Bugün modern dünyada hepimiz o kâşifler gibiyiz. Bir sonraki ana, bir sonraki işe, bir sonraki başarıya o kadar hızlı koşuyoruz ki; bedenimiz bir yerlere varıyor ama ruhumuz, neşemiz, huzurumuz hep geride, bir önceki durakta kalıyor.
Bazen sadece durmak ve ruhumuzun bize yetişmesine izin vermek gerekir.
Bir grup Avrupalı kâşif, Afrika’nın balta girmemiş ormanlarında hızla ilerleyip bir an önce hedeflerine ulaşmak istiyordu. Yanlarına yerel kabilelerden birkaç yerli rehber ve hamal almışlardı. Kâşiflerin acelesi vardı; haritaları tamamlamak, hedeflerine bir an önce varmak istiyorlardı. Bu yüzden hamalları sürekli zorluyor, her gün daha hızlı yürümelerini istiyorlardı. Yerliler, sırtlarındaki ağır yüklere rağmen günlerce hiç şikâyet etmeden, kâşiflerin belirlediği o çılgın tempoda koştururcasına yürüdüler.
Ancak yolculuğun dördüncü sabahında, garip bir şey oldu.
Yerli hamalların hepsi bir ağacın gölgesine oturmuş, öylece sessizce duruyorlardı. Ne yüklerini sırtlarına alıyorlar ne de kalkmaya niyetleniyorlardı. Kâşiflerin lideri öfkeyle yanlarına gitti, saatine baktı ve bağırıp çağırmaya başladı: "Ne yapıyorsunuz? Daha çok yolumuz var, zaman kaybediyoruz! Neden durdunuz?"
Yerlilerin yaşlı ve bilge lideri, kâşiflerin bu öfkesine karşı son derece sakin bir şekilde başını kaldırdı. Gözlerinde en ufak bir telaş kırıntısı bile yoktu. Kâşifin yüzüne derin bir saygı ve olgunlukla baktı, ardından hayatın ritmini özetleyen o tarihi cevabı verdi:
"Çok hızlı gittik beyaz adam. O kadar hızlı ilerledik ki, ruhlarımız geride kaldı. Şimdi burada oturmuş, ruhlarımızın bize yetişmesini bekliyoruz."
Günümüz dünyası, insanımızı her şeye hızla ulaşmaya çalışan derinliklerden mahrum tüketim odaklı ‘haz ve hız’çağının bireyleri olarak tanımlanmaktadır.
Bu iki kavram, modern insanın yaşam biçimini, psikolojisini ve sosyal ilişkilerini kökten şekillendiren görünmez birer mekanizmaya dönüşmüştür.
Oysa ki,dinimiz , hem iç dünyada hem de toplumsal hayatta sükûnet, vakar, hilm (yumuşak huyluluk) ve sakinliği büyük bir fazilet olarak görür.
Rad Suresi, 28. Ayet: "Bunlar, iman edenler ve gönülleri Allah’ın zikriyle sükûnete erenlerdir. Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla sükûnet bulur."
Kalın sağlıcakla
Sait ÖZDEMİR
Eğitimci&Yazar






















Yorum Yazın
Facebook Yorum