Kimse beni Trabzon karşıtı sanmasın. Ben her zaman Karadeniz insanının çalışkanlığını, kapasitesini ve insani değerlerini takdir etmiş biriyim. Ancak bugün yaşananları konuşurken duygularla değil, gerçeklerle hareket etmek zorundayız.
Son dönemde gündeme gelen yabancı futbolcu transferleri üzerine büyük bir algı oluşturuluyor. Kimileri bunu büyük başarı olarak sunuyor. Oysa gerçek bambaşkadır.
Türk futbolu artık spor olmaktan çıkmış, siyasetin ve büyük sermayenin çıkarlarına hizmet eden bir yapıya dönüşmüştür. Hakem tartışmalarından uluslararası futbol otoritelerinin Türkiye hakkındaki değerlendirmelerine kadar yaşananlar bunun en açık göstergesidir. Etik değerler ayaklar altına alınmış, adalet duygusu zedelenmiştir.
Bugün şehir takımları, halkın takımı olmaktan uzaklaşarak adeta siyasi iktidarın etkisi altında faaliyet gösteren dev şirketlere dönüşmüştür. Futbolun ruhu kaybolurken, tribünler de farklı hesapların aracı haline gelmektedir.
Milli takımımızın büyük törenlerle uğurlanmasını hepimiz hatırlıyoruz. Sonuç ise ortadadır. Adını ilk kez duyduğumuz ülkeler karşısında bile beklenen başarıyı gösteremiyoruz. Çünkü başarı yalnızca pahalı transferlerle değil, sağlam bir sistem ve güçlü altyapıyla gelir.
Ne yazık ki Türkiye, uzun yıllardır kendi futbolcusunu yetiştirmekte başarısızdır. Bir zamanlar Anadolu'nun dört bir yanından kaliteli futbolcular çıkardı. Bugün ise yaklaşık otuz yıldır aynı üretkenliği göremiyoruz. Altyapılar ihmal edilmiş, genç yeteneklerin önü kapanmıştır.
Oysa geçmişte Gençlerbirliği gibi kulüpler, Türk futboluna sayısız değer kazandırıyordu. Bugün ise ülkemiz, dünya futbol pazarının adeta açık bir müşteri konumuna getirilmiştir.
Dün Osimhen, bugün Salah... Milyonlarca avroluk transferler büyük bir başarı hikâyesi gibi sunuluyor. Ancak ülke derin bir ekonomik krizle mücadele ederken bu astronomik harcamaların toplum vicdanında sorgulanması gerekir. Üstelik bugüne kadar bu anlayış, kulüplerimize uluslararası alanda kalıcı bir başarı da getirmemiştir.
Asıl sorunlarımız konuşulmasın diye toplumun dikkati futbol gündemine çekiliyor. İnsanlara adeta "Kuşa bak!" deniliyor. Döviz kuru yükseliyor, hayat pahalılığı artıyor, vatandaş geçim derdiyle mücadele ediyor; fakat gündem transferler oluyor.
Havaalanlarında on binlerce kişinin yıldız futbolcuları karşılaması elbette taraftarlığın doğal bir sonucu olarak görülebilir. Ancak aynı toplumun ekonomik gerçeklerle yüzleşmek yerine bu gösterilere yönlendirilmesi üzerinde düşünülmesi gereken bir durumdur.
Daha da düşündürücü olan ise bazı kamu kurumlarının ve belediyelerin yüksek miktarlarda forma alımlarıyla gündeme gelmesidir. Bu harcamaların hangi kaynaklarla yapıldığı ve kamu yararına ne ölçüde hizmet ettiği şeffaf biçimde açıklanmalıdır.
Futbol; toplumu birleştiren, gençleri spora yönlendiren ve umut veren bir alan olmalıdır. Eğer siyasi hesapların, ekonomik çıkarların ve reklam kampanyalarının aracı haline gelirse kaybeden yalnızca futbol değil, toplumun kendisi olur.
Bu anlayış devam ettiği sürece daha çok yabancı yıldız gelir, daha çok para yurt dışına gider; fakat Türk futbolu yerinde saymaya devam eder.
Yine de umudumu tamamen kaybetmiş değilim. Spor etiğine inanan, toplumsal değerlere sahip çıkan bilinçli taraftarlar bu gidişatı değiştirebilir. Ancak mevcut düzen değişmediği sürece önümüzdeki uluslararası turnuvalarda büyük başarılar beklemek gerçekçi değildir.
Eğer milli takımımız ya da kulüplerimiz uluslararası alanda önemli bir başarı elde ederse, yanıldığımı ilk kabul edecek ve ilk özrü dileyecek kişi de ben olurum.
Halis Kökten


















Yorum Yazın
Facebook Yorum