol edebilecekleri düşüncesiyle madde kullanmaya başladıklarını belirten Dr. Öğretim Üyesi Sibel Bolluk, “İlk kullanımdan sonrası tekrar madde alma ihtiyacı doğar. Aynı etkinin sağlanması için kullanım sıklığı ve/veya miktarı zamanla artar. Bu kısır döngünün yerleşmesiyle kişi bağımlılık sürecine girmiş olur” dedi.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Bağımlılıkta tetikleyiciler olabilir</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Alkol ya da madde bağımlılığının başlamasında bazı nedenlerin tetikleyici olabildiğini ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Sibel Bolluk, “Stresi azaltma, çevre tarafından söz ya da davranışla ödüllendirilme, cinsel tatmin ya da performans artışı, bir gruba ait olma hissini sağlama, zevk arayışı gibi sebepler tetikleyici olabilir. Ayrıca bazı kişilik özelliklerine sahip olan kişilerin bağımlılığa daha yatkın olduğu görüşü hakimdir. Bunlar, antisosyal kişilik bozukluğu gibi risk alan, dürtüselliğin eşlik ettiği kişiliklerdir. Düşük eğitim ve düşük gelir düzeyi de bağımlılık için etkenler arasındadır” diye konuştu. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Madde kullanımı beynin işlevlerini bozuyor</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Bağımlılığın bir beyin hastalığı olduğunu kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Sibel Bolluk, madde kullanımının beyin işlevlerini bozduğunu ifade ederek şunları söyledi:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">&nbsp;“Bağımlılık, alkol-madde kullanıcısının beyninde yapısal ve nörokimyasal değişikliklere bağlı olarak istemli madde kullanma davranışının zorlantılı madde kullanımına dönüşmesi biçiminde sonuçlanan bir beyin hastalığıdır. Bağımlıların yaklaşık olarak tümü ilk dönemlerde maddeyi kendi başlarına bırakabileceklerine inanırlar ve tedaviye başvurmadan bırakma girişiminde bulunurlar. Ancak bu çabaların önemli kısmı başarısızlıkla sonuçlanır. Araştırmalar madde kullanımının beyin işlevlerini bozduğunu göstermiştir. Bu bozukluk kişi, maddeyi bıraktıktan sonra uzun bir dönem de devam etmektedir. Bu nedenle tedavinin varlığı, hastanın tekrar madde kullanmamaya başlamasını önlemek için gereklidir. Öte yandan madde kullanıcılarının beklentileri farklı olduğu için tek başına bırakma girişimleri de başarısızlıkla sonuçlanmaktadır. Örneğin maddeyi bırakıp çevresini değiştirmeyi istememek gibi…” </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Tedavi olmayı istemek en önemli aşama…</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Alkol ve/veya madde bağımlılığının tedavi edilebildiğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Sibel Bolluk, “Madde kullanan ve tedavi olmak isteyen, bu konudaki problemlerine çözüm arayan kişi ve yakınları hastanelere bağlı Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi Merkezleri (AMATEM) ile psikiyatri kliniklerine başvurarak tedavi olabilirler. Hasta ve doktor iş birliğiyle yürütülen tedavi, 2-6 hafta arasında hastanede yatarak arındırma ve bir yıl süre ile psiko-sosyal tedavi şeklinde gerçekleşmektedir. Bağımlılık düzelebilir ancak tam iyileşmenin gerçekleşmesi için ciddi bir çaba ve zaman gerekmektedir. Kişinin tedavi olmayı istemesi ve kendini hazır hissetmesi en önemli aşamadır. Alkol ya da madde kullanımında tedavi yaklaşımları diğer psikiyatrik ve fiziksel bozukluklara göre farklılıklar gösterir. Bu bozuklukların tedavisinde çeşitli yaklaşımların farklı yeri ve önemi vardır. Alkol ya da madde kullananların tümüne etkili tek bir yaklaşımdan söz etmek mümkün değildir. Uygun tedavi görenlerde seyir oldukça iyidir. Alkol ya da madde kullanımıyla ilişkili sorunların giderilmesi seyri olumlu yönde etkilemektedir” dedi. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Aile desteği tedavi sürecini etkiliyor</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Bağımlılığı olan bireylere yaklaşımda ailesine ve yakın çevresine önemli görevler düştüğünü belirten Dr. Öğretim Üyesi Sibel Bolluk, sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">“Bireyin tedaviye devam etmesini sağlayan en önemli etkenler arasında isteği, aile ve sosyal desteklerinin olması ve iş yerinden, aileden ya da yasal yönden bireyin baskı altında olması sayılabilir. Aile içi çatışmalar madde kullanım bozukluklarının tedavisinde önemli bir engeldir. Ailenin desteğinin sağlanması ve kullanıcının bu desteği kabul etmesi, tedavi sürecini hızlandırmaktadır. Aile içi çatışmalar madde kullanımına, madde kullanımı ise aile içi çatışmalara yol açar. Hem kullanıcının hem de ailenin diğer üyelerinin aile içi çatışmalardaki rollerini anlamasına yardımcı olunmalı ve birbirlerini suçlamaları önlenmelidir. Bağımlılığın bir hastalık olarak kabul edilmesi ve tedavi edilebilir bir durum olduğu bilinmelidir. Bağımlılığın tedavisi zahmetli bir iştir. Bağımlılık tedavisindeki başarıda ailenin ve çevrenin kişiyi desteklemesi ve motive etmesinin önemi büyüktür.”</span></span></span></span></p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
</div>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 28 Feb 2024 14:47:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://belturkhaber.be/images/haberler/2024/02/bagimliligin-onlenmesi-icin-kisir-dongu-asilmali-1709135450.jpg"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
