Brüksel’de Sessizliğin Bedeli
Brüksel siyasetinde son günlerde en çok konuşulan başlıklardan biri, Saint-Josse-ten-Noode belediyesine yönelik “yönetimine el konulacak” iddialarıdır. Ancak Belçika’nın siyasi ve idari yapısını bilen herkes çok iyi bilir ki, bu ülkenin yönetim sistemi Avrupa’nın en karmaşık modellerinden biridir. Böyle bir yapıda ortaya çıkan her krizin bütün sorumluluğunu tek bir kişinin omuzlarına yüklemek, meseleyi basitleştirmekten başka bir anlam taşımaz. Açık konuşmak gerekirse, bugün yaşanan süreçte ciddi şekilde bir günah keçisi aranıyor.
Asıl dikkat çekici olan ise yıllardır bir araya gelemeyen siyasi yapıların, konu makam ve koltuk paylaşımı olduğunda bir anda uzlaşabilmesidir. İki yıl boyunca hükümet kuramayan anlayışların, çıkar dengeleri söz konusu olunca son dakikada ortak zeminde buluşabilmesi düşündürücüdür. Daha da önemlisi, bu süreçte halkın seçimlerde ortaya koyduğu irade ikinci plana itilmiştir. Seçmen farklı bir mesaj vermiştir; fakat siyaset kulislerinde yine aynı güç dengeleri korunmuştur.
Bugün Brüksel’de yaşayan Türk toplumunun önemli bir bölümü, Türk kökenli siyasetçilerden daha güçlü ve net bir duruş beklemektedir. Ne var ki toplum içinde giderek büyüyen kanaat şudur: Bu sessizlik artık geçici değil, kronikleşmiş bir sessizliktir.
Oysa bu toplumun siyasi hafızası kolay oluşmadı. Bir Emir Kır, bir Sait Köse, bir Emin Özkara, bir Halis Kökten yılların emeğiyle ortaya çıktı. Bu isimler yalnızca seçim kazanan siyasetçiler değildi; aynı zamanda göçmen toplumunun görünürlüğü, saygınlığı ve siyasi temsili için mücadele eden insanlardı.
Bugün artık mesele bireysel kariyer hesaplarının ötesine geçmiştir. Konuşmamız gereken şey toplumsal dayanışmadır. DENK hareketi ve son dönemde ortaya çıkan Team Fouad örnekleri, Avrupa’daki göçmen toplumların kendi siyasi reflekslerini oluşturma arayışının açık göstergesidir. İnsanlar artık yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanmak istemiyor. Karar mekanizmalarında gerçek anlamda söz sahibi olmayı talep ediyor.
Ben de uzun yıllardır Brüksel siyasetini yakından takip eden biri olarak şunu açıkça görüyorum: Özellikle son yıllarda bazı siyasi çevrelerde, başta Parti Socialiste olmak üzere, Türk kökenli siyasetçilere yönelik dışlayıcı bir yaklaşım giderek daha görünür hale gelmiştir. Siyasi görüş farklılıkları olabilir; ancak toplumun temsil gücünü zayıflatacak tavırlar karşısında sessiz kalmak doğru değildir.
Bu nedenle artık Türk toplumunun kendi siyasi gücünü daha örgütlü şekilde oluşturması gerektiğine inanıyorum. Bu noktada Emir Kır gibi deneyimli isimlerin etrafında yeni bir siyasi oluşum fikri daha yüksek sesle tartışılmalıdır. Çünkü mesele artık yalnızca bir kişinin siyasi geleceği değil, bir toplumun gelecekte nasıl temsil edileceği meselesidir.
Elbette herkes aynı düşünmeyebilir. Ancak şu gerçek artık inkâr edilemez: Altmış yıldır bu ülkede yaşayan, çalışan, vergi veren ve nesiller yetiştiren bir toplumun yalnızca seyirci konumunda kalması kabul edilemez. Artık elimizi taşın altına koymanın zamanı gelmiştir.
Çünkü temsil edilmeyen toplumlar zamanla yalnızlaştırılır. Sessiz kalanlar ise başkalarının yazdığı senaryoda figüran olmaktan öteye gidemez.
Halis Kökten- Siyasetçi- Brüksel



















Yorum Yazın
Facebook Yorum